1. TÜRK-ALMAN ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ SORUNLARI SEMİNERİ – TÜRKİYE’DE KANALİZASYON ve PİS SU TASFİYE TESİSLERİNİN DURUMU

Not: Figürlerin, Tabloların ve Formüllerin daha yüksek çözünürlüklü görüntüleri için görsele sağ tıklayıp “resmi yeni sekmede aç” seçeneğini seçiniz

TÜRKİYEDE KANALİZASYON ve PİS SU TASFİYE TESİSLERİNİN DURUMU

1. TÜRK-ALMAN ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ SORUNLARI SEMİNERİ

Ahmet SAMSUNLU

ÖZET

Cumhuriyet devri Türkiye’si gerek sanayileşme ve gerekse şehirleşme yönünden hızlı bir gelişim içinde bulunmaktadır. Buna karşılık su temini, kanalizasyon gibi alt yapı hizmetlerinde benzer hızla bir gelişimin bulunmayışı mevcut sistemleri, artan ihtiyaçları karşılayamayacak derecede yetersiz kılmıştır. Öte yandan, kentlerin gelecekteki nüfus ve endüstrileşmeleri göz önüne alınarak gerekli planlar yapılmadığından veya yapılan çalışmalar uygulama safhasına sokulamadığından bugün Türkiye’nin belirli bölgelerinde çevre kirliliği sorunu ortaya çıkmıştır.

Bu bölgelerin çoğunda acil tedbirler alma zorunluğu vardır. Konuyla ilgili birçok çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, finansman yetersizlikleri nedeniyle, bunların hiçbiri tatbik edilememektedir.

1. TÜRKİYEDE GENEL GELİŞİM

Türk toplumu uzun süre tarımsal yerleşim özelliğinde yaşamını sürdürmüş ve geçimini tarımsal ürün ve tarıma dayalı endüstri ile sağlamıştır. Ancak son yirmi beş yıldır memleketimizde önemli gelişmeler olmuştur. Türkiye bir yandan hızla endüstrileşirken, bir yandan da kırsal alanlardan kentleşme sürecine girmiş bunun sonucu olarak büyük kentlerimiz beklenmedik plansız gelişmeler göstermiştir.

Türkiye’de ortalama nüfus artışı yılda 3 iken, kentsel nüfus yılda ortalama % 7 civarında bir artış göstermiş ve 1950 de %18,5 olan kentsel nüfus 1960 da % 25,2’ye ve 1970 de de %33,5’e yükselmiştir. Kentlerin bu şekilde gelişmesi su, kanalizasyon gibi çok önemli alt yapı tesislerini yetersiz duruma düşürmüştür. Bu nedenle, endüstriyel ve kentsel artık sular çevreyi aşırı oranda kirletmeye başlamış, önceleri önemsenmeyen kirlilikler son yıllarda önemli bir sorun haline gelmiştir, Haliç, İstanbul’un Marmara kıyıları, İzmit, İzmir ve İskenderun körfezleri ile İzmir’de Melez Çayı ve Ankara Çayı gibi deniz ve akarsularımız sağlığımızı etkileyen bugünkü korkunç duruma düşmüşlerdir. İzmir körfezi artık sularla az yüklendiğinden 1960 a kadar Alsancak Karşıyaka ve Bayraklı’da denize girilebilirken, son yıllarda artan nüfus ve gelişen endüstrinin tesiri ile çok fazla yüklenen körfez bir lağım çukuruna dönüşmüştür.

2. TÜRKİYE’DEKİ KANALİZASYON ŞEBEKESİ VE PİS SU TASFİYELERİNİN GELİŞİMİ

Anadolu’daki kentlerimizin birçoğunda Selçuklulardan ve Osmanlılardan kalmış kargir kanallar vardır ve bazıları şu anda kullanılmaktadır. Türkiye’de modern anlamda kanalizasyon yaptırma girişimine birinci Dünya savaşından önce İstanbul şehri için başlanmış savaş nedeni ile sonuç alınamamıştır. Cumhuriyetten sonra İstanbul, Ankara, İzmir şehirlerinin etütleri yapılmıştır. Son yıllarda İller Bankasınca diğer kentlerin alt yapılarının projelendirilmesi için olumlu çalışmalara başlanmıştır.

2.1 İstanbul’un Durumu

İstanbul’un kanalizasyon sorunu, evlerden ve endüstri sahalarından gelen pis suların ve kullanma sularının hiçbir tasfiyeye tabi tutulmadan yüzeysel sulara verilmeleri nedeniyle üzerinde önemle durulması gereken bir problem halini almıştır. Kentin hızlı nüfus artışı (1970’te 2.248.000 iken 1985’te iki misline çıkacağı – 4.425.000 ve 2020 senesinde 7,5 milyon olacağı tahmin ediliyor) ve sayıları 500’ü aşan, çok çeşitli konularda faaliyette bulunan endüstri merkezlerinin mevcudiyeti göz önüne alındığında, bölgede acil tedbirler alma zorunluğu hissedilmektedir.

Halen 400 km’lik kanalizasyon şebekesi mevcuttur; ancak bunlar şehrin sadece Ç24 kine hizmet edebilmektedirler. Bu şebekenin büyük bir kısmı, karışık sistem olmakla beraber son senelerde ayrık sistem niteliğinde hatlarda ilave edilmiştir. Mevcut karışık sistemin bir bölümü Bizanslılar ve Osmanlılar zamanından kalma, 40 km’lik kısmı bugün de kullanılabilen “Kara kanallar”dır. Geri kalan bölümünü ise 1950 yılına kadar Wild’in tavsiyelerine uyularak ilave edilen karışık sistem kanallar ve 1950’lerden sonrada Kehr’in önerdiği mastır plan gereğince, eldeki şartlar ölçüsünde inşa edilen ayrık sistem kanallar oluşturmaktadır.

Mevcut kanalların topladığı sular, Boğaz ve Haliç 1. boyunca denize akıtılmaktadır. Aslında kentte iki tasfiye tesisi mevcuttur, Bunlardan biri biyolojik tasfiye amacıyla kurulan Ataköy, diğeri ise kısmi’ mekanik tasfiyeye yönelik Haliç tesisidir. Ancak bu iki tesiste çalışmaz durumdadır. Bugün Haliç tesisi, Bakırköy ve Tarabya pompa istasyonlarıyla beraber sadece bir pompa istasyonu vazifesini görmektedir. Bu; nedenle, kentte arıtılmış pis su ve endüstri atıklarının her sene 40-60 milyon m3’ü Boğaz’a Haliç’e ya da Marmara Denizine boşaltılmaktadır, Denizlere ulaşan bu kirlilikler buradaki canlı hayatı da etkilemekte, özellikle balık tür ve miktarlarının azalmasına sebep olmaktadır. Boğaz iki tabakalı akıntı sistemi nedeniyle nispeten temiz olmasına karşılık, Haliç kirlilik yönünden dünyanın sayılı bölgelerinden biridir. Marmara sahillerinde, mevcut koliform bakteri miktarları plajları tehdit edici duruma gelmiş bulunmaktadır.

Diğer taraftan, alan olarak % 75 bağlı nüfus olarak da % 57oranında bir bölge kanalizasyon şebekesinden yoksundur. Bu bölgelerde pis sular doğrudan doğruya yüzeysel sulara verilmekte veya sızdırma ve fosseptik çukurlarından faydalanarak mevcut yağmur suyu kanalına kanunsuz bağlandılar yapılarak uzaklaştırılmaktadır.

Doğrudan doğruya, tasfiye edilmeden deneye verilen evsel ve endüstriyel pis sulardan oluşan 200 numune üzerinde yapılan deneylerde şu neticeler elde edilmiştir.

Kirli SuBOD (mg/lt)COD (mg/lt)Askı Mad. (mg/lt)pHYağ ve Mazot (mg/lt)
Evsel150-400200-10007,1-8,43-10
Endüstriyel0-68502-140000-47801,6-11,8100-1000
Limit Değ.10-3080-1503070,1-0,5

Standart limit değerlerle kıyaslandığında, yukarıda belirtilen pis su karakteristiklerinin, İstanbul şehri için sağlığı tehdit edici nitelik kazandıklarını söylemek mümkündür.

Bir kıyaslama yapmak amacıyla şu söylenebilir. Hannover’de 1950 – 57 yılları arasında tifo oranı binde 0,05 iken, ayni sürede modern tekniğin şartlarına sahip bir kanalizasyon sistemi olmayan İstanbul’da, tifoda ölüm nispeti 20 misli ve binde 1, paratifo ise 12 misli ve binde 0,65 miktarında idi.

Gerek artan ihtiyaçlar, gerekse mevcut sistemin eksiklikleri nedeniyle, kenttin kanalizasyon sorununa çözüm bulmak amacıyla muhtelif çalışmalar yapılmıştır. 1920’lerin sonunda, o zamanlar Berlin Kanalizasyon Dairesi Başkanlığı görevini sürdürmekte olan Wild 4000 ha’lık bir proje alanı ele alarak karışık sistem ile toplanacak pis suların kaba ızgaralardan geçirilerek denize verilmesine önermiştir. Wild’in tavsiyeleri kısmen gerçekleştirilmiş ve Haliç’teki bu gün çalışmayan terfi tesisi kurulmuştur. 1950’lerde sorunu, Hannover Teknik Üniversitesi çevre Bilimleri ve Teknolojisi Kürsü Direktörü olan Kehr ele almıştır. Kehr, Wild sahasında sistemin aynen kalmasını ve diğer bölgelerde ayrık sistem inşasını ön görmüştür. Kehr projesine göre pis su kaba ızgaralardan geçirilip Boğaz’a ve Biyolojik tasfiyeden geçirilip Marmara’ya verilecektir. Haliç’ e ise pis su boşaltılmayacak bunlar toplayıcı mecralarla akıtılacaktır. Tasfiyeye yer vermeyen Wild projesi gibi, Kehr projesi de maddi kaynaklar sağlanamadığı için kısmen uygulanabilmiştir.

Son çalışma Dünya Sağlık Teşkilatının finansman ön şartı sebebiyle Damoc Firması tarafından gerçekleştirilmiştir. Büyük İstanbul bölgesi ve Büyük İstanbul Bölgesi dışında kalan kısımlar olmak üzere iki bölgeyi kapsayan bu yeni pltaın esası , ayrık kanalizasyon sistemi ve bu sistemin topladığı pis suların meka¬nik tasfiyeden sonra belirli ortak i‘e şarj noktalarından difüzörlerle çevre deniz¬lerde mümkün olan en derin tabakalara verilmesi hususlarına dayanmaktadır. Bu projede halen tatbik safhasına sokulamamış, üzerinde revizyon çalışmaları yapılmaktadır, kenttin mevcut kanalizasyon durumu, sosyal ve ekonomik gelişimi göz önünde bulunduracak olursa, yapılan çalışmaların uygulama safhasına sokulamadan sürüncemede kalmaları, sonucu daha da vahim bir hale sokmaktadır. Tavsiye edilen, yapılan son çalışmanın bir an evvel, soruna çözüm getirebilmek amacıyla uygulanması, 20 yıldan beri yapılan projelendirmenin inşaat safhasına dökülmesidir.

2.2. Ankara’nın Durumu

Türkiye’nin başkenti olmasından bu yana Ankara gerek nüfus ve gerekse şehirleşme yönünden çok hızlı bir gelişim içinde bulunmaktadır. Endüstri ise fazla gelişmemiştir. Son yirmi sene içinde kentin nüfusu dört misli artmıştır. 1968′ de 1 milyon civarında olan nüfusun, 2000 senesinde 3 milyonu bulacağı tahmin edilmektedir. Kentin kanalizasyon inşası gerekli sahası 33200 ha, civarındadır ve bunun ancak 2700 ha’lık bir kısmına ” ayrık ” ve ” karışık ” sistemlerle hizmet edebilmektedir.

‘Toplanan pis sular (ki bunların çoğu evsel pis sulardır) halen tasfiye edilmeden en yakın yaklaşık 90 noktadan akarsuya verilmektedir. Bu akarsuların yazın ve sonbaharın ilk aylarında kurumları karşısında şehir pis sularının uzaklaştırılması kritik bir hal almıştır, özellikle Ankara deresinde yazın akan suyun tümüne yakın bir kısmı pis sudan ibarettir.

Ankara’nın mevcut kanalizasyon ‘sistemi ayrık ve karışık sistem niteliğindedir. DSİ tarafından hazırlanan bir plan gereğince Yenişehir bölgesinde 1945 ten sonra ayrık sistem olarak inşa edilmiştir. Şehrin diğer bölgelerinde, geri kalan şebeke kısımları karışık sistem karakterindedir. Nüfusun %50’si kanalizasyondan yoksundur. Mevcut sistemin birçok kısmında muayene bacaları ve sistemin ekimi, kotları gibi özelliklerini veren projeler bulunmadığından, bakım ve işletmeleri de çok zordur, Kentte, Orta Doğu Teknik Üniversitesindeki tek kademeli damlatmalı filtreden oluşan sistem dışında pis su tasfiye tesisi bulunmamaktadır, Ankara’da Kanalizasyon sorununa çözüm bulmak için çalışmalar yapılmıştır.

1939 yılında Wild kanalizasyon şebekesinin ayrık sistem esasına göre yapılmasını ve şehirden belirli bir uzaklıkta tasfiye tesisi kurulmasını tavsiye etini şiir. Bayındırlık Bakanlığı ( 1940 ) da ve imar Bakanlığı (1944 ve 1951) de kanalizasyona raporu hazırlamışlardır„ 1951 senesindeki raporda Ankara deresinin yüzmeye müsaade edilmeyecek kadar kirli olduğu, öncelikle ayrık sistemin, pis su kanallarının inşası ve daha sonra biyolojik tasfiye tesisi kurulması gerektiği belirtilmektedir.

Duyulan ihtiyaç karşısında 1967 yılında, Camp-Harris-Mesera mühendislik grubu Ankara’nın su getirme ve kanalizasyon mastır planını hazırlamakla görevlendirilmiştir. Hazırlanan rapora göre plan uygulandığı takdirde 3,8 milyon kişinin ihtiyacını rahatlıkla karşılayabilecektir, Halen iyi durumda olan mevcut tesislerden en geniş ölçüde yararlanmayı da amaçlamaktadır, Aktif çamuru metodu ile çalışan bir biyolojik tasfiye tesisinin Ankara’nın 20 km batısında Etimesgut ve Sincanköy arasında inşası öngörülmektedir.

2.3. İzmir’in Durumu

Bugün İzmir’de hemen hemen bütün evlerin ve endüstrinin pis suları tasfiye edilmeden 98 adet kanalizasyon ağzı ile denize veya bölgedeki 10’a yakın çaya verilmekte ve körfeze taşınmaktadır. İzmir ve civarındaki 11 belediyenin 7’sinde iyi veya kötü bir kanalizasyon mevcuttur, 2800 hektarlık bu bölgede 315.000 kişiye yani İzmir Bölgesindeki yaklaşık nüfusun yarısına hizmet etmektedir. Mevcut kanalizasyon tesislerinin çok küçük bir yüzdesi modern bir planlama neticesinde inşa edilmiştir. Geçmiş yıllarda yapılmış ayrıntılı çalışmalara rastlanmamıştır,

Bütün sakıncalar ve çevre sorunları bakımından İzmir’in modern bir şehir için gerekli tesislere kavuşmasını sağlamak için Belediyenin de gayreti ile DSİ tarafından bir Türk-Amerikan firma gurubuna mastır planı hazırlattırılmıştır. Bu proje İzmir’in 1970 senesinde 767.000 olan nüfusunun 2000 yılına kadar 1.800.000- 2.250.000 olacağı göz önüne alınarak ihtiyacı karşılayacak şekilde düzenlenmiştir. Endüstride dikkate alınırsa 1970’de sanayi artıklarının 610.000 eşdeğer nüfus olduğu 2000 yıllarında 1.500.000 eşdeğer nüfus olacağına göre projelendirmede yaklaşık 4.000.000 Milyon eşdeğer nüfus etkili olacaktır.

Teklif edilen pis su sistemi şehirsel alanda ana kolektörlerle (Karşıyaka-Melez-Güney yaka ve Çiğli) toplanacak gerekli yerlerde pompa istasyonları kurularak de kurulacak tasfiye tesisine (Mekanik tasfiye ve Oksidasyon havuzu) getirilecek ve Orta Körfez de denize deşarj edilecektir. Bir alternatif de çözüm olarak Çiğli tasfiye tesisi yanında Narlıdere aktif çamuru metodu ile çalışan bir tasfiye tesisi önerilecektir.

2.4. Ege Bölgesinin durumu

Türkiye’nin en gelişmiş tarım ve sanayi bakımından olduğu kadar Turistik cepheden büyük önem arzeden Ege Bölgesinde alt yapı tesisleri yetersizdir. Bölgede tebliğ sahibi tarafından yapılan ve halen tamamlanmamış bir araştırma neticesi Tablo 1 de gösterilmiştir. Bölgedeki Belediyelerin çoğunluğunda yaklaşık %90’ının da kanalizasyon yok veya yetersizdir. Sahil şeridinde yalnız Kuşadası’nın kanalizasyonu inşa edilmiştir. Tasfiye ve denize deşarj tesisleri yapılmamıştır. Fethiye, Marmaris, Bodrum, Köyceğiz proje veya inşaat safhasında olup diğer turistik beldelerin kanalizasyonu yoktur.

Tablo 1: Ege Bölgesindeki belediyeler de kanalizasyon durumu

Not: Değerler belediyelerin cevaplandırdıkları formlardan alınmıştır,

2.5. Türkiye’de diğer kentlerin durumu

Büyük kentlerden İzmit ve çevresinin, Adananın kanalizasyon proje yapılmasına Türk ortağı bulunan yabancı firmalarca başlanmıştır. İller Bankasınca depremde yıkılan Gediz ve Bingöl kentlerinin kanalizasyon tesisleri tamamlanarak işletmeye açılmıştır. 31 kentin kanalizasyon tesisleri inşa halindedir. 76 kentin projesi tamamlanmış, 12 kentin projesi yapılmaktadır.

3. KANALİZASYON TESİSLERİNDEN ÇIKAN PİS SULARİN BOŞALTIM OLANAK LARI

Yurdumuzda kanalizasyon tesislerinden çıkan pis sular hemen hemen hiç tasfiye işlemin tutulmadan yüzeysel sulara boşaltılmaktadır. Bu yüzeysel suların kirlenmesi çevre sağlığına ve yüzeysel sularda yaşayan canlıların yaşam ortamına zararlı olmaktadır,

Memleketimizde kirlenmiş olan yüzeysel suları temizlemede, onların tekrar biyolojik yönden Çanlıların yaşayabildiği bir hale getirmede tedbirler alınmadığı gibi her geçen gün biraz daha yüklenilmekte ve kirletilmektedir. Artan hayat standartları ile birlikte memleketimizde de daha iyi vasıflı, İçme ve kullanma suyuna ihtiyaç ve istek doğacaktır. Durum böyle iken İstanbul’da Haliç, sanayinin artıkları ve evsel pis suların verilmesi yanında, deniz ulaşımı faaliyetlerinin sonucu niteliklerini yitirmiş ve giderek çevre sağlığını tehdit eden bir sorun haline gelmiştir. Kirlenme bakımından İzmit Körfezi de Haliç’in durumundan farklılık arz etmemektedir, İzmit Körfezinin iç kısımları canlı varlıkların yaşamasına olanak vermeyen bir ölü deniz haline dönüşmüştür. İzmir Körfezinde de kent kanalizasyonunun ve endüstri artıklarının hiç bir tasfiyeye tabii tutulmaksızın denize verilmesi ve limana gelen çok sayıda geminin petrol artıklarıyla kirlenmeyi artırması sonucu biyolojik hayat hemen hemen yok olmuştur.

Bunun yanında Mersin, İskenderun, Ereğli, Zonguldak ta kirlilik yönünden bizi endişeye düşürecek hale gelmiştir.

Ayrıca maden çıkarmada kullanılan yıkama suları muhtelif cins toksik maddeleri ihtiva etmektedirler, Yüzeysel sulara verilen bu kirli sular ( örneğin Murgul çayı bakır işletmelerinden, Simav çayı Bor işletmelerinden ) yüzeysel suları kirletmekte ve toluıla nitelikleriyle de canlıların yaşamasına büyük ölçüde etki etmektedirler.

Yurdunuzda Ataköy Tasfiye Tesisi, ODTÜ Tasfiye Tesisi ve Adapazarı’nda bir Lastik fabrikasının tasfiye tesisi mevcuttur, bu tesislerin bir kısmı da çalışır durumda değildir

4. TÜRKİYE’DE KANALİZASYON YAPIMI İLE İLGİLİ KURULUŞLAR

Kanalizasyon yapımını belediyelerin zorunlu görevlerinden sayan yasal tedbirler, 1580 sayılı belediyeler kanunu, 1593 sayılı umumi hıfzı sıhha kanunu ve 6785 sayılı imar kanunudur. Belediyeler parasal ve teknik yetersizlikler nedeni ile bu görevi gereği gibi yapamamaktadırlar. 1 Haziran, 1970 durumuna göre 1303 belediye ancak 262 sinin nüfusu 10000 den fazladır. Bilhassa nüfusu az olan kentlerde altyapı görevlerinin yapılması olanağı pek yoktur. Nüfusu 10000 den büyük kentlerimizde İstanbul, Ankara, İzmir gibi birkaç büyük şehir haricindeki belediyelerin kanali7asyon tesislerinin planlanması, kontrolünü ve bakımını yapacak mecralar- dairesi ve yetişmiş teknik elemanı yoktur. Büyük belediyelere yardımcı olan kuruluşlar) iller Bankası D.8,1 Genel Müdürlüğüdür.

İller Bankası nüfusu 100000 ne kadar olan kentlerin belediyelerine olanakları oranında teknik yardımda bulunur ve yatırımları için finansman kredisi sağlar, Son yıllarda nüfusu 100000 den büyük şehirlerin sorunları ile de iller bankası ilgilenmektedir.

Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü nüfusu 100000 den büyük olan kentlerin genellikle su kaynaklarının, şehirlerin ve özellikle endüstrinin kullanılmış sularının meydana getirdiği anormal kirlenmelerden korunması için kanalizasyon projeleri ile meşgul olmaktadır. Nüfusu 100000 den büyük olan şehirlerin içme ve kullanma suyu temini DSİ ne kanunla verilmiş olmasına rağmen kanalizasyon sorununun hangi kuruluşça yürütüleceği yasalarla tespit edilmemiştir, Buna rağmen İstanbul, Ankara ve İzmir’in kanalizasyon sorunlarına çözüm getirmek için büyük gayret gösterilmiştir. Kirlenme ile ilgili ilk araştırmalar DSİ araştırma dairesinde yapılmıştır.

Yol, su, elektrik Genel Müdürlüğü ise nüfusu 3000 den küçük kentlerin alt yapı tesislerin planlanması ve inşası ile ilgilenmektedir.

Çevre kirlenmesinin son yıllarda memleketimizde de beklenmeyen sorunları ortaya çıkarması nedeni bakanlıklar arası çevre sorunları koordinasyon kurulu kurulmuştur, imar ve iskan Bakanlığı, Enerji ve Tabi kaynaklar Bakanlığı, Gıda ve Tarım Bakanlığı, Köy İşleri Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Turizm ve Tanıtma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı kanalizasyon ve tasfiye tesislerinin planlanması ile yakından ilgilenmektedirler.

Türkiye’de çevre sorunları ile ilgili mühendislik eğitim yapan kuruluşlardan İstanbul Teknik üniversitesi çevre bilimleri ve teknolojisi kürsüsü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği bölümü oldukça geliştiği gibi Laboratuvarları kuruluşunu hemen, hemen tamamlamıştır. Ege Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi Çevre Mühendisliği bölümü ve Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Bölümünde son yıllarda laboratuvarlarını kurmuş, çevrenin sorunlarına yeterli olacak şekilde geliştirmişlerdir.

5. TESİSLERİN FİNANSMANI VE KAYNAKLAR

Coğrafi yapı bakımından bir yarım ada olan Türkiye, 7130 km kıyı şeridine, 82217 hektar baraj gölünü, 906118 hektar doğal göllere, 66234 hektar lagünlere ve 147715 akarsulara sahiptir, Bunların endüstri ve kentsel artık sularla kirlenmesine mani olabilmek için 1. ve 2, Beş yıllık planda öneriler getirilmiş ve finansman imkanları belirtilmiştir.

1. Beş yıllık planda kanalizasyon konusunda belediyelerin tesislerinin uzun süreli bir sorun olarak ele alınması gerektiği ve tesis maliyetinin 1,15 milyar TL olduğu tahmin edilen öncelikle ele alınması gereken 60 şehir ve kasaba bulunduğundan bahsedilmektedir. İstanbul şehrinin kanalizasyon yatırım ihtiyacı olarak 2,5, milyar TL ayrılıp, projelerin yapılmasına hemen başlanacağı belirtilmektedir.

2. Beş yıllık planda, şehirsel alt yapı sorunlarına ve kanalizasyon konusuna büyük önem verilmiş, geniş etütler yapılmış ve nüfusu 10000 den küçük olan yerlerde kanalizasyon tesislerinin yerine sorunların fosseptiklerle halledilebileceği kaydedilmiştir Kanalizasyon tesisleri için 6,4 milyar TL’lık maliyet ve sanayi tesisleri için 2,4, milyar TL hesaplanmıştır. Bunun önemli bir kısmının büyük şehirlere tahsis edildiği görülmektedir. İstanbul için 2,3 milyar TL, Ankara ve İzmirlin her biri için 1,46 milyar TL ayrılmıştır.

Yatırım olarak plan hedeflerine ulaşılamamış hazırlanan İstanbul, İzmir, Ankara projeleri uygulama sahasına konamamıştır, 1985 de Türkiye’nin nüfusunun 78 Milyon civarında olacağı ve nüfusun %60,3 nün kentlerde yaşayacağı tahmin edilmektedir. Önümüzdeki on yıl içerisinde kanalizasyon tesisleri yatırım için 22,6 milyar lira sarf edileceği tahmin edilmiştir, İller Bankası toplam yatırımın yılda 2,18 milyar TL sının ancak % 12 sini 260 milyon Türk lirasını kanalizasyon tesislerine yapabilmektedir. Mali ve kısmen teknik olanaklarının kısa sürede bu çapta bir yatırım yaptırmasına elverişli bulunmamaktadır,

Bilinen finansman kaynakları şunlardır:

  1. Belediye bütçeleri,
  2. Belediyelerin İller Bankasından aldığı krediler.
  3. İmar ve İskân Bakanlığı emrindeki belediyeler fonundan sağlanan faizsiz krediler.
  4. Devlet bütçesinden sağlanan yardımlar.
  5. Turistik önemi olan kentlerde Turizm ve Tanıtma Bakanlığınca bütçeden sağlanan yardımlar.
  6. Organize sanayi bölgeleri için, Sanayi Bakanlığı emrindeki fondan sağlanan krediler.

Bu durumda kaynak yetersizliğinden projelerin dış kaynaklardan sağlanan kredilerin yapılması düşünülmektedir.

SONUÇ

Kentlerimizin hızlı bir şekilde gelişmesi su, kanalizasyon gibi çok önemli altyapı tesislerini yetersiz düşürmüştür. Kentlerin gelecekteki nüfus ve endüstrileşmeleri göz önüne alınarak gerekli planlar yapılmadığından ve ya yapılan çalışmalar uygulama safhasına sokulamadığından bugün Türkiye’nin belirli bölgeleri çevre kirlenmesi sorunu ile karşı karşıyadır.

İstanbul’da ve İzmir’de tasfiye edilmeden körfeze boşaltılan çok yüklü pis sular yalnız denizin canlılığını kaybetmesine yol açmamış, aynı zamanda sağlığı tehdit edici bir duruma gelmiştir. Ankara’nın özellikle evsel nitelikteki pis suları, yazın akımı zaten düşük olan Ankara deresini büyük ölçüde kirletmiştir. Benzer durumlara İzmit’te İskenderun Körfezi’nde, Eskişehir Porsuk Çayı’nda da rastlanmaktadır.

Mahalli idareler, mali ve teknik yönden yetersizdir. Devlet, Belediyelerin mali bakımdan yeterli olmasını sağlayacak kent sakinlerinin ve endüstrinin kanalizasyon inşaatına maddi katkısını zorunlu kılacak kanunlar çıkarmalıdır. Aksi takdirde, kanalizasyon ve pis su tasfiye tesislerinin inşası için gerekli olan paranın kısa sürede devletçe temini zordur.

Memleketimizde her geçen gün daha da artacak çevre kirlenmesini bir an önce disiplin altına almak için toplu bir örgütlenişe gitmekte fayda vardır. Alt yapı tesislerinin tüm işletme, bakım, onarım, planlama işleri bir kuruluşta toplanmalı ve bir genel müdürlükçe yürütülmelidir. Bu genel müdürlük belediyeler ve endüstri kuruluşları için araştırma ve inceleme yaparak uygun çözümleri saptamalı ve getirmelidir.

İLGİLİ YAYINLAR

Uslu M.                       Pis su tesislerinin Türkiye’de planlanması finansmanı ve uygulaması Sanayi yönünden su kirlenmesi I. Bölgesel Sempozyumu, Nisan 1975

Öy E.                           Atılma sistemleri ile İstanbul’daki durum, İller Bankası Dergisi 1969,1970

Arveivalat S. J.             A Review of Environmental Pollution Studies in Turkey. METU. Env. Eng.

Dept. Ankara. No.1-73-01, June, 1973.

Kehr D.                       Festschrift, Erschinen im eigenenverlage des Instıtutes für Siedlungswasser wirtschaft, Honnover 1962, Heft.9 8.936′

Samsunlu A.                Pis ve kullanılmış suların arıtılması ve uygulama yöntemlerivSanayi yönünden su kirlenmesi I. Bölgesel sempozyumu, Nisan 1975, İzmir

Wasser und Boden

Fochheft Türkei Heft 2, 1968

Türkiye Mühendislik Haberleri 197j, 197 İller Bankası Derisi

Mester Plan and Report for Water Supply and Sewerage for İstanbul, Ankara, İzmir

Leave a Comment.