7. TÜRK ALMAN ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ SEMPOZYUMU’ 88 – ITU 1. ENDÜSTRİYEL KİRLENME SEMPOZYUMU – Endüstriyel Kirlenme ve Türkiye’deki Sorunları

7. TÜRK-ALMAN ÇEVRE SEMPOZYUMU 88’

1. İTÜ ENDÜSTRİYEL KİRLENME SEMPOZYUM

19-21 Eylül 1988

Not: Figürlerin, Tabloların ve Formüllerin daha yüksek çözünürlüklü görüntüleri için görsele sağ tıklayıp “resmi yeni sekmede aç” seçeneğini seçiniz

ENDÜSTRİYEL KİRLENME VE TÜRKİYE’DEKİ SORUNLAR

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu

Not: Görsellere sağ tıklayıp “Resmi yeni sekmede aç” diyerek daha geniş halini görebilirsiniz.

SUMMARY

Environmental pollution has a strong relation to the processes of urba¬nization, industrial and technological development. Industrial develop¬ment and rapid urbanization have created severe pollution problems in various receiving medium. Experiencing rapid industrial development efforts have seriously polluted natural environment especially in hea¬vily industrialized regions in Turkey, as other developing countries. Application of the Environment Law Nr.2872 and day to day raising sen¬sitivity of public opinion against environmental pollution have increa¬sed investment on protection of natural environment starting with the larger cities having denser industry. The amount of this investment for environmental protection in recent years has been estimated as 0,5 % of gross national product.

in this paper, basic principles reluted to industrial wastewater mana¬gement and examples about environmental quality development works have been given. Additionally Environmental pollution control works and prac¬ticak problems have been discussed and then waste management problems in paper industry in Turkey have been presented as an example.

KEY WORDS

Industrial pollution, waste manaoement, paper mill effluents, environmental quality control.

1. GIRIŞ

Çevre kirlenmesi ile ilgili problemlerin büyük bir kısmi insanların kırsal alanlardan şehirlere göçmeleri ile şehir nüfuslarındaki hızlı artış sonucu ortaya çıkmıştır. Şehirlere doğru alan bu göç, gelişen sanayi ile iş imkanlarının artması ve iş yerlerine ve fabrikalara kolaylıkla ulaşılabilmesi gibi faktörler etkili olmuştur. Ülkemizde özellikle 1950li yıllardan itibaren hız kazanan sanayileşme faaliyetlerine paralel olarak köyden şehre doğru hızlı bir nüfus akımı gözlenmektedir Bunun sonucu olarak şehirlerde yaşayan nüfusta sürekli bir artış olmuş ve 1950’1.1 yıllarda toplam nüfusun ancak, 25-30, şehirlerde yaşmakta iken bugün ki rakam 5,60 civarındadır. Nüfus dağılımındaki bu değişim ve sanayileşme sürecinin durumu sanayi ürünlerinin ülkemiz ihracatındaki payının %80’in üzerine yükselmiş alması ile de ayrıca kendini göstermektedir.

İçme suyu, kanalizasyon ve arıtma gibi temel alt yapı hizmetlerinin talebin gerisinde kalması sonucu ciddi çevre problemleri ile karşılaşılmıştır. Haliç, İzmit ve İzmir körfezleri ile, Porsuk ve Simav çaylarındaki kirlenme seviyeleri bu konudaki örneklerdir.

Yakın zamana kadar, diğer gelişmekte alan ülkelerde olduğu gibi Türkiye kanalizasyon ile atık uzaklaştırma ve arıtma tesisleri gibi çevre sağlığı tesisleri ile ilgili yatırımlar yapılamamış ve kaynaklar özellikle sağlıklı içme suyu temini konusuna tahsis edilmiştir. Çevre sağlığı tesislerinin yetersiz kalışında, bu alandaki hizmetleri yürütmekle görevli Belediyelerin yeterli mali imkânlardan yoksun ulusu da büyük rol oynamaktadır. 1980 sonrasında maddi olanakları güçlenen belediyeler, Hükümet politikasına paralel olarak özellikle çevre sağlığı tesisleri ile ilgili çok büyük yatırımlara başlamışlardır. Bu alanda başta İstanbul, Ankara ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri olmak üzere birçok Belediye içme suyu tesislerinin tevsii yanında kanalizasyon, arıtma tesisleri ile katı atık uzaklaştırma sistemlerini belirli Ana planlar çerçevesinde ele alarak süratle planlama ve uygulama çalışmalarına başlamışlardır. Bu çalışmaların olumlu sonuçları görülmektedir. Çevre önem verilmesi ve alt yapı hizmetlerine yönelinmesinde Ağustos 1983 yılında yürürlüğe giren Çevre kanununun büyük rolü ve katkısı olmuştur.

Endüstriyel kirlenme en genel halde su, hava, ses ve gürültü, toprak, katı atık ve radyoaktif atıkları kapsamakla birlikte bu çalışmada ülkemiz için güncel olması nedeniyle Endüstriyel Atıksulardan kaynaklanan kirlenme problemleri üzerinde durularak öncelikle endüstriyel atıksu yönetimi ile ilgili temel esaslara değinilmiş ve çevre kalitesinin iyileştirilmesi ile irili çalışmalardan örnekler verilmiştir. Ayrıca Endüstrinin genel olarak Çevre kirlenmesi sorunlarına nasıl yaklaştığı üzerinde durulmuştur. Türkiye’de çevre kirliliği kontrolü ile ilgili tedbirler ve uygulamada karşılaşılan sorunlar tartışılmış kâğıt sanayi örnek olarak verilmiştir.

2. ENDÜSTRİYEL ATIKSU YÖNETİMİ

Atıksu yönetiminin esas gayesi akarsu, göl, deniz vb. alıcı ortamları evsel ve endüstriyel atıksu arıtma tesislerinden verilecek kirleticilerden alabildiğince koruyarak bu gibi deşarjların zararlı etkilerini önlemektir. Şehir kanalizasyonuna verilen atıksu, merkezi evsel atık-su arıtma tesisi çıkış suyu kalitesini etkileyeceği için kanalizasyona atıksu veren işletmelerin atıksu miktar ve özelliklerinin kontrolü gerekmektedir. Kanalizasyon şebekesine verilen endüstriyel atıksuların debi ve özellikleri, merkezi arıtma tesisi kapasitesinin arttırılmasına yol açacak çok pahalı yatırımlar gerektirebilirler. Bu gibi atıksular merkezi arıtma sisteminde, arıtma prosesini yavaşlatan hatta durduran ve arıtma çamurlarında biriken zararlı elementler ihtiva edebilirler. Dolaylısı ile atıksu yönetiminin çok önemli diğer bir amacı da kanalizasyon sistemi ve atıksu arıtma tesislerinin söz konusu istenmeyen deşarjlara karşı korunmasıdır. Kanalizasyon şebekesinin işletilmesinde görev elen personelin sistemde ortaya çıkabilecek potansiyel tehlikelere karşı can güvenliklerinin korunması da büyük önem taşımaktadır. Şehir kanalizasyon şebekelerine bağlanması istenen endüstriyel atıksuların değerlendirilmesinde öncelikle:

–              Arıtma prosesi ve arıtma çamuru özelliklerine alan etkisi

–              Kanal şebekesinde yol açması muhtemel tehlikeler

–              Atığın tak başına veya diğer atıklarla birlikte kanalda çalışacak personel için oluşturması muhtemel potansiyel tehlikeler

–              Merkezi atıksu arıtma tesisi çıkış sularının yeni deşarj dolayısı ile alıcı ortamda ilave bazı yeni problemlere yol açma riski

Etüt edilmelidir.

Endüstriyel atıksuların şehir kanal sistemine verilebilmesi için Kanalizasyona Deşarj Standartları esas alınmaktadır. Tablo2.1’de isten bul Su ve Kanalizasyon idaresi (İSKİ)de uygulanmakta olan Kanalizasyona Deşarj Standartları, Federal Almanya ve Avustralya’da uygulanan standartlarla birlikte temel parametreleriyle verilmiştir, (Forster, 1984).

Atıksu deşarjlarındaki kirletici parametreleri Kanalizasyona Deşarj Standartlarını aşan endüstriler, ilgili parametreler gerekli sınır değerleri sağlayacak şekilde ön Arıtma uyguladıktan sonra atıksularını merkezi kanalizasyon şebekesine verebilmektedirler. Bu suretle işletmeler sadece, belirli bir Formüle göre hesaplanan, Merkezi Atıksu Arıtma Tesisi ve Kanalizasyon Sistemi işletmeye katılma bedelinin ödenmesinden sorumlu almaktadırlar. Ön Arıtma yapan sanayi tesislerinin deşarj suyu özellikleri belirli sıklıkta alınan numunelerle ilgili idarelerce izlenerek sistemlerin etkili bir şekilde işletilip işletilmediği kontrol edilmektedir.

Endüstriyel atıksu yönetimi ile ilgili çalışmalar en genel haliyle Şekil 2.1. deki ~halen kepuemalıdır. Bu arada özellikle tesis içi önlemlerle atıksu debisini ve kirlilik yükünü azaltma yolları ile yerel şartlara en uygun arıtma sistemi seçimi konuları üzerinde durulması büyük önem taşımaktadır. Prosesin muhtelif kademelerinde alınacak bir takım kontrol tedbirleri ile atıksu debi ve/veya kirlilik seviyelerinde büyük arama tasarruf sağlanabilir. Örneğin bu yolla çok su kullanan endüstri kolları olan kâğıt sanayiinde birim üretim başına olan atıksu miktarları 100-120 m3/ton-kâğıttan 25-30 m3/ton-kâğıt’a (Rueffer and Eideck, 1986) Bira sanayiinde 8 m3/m3-biradan 2,35 m3/m3-biraya (Barnes at al 1985) düşürülmesi, tekstil sanayiinde de Apre fabrikalarındaki yıkama sularının tamama yakınının arıtılarak tekrar kullanılması mümkün olabilmektedir.

Tablo 2.1. Kanalizasyona Deşarj Standartları İçin Örnekler

Özellikle 1980 yılından itibaren çevre sorunlarının çözümüne yönelik sosyal fayda ve maliyet analizlerinin sistematiğinin geliştirilmesine öncelik verilmiştir. Çevre önlemek için alınan tedbirlerin maliyetinin yeni yatırımlarda fiyatlara yansıtılması zorunluluğu doğmuştur. Gelişmiş ülkelerde çevre sorunlarına karşı mücadele tedbirlerinin toplam maliyeti milli gelirin %2 ilâ 0,75’ini teşkil etmektedir. Türkiye’de ise 4. beş yıllık plan döneminde aralarında TKİ, MKE, SEKA, Etibank, Sümerbank gibi kuruluşların bulunduğu 9 büyük kamu kuruluşunun çevre kirliliğinin önlenmesi için ayırdığı ödeneklerin toplamı milli gelirin %0,01’i mertebesindedir. Son yıllarda Belediye ve özel sektörün önemli ölçüde artan yatırımları ile kesin veriler olmamakla birlikte, çevre sağlığı tesisi harcamalarının çok hızlı bir şekilde artarak milli gelirin %0,5’ine yaklaştığı tahmin edilmektedir. Çevre kalitesinin gelişmiş ülkeler seviyesine çıkartılabilmesi için, çevre sektöründeki yatırımların aksatılmadan aynı hızla sürdürülmesi gerekmektedir.

Şekil 2.1. Endüstriyel Atıksu Yönetimi Akım Diyagramı

Türkiye’de çevre koruma ile ilgili yatırımların ekonomiye getireceği yükün ne olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte öngörülen büyüme hızını %0,5 nispetinde azaltacağı tahmin edilmektedir (Gökay, 1984). Ancak çevre sektöründeki yatırımların inşaat ve işletme safhalarında yaratacağı katma değerler dikkate alındığında genelde milli ekonomiye büyük bir yük getirmeyeceği görülür.

3. ENDÜSTRİNİN ÇEVRE SORUNLARINA BAKIŞI

Çevre sorunları başlangıçta sanayileşmiş ülkelerde gözlenmiştir. Ekonomik ve teknolojik gelişme sonucu tarım Ve sanayi kesiminde üretim kapasitesi büyük bir hızla artmıştır. Sanayileşmeye paralel olarak ortaya çıkan hızlı şehirleşme de kanalizasyon ve ulaşım gibi temel altyapı hizmetlerindeki eksikliklerin yaşanmasına ve alıcı ortamlarda ciddi çevre sorunlarına yol açmıştır.

Sanayileşmiş ülkeler, ekonomik büyümenin sağladığı imkanlarla çevre sorunlarının çözümünde büyük mesafeler almışlardır. Buna mukabil sanayileşmekte olan ülkeler, benzer sorunlarla daha sonra karşılaşmalarına ve bu konuda daha önce kazanılan deneyimlerden istifade etme imkanları-na sahip olmalarına rağmen, mali imkanların sınırlı oluşu dolayısıyla zamanında yeterli ve gerekli tedbirleri alamamışlardır.

Yakın zamana kadar gelişmekte olan ülkeler, çevre kirliliğini önlemeye yönelik yatırımları çoğu kez ekonomik olmayan ve gereksiz bir yatırım olarak kabul ederek ertelemeye çalışmışlardır. Ancak hızlı sanayileşme ve düzensiz kentleşme dolayısı ile halk sağlığını tehdit edecek seviyelerde ciddi çevre kirlenmesi sorunları ile karşılaşıldığında önleyici tedbirlere gidilmektedir. Bu yüzden çoğu zaman geç kalınarak çevre kalitesinin ileri derecede bozulması dolayısı ile son derece pahalı ve zaman alıcı tedbirler alınmak suretiyle problemin çözümüne çalışılmaktadır. Aslında bu tür bir yaklaşımın da zaten sınırlı olan ekonomik imkanların en yararlı bir şekilde kullanımına imkan tanımadığı Ve uzun dönemde ekonomik olmadığı ortadadır.

Çevre kanununun öngördüğü Hava kalitesi kontrol, Gürültü kontrol yönetmelikleri yürürlüğe girmiş olup, su kalitesi kontrol yönetmeliğinin de yakında uygulamaya konulması beklenmektedir. ilgili yönetmeliklerin tatbiki ve başta su kirliliği kontrolü yönetmeliği olmak üzere diğerlerinin de çıkarılması ile çevreyi kirleten tesis ve kuruluşların kirliliği önleyici tedbirleri almaları yolundaki denetim ve baskılar daha da yoğunlaştırılmış olacaktır. Mevzuattaki eksiklik ve belirsizliklerin ortadan kaldırılması ile çevreyi kirletenlerin önemli bir mazeretleri de ellerinden alınmış olmaktadır. Yerli sanayiinin ve 9elediyelerin çevre kirliliğini önlemek üzere yapacakları yatırımlar dolayısı ile karşılaşacakları mali yükün hafifletilebilmesi için çevre kirliliğini önleme fonundan ucuz kredi sağlanması ve/veya vergi muafiyeti getirilmesi gibi teşvik tedbirlerine de işlerlik kazandırılmalıdır.

Çevre kirlenmesinin kontrolü ile ilgili mevzuatın gereği olarak yetkili mercilerin denetim ve uyarıları karşısında, sanayi tesisleri başlangıçta su kullanımı ve kirlilik yükümü azaltıcı önlemler almak suretiyle üretim düzenlerini dikkatle gözden geçirme gereğini duymuşlar ve özellikle fazla su kullanan endüstriler önemli tasarruflar sağlamışlardır.

Türkiye’de son yıllarda başta Ankara, İstanbul ve İzmir Büyükşehir Belediyelerinin hizmet alanı içerisindeki sanayi kuruluşları olmak üzere sanayinin yoğun olduğu İzmit, Adapazarı, Bursa, Eskişehir, Adana ve Kayseri’deki pek çok sanayi tesisinde çevre kirliliğine karşı gerekli tedbirleri almak üzere yatırımlara gidilmektedir. Bu suretle ülkemizde de atık arıtma sistemlerinin, mevcut imalat prosesinin bir parçası olarak anlaşılması bilinci sanayide yer bulmaktadır.

4. ÇEVRE KİRLİLİĞİ KONTROL TEDBİRLERİ VE KARŞILAŞILAN PROBLEMLER

Türkiye’de çevre kirliliği kontrolü ile ilgili çalışmalar 1960’li yıllara kadar daha ziyade etüt ve planlama çalışması olarak yürütülmüş ve bu konudaki yatırımlar fevkalade düşük seviyelerde kalmıştır. Çevre kalitesinin korunması ile ilgili yasal mevzuatın uygulamaya konduğu

1983 yılından itibaren Devlet, mahalli idareler ve özel sektörün Çevre sektöründeki yatırımlarında büyük bir artış gözlenmiştir. Öncelikle Çevre kirliliğinin yoğun olduğu İstanbul, İzmit ve İzmir körfezleri ile Ankara, Bursa, Eskişehir, Adana ve Kayseri gibi sanayi kentlerinde altyapı ve arıtma sistemlerinin inşasına başlanmıştır. Kamuoyunun çevre sorunları karşısında artan duyarlılığın da etkisi ile bugün Türkiye’nin hemen her tarafında çevre sağlığı tesisleri ile ilgili önemli yatırımların gerçekleştirildiği gözlenmektedir. Bu çalışmaların3olumlu sonuçları şimdiden görülmeye başlanmıştır. Haliç ve İstanbul’daki Atık-su ön Arıtma ve Deniz Deşarjı projeleri bu konudaki örneklerden biridir. İzmit ve İzmir körfezlerindeki evsel ve endüstriyel kaynaklı kirliliğin kontrol altına alınması yolundaki çalışmalar da hızla sürmektedir. Ülkemizde sanayinin yoğun olduğu kentlerle belirgin çevre sorunları olan yöreler şekil 4.1 de görülmektedir. Şekilden de görüleceği üzere çevre sorunları ile sanayi bölgeleri arasında yüksek bir korelasyon bulunmaktadır.

Çevre kalitesinin iyileştirilmesi ile ilgili olarak sanayileşmiş ülkelerde de büyük yatırımlar yapılmaktadır. Bu konuda en bariz örnek Federal Almanya’nın yapmış olduğu çalışmalardır. Bu ülkede 1966-82 döneminde sanayi sektöründe üretim %82 arttığı halde uygulanan arıtma teknolojileri sayesinde toz emisyonunda %60lık azalma sağlanmıştır(Tablo 4.1).

Tablo 4.1. F. Almanya’da Brüt Endüstriyel Üretim-Toz Emisyonu değişimi

Yıl19661970197419761982
Brüt Üretim (1×106.DM)286360393415521
Toz Emisyonu (1×106.ton)1,050,750,680,490,42

Ren nehri havzasında uygulanan çevre kirliliğini azaltıcı önlemler sayesinde çözünmüş oksijen doygunluk yüzdesi %53’lerden %95’lere yükselmiş (Tablo 4.2), nehre verilen Cd ve Hg yüklerinde de çok belirgin düşüşler sağlanmıştır (Şekil 4.2 ve 4.3)

Tablo 4.2. Ren Nehrinde ÇO doygunluk yüzdesinin değişimi

Yıllar19501955196019651970197519801983
ÇO Doygunluk Yüzdesi (%)8783636363688695
ÇO Açığı (%)131737374732145

Almanya’daki otomobillerin benzin sarfiyatında da 1983 yılında 1970’e göre %22lik bir tasarruf sağlanmıştır. Benzer şekilde, Enerji santrallarında uygulamaya konan yeni teknolojiler sayesinde, taş kömürü tüketimi 0,43 kg/kW-satan 0,1 Q/kW-sa’e ; SO2 emisyonu da 11 gr/kW-sa’ten 1,2 gr/kW-sa’e düşürülmüştür (Şekil 4.4).

Çevre teknolojisi gelişmeleri tüm ülkeler için yeni bir konudur. Genel olarak çeşitli ülkelerde nüfusa göre atıksu arıtma miktarları yıllara bağlı olarak Şekil 4.5’de verilmiştir.

Gelişmiş ülkelere bir örnek teşkil eden F. Almanya’da son yıllarda toplam inşaat yatırımları gerilemiş olmasına rağmen kanalizasyon ve arıtma tesisleri yatırımları devamlı olarak bir artış göstermektedir. Bu konulardaki yatırım miktarı 1970’de 2,45 milyar DM iken bu değer 1581’de 5,4 milyar DM olmuştur. 1982 yılını takip eden 9 yıl içerisinde 40 milyar Yıllık yatırımın daha yapılacağı beklenmektedir. F. Almanya’da toplam nüfusun büyük bir kısmının pis suları kanalizasyon şebekesine bağlı olup, toplanan pissuların Mili arıtma tesislerinde arıtılmakta, %9’u ise fosseptiklerde toplanmakta veya herhangi bir şekilde uzaklaştırılmaktadır. Bu ülkedeki endüstri kuruluşları 1975-50-82 yılları arasında Çevre Koruma konusunda 20,2 milyar DM harcamışlardır. Bu miktarın %5’i katı artıkların ve çöplerin uzaklaştırılması, %10’u gürültü kontrolü, %50’si hava kirliliğinin önlenmesi, %30’u da atıksu arıtımı için harcanmıştır.

Ülkemizde; insan sağlığına ve çevre temizliğine önem verilmiştir. Bu bir parça da dini inançlardan kaynaklanmaktadır. Anadolu’da yapılmış cami, hamam, kervansaray gibi çeşitli yapılara çok uzaktan su getirilmiş ve biriken sular kanalizasyon ile şehir dışına atılmış olmasına rağmen 18 ve 19. yüzyıllarda altyapı tesislerine gereken önem verilmemiştir.

Türkiye’nin Birleşmiş Milletlerin de öngörmüş olduğu altyapı tesislerine kavuşabilmesi için 1962 yılında su on yılı programı hazırlanmıştır. Su programa göre on yıl içinde 1981 yılı birim fiyatlarıyla 660 Milyar TL (1987 birim fiyatlarıyla 5 trilyon TL) nin su temini, kanalizasyon ve arıtma tesislerinin yapımı için harcanması planlanmıştır. Diğer yandan su yapıları yapmakla sorumlu olan iller Bankası bütçesinde belirtilen konulara ayrılan miktar 1950 yılında 17 milyar TL’ye yükselmiştir. Bugüne kadar ayrılan tahsisatlarla su on yılı programını gerçekleştirmek mümkün olamayacağından, gelecek yıllarda daha büyük miktarda tahsisat ayrılacağı beklenmektedir. Bu konularda diğer yatırımcı kuruluşlar olan DSİ’nin ve bilhassa belediyelerin ayırdıkları miktarlar da benzer paralellikler ve artışlar göstermektedir.

Şekil 4.1. Belirgin çevre sorunları olan yöreler

Şekil 4.4 Yıllara göre SO2 Emisyon Değerleri

Türkiye’de 1963 yılında yürürlüğe giren 2672 sayılı Çevre kanunundan önceki dönemlerde çevre kirliliğinin kontrolü ile ilgili tedbirler 1930 yılında çıkarılan 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile 1971 yılınca çıkarılan 1350 sayılı Su Ürünleri kanunu ve tamamlayıcı sirkülerlere göre düzenlenmiştir. Çevre kanunundan önceki dönemlerin yasal mevzuatını teşkil eden bu kanun ve yönetmeliklerde genel halk sağlığı ve su ürünlerinin korunması hedeflenmiştir. Söz konusu mevzuatın Çevre kirliliğinin ile ilgili konularda yetersiz kalması sebebiyle 2672 sayılı çevre kanunu uygulanmaya konmuştur. Bu kanunla, her türlü atık ve artık, çevreye zarar verecek şekilde ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak ooi:7rudan veya dolaylı bicimde alıcı ortamlara vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaklanmaktadır. Ancak çevre kanunu çıkarılmasına rağmen bu kanunla amaçlanan hususlara tam anlamıyla ulaşılamamaktadır. Bunda kanunun çıkarılmasını öngördüğü yönetmeliklerin büyük bir çoğunluğunun halen çıkarılmamış oluşu ve çevre kanunu öncesi çıkarılmış 118 değişik kanun ve 36 tüzük ve yönetmeliğin öngördüğü tedbirlerle yeni çevre kanununun uygulama ve yetki açısından içine düştüğü karmaşa büyük rol oynamaktadır.

Çevre kanunu ve bu kanunla öngörülen yönetmelikleri ilaveten, Gayri sıhhi müessese sınıfın giren sanayi tesislerinin faaliyetlerini Gayri Sıhhi Müesseseler yönetmeliğince belirtilen hususlara uyun olarak sürdürmeleri gerekmektedir. Çevre kanunu, Çevre Genel Müdürlüğü veya Büyükşehir Belediyelerince yürütülmekle birlikte Gayri Sıhhi Müessese yönetmeliği Büyükşehir Belediyeleri haricinde Sağlık Bakanlığı ve yerel sağlık teşkilatlarınca yürütülmektedir. Bu durum uygulamada bazı sorunlara açabilmektedir.

Büyükşehir Belediyelerinin hizmet alanındaki çevre kirliliği kontrol tedbirleri giderek deha süratli ve organize bir şekilde izlenir hale gelmektedir. Ancak bugünkü uygulamanın aksine arıtma sorununun daha ekonomik bir şekilde çözülebilmesi için sanayi kuruluşlarının, çok sayıda münferit arıtma tesisi yapmak yerine grup arıtma tesislerde müşterek arıtma yapmaları teşvik edilmelidir. Böylece dam az sayıdaki tesisin denetimi daha rahat yapılabilecektir.

Büyükşehir Belediyeleri dışındaki denetim ve İzleme çalışmalarını Gayri Sıhhi Müesseseler yönetmeliğe göre Belediyeler ile birlikte yürütme durumundaki Sağlık Bakanlığı mahalli sanık teşkilatları yapmaktadır. Bu teşkilatların bünyesinde Doktorların yanı sıra Çevre Mühendislerinin de güre almasında yarar vardır. Bu sayede, koruyucu hekimlerin sınırlarını aşan konulardaki çevre sorunlarının bu alanda gerekli mesleki ve teknik bilgiye sahip Çevre Mühendislerince doğru bir şekilde değerlendirilmesi suretiyle daha sağlıklı çözümlere ulaşılabilecektir. Çevre Kanununca teşkili öngörülen mahalli çevre kurullarında da mutlaka çevre Mühendislerinin görev alması gerekmektedir. Zaman zaman rastlanıldığı gibi çevresel riski oldukça yüksek atıklar veren bir takım sanayi tesisleri için çevre kirliliğini önleyici tedbirleri alıp almadığı hususu yeterince değerlendirilmeksizin ve geniş kapsamlı bir çevre Etki Değerlendirmesi çalışmasına gerek duyulmaksızın kuruluş müsaadesi verilebilmektedir. Sanayinin kurduğu arıtma tesislerinin işletilmesi ve mevcut arıtma tesislerinin izlenmesinde de büyük sıkıntılarla karşılaşılmaktadır. Pek çok müessese arıtma tesislerinin işletilmesini bünyesindeki kimya mühendisi veya kimyagerlerle yürütmek istemektedir. Ancak Çevre Mühendisliği formasyonu olmayışı yüzünden böyle bir uygulama genellikle başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. Arıtma tesislerinin işletilmesi ve izlenmesinin bu alanda yeterli bilimsel ve teknolojik eğitimden geçen Çevre Mühendislerince bilinçli olarak yürütülmesi sağlanmalı ve tesisler Çevre Mühendislerinin sorumluluğuna verilmelidir.

Çevrenin korunması ile ilgili çalışmalarda görev alacak ara eleman temininde de büyük eksiklikler gözlenmektedir. Çevre kalitesinin izlenmesi ve arıtma tesislerinin işletilmesinde yardımcı eleman olarak görev alacak teknik lise veya endüstri meslek lisesi mezunu elemanların özel kurslara tabi tutularak çevre teknikeri, teknisyeni ve işletme operatörü olarak yetiştirilmeleri sağlanabilir.

Türkiye’de Çevre kalitesi izleme ve denetim teşkilatı yetersiz olup yetkiler oldukça dağınık bir görünüm arz etmektedir. Bölge veya havzalar esas alınarak bugüne kadar bu çalışmaları yürütmüş bulunan Devlet Su işlerinde evsel ve endüstriyel atıksu arıtma tesisleri çıkışları da dahil edilerek izlenmeli ve denetlenmelidir.

5. TÜRKIYE’DE KÂĞIT SANAYİNİN DURUMU

5.1. Kâğıt Sanayi Hakkında Genel Bilgi:

Ülkemiz selüloz ve kâğıt üretiminde dünyanın 33 Ülkesi içinde ver almaktadır. Kişi başına kâğıt tüketimindeki yeri ise 60. Sıradadır (Dünya Gazetesi,1988). İlk olarak 1936’da İzmit’te I. kâğıt Fabrikasının işletilmeye alınmasından sonra 1944 yılında II. kâğıt, 1945 yılında Klor Alkali ve Paçavra selülozu Fabrikaları, 1954 yılında III. Kâğıt ve Oluklu mukavva Fabrikaları, 1961 yılında IV. Kâğıt Fabrikası ile 1963 yılında sigara kağıdı makinası İzmit tesislerine ilave edilerek kapasite ve üretim arttırılmıştır (SEKA,1987).

Halen 30’u özel sektöre ait olmak üzere toplam 38 kâğıt ve karton tesisi üretim faaliyetlerini sürdürmektedir. Tablo 5.1 de SEKA’ya bağlı bulunan kâğıt fabrikaları ve imalat cinsi, kapasiteleri arıtma tesisleri olup olmadığına dair bilgiler verilmiştir.

Tablo 5.1. SEKA’ya Bağlı Bulunan Kâğıt Fabrikaları ve Özellikleri

Tablo 5.2’de Özel sektörün önde gelen firmalarının fabrikaları görülmektedir. Ayrıca çok sayıda hurda kâğıttan ikinci ve üçüncü kalite hamur üreten kraftliner fabrikaları bulunmaktadır.

Tablo 5.2. Özel Sektöre ait Kâğıt Fabrikalarından Başlıcaları ve Özellikleri

Kamu kesiminin özel sektörün yeni kurulduğu yıllarda %100 olan toplam kapasite içindeki payı %55’e inmiştir. Ancak üretimde bu pay %61’dir.

5.2. Kâğıt Sanayinde Çevre Kirliliği:

Kâğıt sanayi ülkelerin gelişmesine paralel olarak gelişmekte ve en çok su tüketen sanayiler içinde yer almaktadır. Kâğıt kullanımında su kirliliğine yol açan temel proses selüloz üretimi olup, üretim kademe ve yöntemlerine göre atıksuların kirletme oranlarının Tablo 5.3.deki gibi sıralanması mümkündür.

Tablo 5.3. Üretim proseslerinin

Tablo 5.3.de belirtildiği üzere sülfit yöntemiyle selüloz üretimi, kâğıt üretiminin çok üzerinde kirlenmeye neden olmakta, sülfat yöntemi ise kirlilik açısından ılımlı bir tekniği yansıtmaktadır. Bu nedenle yeni tesislerin sülfat yöntemine dayandırılmasının yanı sıra, eski tesislerde de sülfat yöntemine geçiş çalışmaları yapılmaktadır.

Kâğıt sanayi büyük oranda su kirliliğine yol açtığından bu sanayinin atık sularının gerek fiziko-kimyasal gerekse biyolojik arıtmadan geçirilerek çevreye zarar vermeyecek hale getirildikten sonra alıcı ortama deşarjı gerekmektedir. Bu yüzden çeşitli fabrikalarda arıtma tesisleri inşa edilmiş durumda veya projelendirme aşamasında bulunmaktadır.

5.3. Kâğıt Fabrikalarında Çevre Kirliliğinin Kontrolüne Yönelik Önlemler:

Halen SEKA İzmit Müessesesi arıtma tesisi inşa safhasında olup, Balıkesir tesisi bir çöktürme ve havalandırma havuzundan oluşmaktadır. Dalaman ve Afyon’da kimyasal çöktürme ve mekanik havalandırmalı lagün sistemi bulunmaktadır.

SEKA-Aksu ve Çaycuma tesislerinin projeleri Üniversitemiz tarafından hazırlanmakta olup 1989 yılında yatırım programına alınacaktır. İzmit civarında Kartonsan atıksu arıtma tesisini yapmıştır. Şu anda işletmeye alma safhasındadır. İpek Kâğıtta da çözünmüş hava flotasyonu ile elyaf geri kazanma sistemi bulunmaktadır.

SEKA-Dalaman Müessesesi Arıtma Tesisi:

Şekil 5.1. de görüldüğü üzere SEKA-Dalaman müessesesinde ön arıtımdan geçirilen sular nötralizasyon ünitesin4 alınmakta buradanda terfi merkezi vasıtasıyla fiziko-kimyasal çöktürme ünitesine gönderilmektedir. Bu ünitenin yüzey yükü 0,6-0,7 m3/m2 saattir. Bu ünitenin çıkış suyuna besi maddesi ilavesi yapılarak mekanik havalandırmalı lagüne gönderilir ve burada 5 saat bekletilir. Çıkış suyu son, çöktürme lagününe verilir. Buradan çıkan su nihai havalandırmaya tabi tutulduktan sonra kanal sistemi vasıtasıyla Akdeniz’e verilir. Fiziko-kimyasal çöktürme ünitesinden çıkan çamurlar belt filtre sisteminden geçirilerek çamur keki elde edilir.

Kartonsan Arıtma Tesisi:

Kartonsan Arıtma Tesisi 7500 m3/gün lük bir atıksu debisine sahiptir. Atıklar statik elekten geçirilir, daha sonra hızlı karıştırma ve yumaklaştırma ünitelerine alınır. Çöktürülen sular havalandırma havuzunda bekletildikten sonra son çöktürmeye gelir. Statik elek, ön çöktürme ve son çöktürmeden çıkan çamurlar çamur dengelemeye tabi tutulur. Bu üniteden çıkan çamurlar su alma işlemine atbi tutularak %35-431 katı maddeye sahip çamur keki elde edilir. Son çöktürme çıkışında 50 mg/H BOI5 VE 30 mg/l AKM içeren çıkış suyu elde edilmesi planlamaktadır. Şu anda işletmeye alınma safhasındadır.

İpet Kâğıt’ta çözünmüş hava flotasyuna ile elyaf geri kazanma sistemi bulunmaktadır.

6. SONUÇ

Son yıllarda hızlı bir endüstrileşme süreci içinde bulunan ülkemizde, sanayileşmenin getirdiği çevre sorunları dikkati çekmektedir. Bu nedenle üzerinde durulan, tartışılan konu; sanayileşmeye mi yoksa çevre sorunlarına mı önem verilmesi gerektiğidir. Ülke kalkınması mı, yoksa çevre kirliliği mi ön plana alınmalıdır? Burada memleketimiz açısından esas alan; birinin diğerine tercih edilmesi olmamalı bunlara birlikte önem verilmeli sanayileşme esnasında çevre korunması ile ilgili önlemler birlikte alınmalıdır. Çevre sorunlarını dikkate almayan bir sanayileşme, kurulduğu yörelerde büyük problemler ve zararlar yaratacaktır. Artık bir ülkenin çevresi yalnız kendisine değil, bütün diğer ülkelere de aittir. Bir ülkedeki kirlenme bütün ülkelere taşınabilmektedir. Bunun için gelişmiş ülkeler, kalkınmaktaki ülkelere teknik bilgi ve donatım aktarımında, satışında, kendi ülkelerine uygulamayacakları teknoloji ve maddeleri, geri kalmış ülkelere vermemelidirler. 3u ülkeler hakkında da kendi ülkeleri ve insanlarına gösterdikleri titizliği göstermelidirler. Üniversitemizde bundan böyle her yıl tertiplenecek olan İTÜ Endüstriyel kirlenme sempozyumlarının Üniversite-Sanayi işbirliğine yardımcı olacağı şüphesizdir. Ülkemizle Almanya arasındaki mevcut yakın işbirliği 7.Türk-Alman Çevre Mühendisliği Sempozyumu ile daha da güçlenecektir.

KAYNAKLAR

–              Barnes D., Forster,C.F. and Hrudey,S.E, Surveys in industrial waste¬water treatment-Food and Allied Industries, Pitman Publishing Ltd.(1984)

–              Dünya Gazetesi, Dünya Dosyası 24 – Kâğıt Matbaa, (P.S.1986)

–              Fors-ter, C.F., Biotechnology and wastemater Treatmerrt, (1985)

–              Gökay, Ü, Türkiye’de Çevre Sorunları, İstanbul Sanayi Odası Dergisi Yıl:19, Sayı:223, (1984)

–              Indüstrie und Ökoluoie, Bundesverband der Deutschen Industrie e.v.,(1534).

–              Rueffer, Hand Boeck,H.J., Anaerobic Treatment of papermill wastewater, Treal”,t, Confrerence, Aquatec’86, Amsterdam- the Natherlands,(1986).

–              SEKA Kültür yayınları, 50. yılda kâğıtçılık Günü, İzmit (1987)

Leave a Comment.