İTÜ 4. ENDÜSTRİYEL KİRLENME SEMPOZYUMU ‘ 94 – ENDÜSTRİYEL KİRLENME KONTROLÜ: GENEL BAKIŞ

Editörler: Ahmet Samsunlu, Lütfi Akça, Fatoş Germirli

İstanbul Teknik Üniversitesi yayını, 26-28 Eylül 1994

ENDÜSTRİYEL KİRLENME KONTROLÜ: GENEL BAKIŞ

Ahmet SAMSUNLU, Lütfi AKÇA, Fatoş GERMİRLİ

İ.T.Ü. inşaat Fakültesi-Çevre Mühendisliği Bölümü

80626 Maslak-İstanbul

ÖZET

Bu tebliğde endüstriyel kirlenme kontrolü genel anlamda; kirliliği azaltma teknolojileri, standartlar, mevzuat ve denetim gibi konular işlenerek ve sürdürülebilir kalkınma kavramı vurgulanarak ele alınmış, Türkiye için öneriler getirilmiştir.

ANAHTAR KELİMELER

Endüstriyel Kirlenme, Sürdürülebilir Kalkınma, Kirlenme Kontrol Teknolojileri, Mevzuat.

SUMMARY

In this paper, a general review of industrial pollution control has been made covering some topics Such as pollution reduction technologies, legal aspects etc. and emphasizing the concept of sustainable development.

KEY WORDS

Industrial Pollution, Sustainable Development, Pollution Control Technologies, Legal Aspects.

GİRİŞ

Endüstri devrimi ile kendini göstermeye başlayan çevre kirliliği, endüstriyel üretimin hem miktar, hem de üretim malları türü itibarıyla artmasına paralel olarak çoğalmakta ve çeşitlilik kazanmaktadır. Dünyada halen 70.000 çeşitli kimyasal ürünün imal edildiği belirtilmektedir. Başlangıçta nehir ve göllerin estetik açıdan bozulması, çözünmüş oksijen miktarlarının balık ve diğer su canlıları için kritik seviyelere düşmesi, yöresel hava kirlenmesi nedeniyle insan ölümleri şeklinde ortaya çıkan kirlenme problemi, günümüzde ozon tabakasının incelmesi, atmosferdeki karbondioksit oranının artışına bağlı sera etkisi, çölleşme gibi global tehditlere dönüşmüştür.

Bir yılda atmosfere bırakılan karbondioksit ve zehirli gazların toplamı 20 milyar tonu bulduğu, dünya ölçeğinde, ortalama olarak günde, bir yılda 70 milyon ton ürün verebilecek ekili arazinin ve 300 m2‘lik tropik ormanın kaybedildiği günümüz dünyasında, yeryüzünün yaklaşık %35-40’ının çöle dönüşme tehdidi altında olduğu bilinen bir gerçektir.

Bu tebliğin konusu global çevre problemleri olmadığı halde, sözü geçen sorunların büyük bir kısmının endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanması dikkat çekicidir.

Çevre kirlenmesi en genel anlamda su, hava, gürültü ve toprak kirlenmesini kapsamaktadır. Endüstriyel faaliyetler sonucu sıvı ve katı atıklar, gaz ve partiküller, radyoaktif atıklar ve gürültü gibi kirletici unsurlar açığa çıkmaktadır. Çok farklı tür ve yapıda kirletici maddeleri içeren sıvı atıklar, verildikleri arıcı su ortamlarının ekolojik dengesini tehdit etmenin yanı sıra, içme ve kullanma suyu sağlanan yüzey ve yeraltı suyu kaynaklarına karışarak insan sağlığı için tehlike oluşturmaktadırlar. İstanbul’un en önemli su kaynaklarından olan Ömerli ve Büyükçekmece barajları, bugün özellikle endüstri kaynaklı kirlenmenin tehdidi altında bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda aşırı derecede kirlenerek hizmet dışı bırakılan Elmalı Barajı ise son zamanlarda memnuniyetle gözlediğimiz çabalar sonucunda ileri arıtma teknolojileri kullanılarak yeniden İstanbul’ un hizmetine sunulmuştur.

Katı atıkların da yeraltı suyu kirlenmesi, toprak kirlenmesi, hava kirlenmesi ve koku gibi istenmeyen etkilerinin bulunduğu bilinmektedir. Genellikle katı atıklarlalar birlikte uzaklaştırılan endüstriyel kaynaklı tehlikeli atıkların içerdikleri ağır metaller, bitki ve hayvanlarda birikim ve/veya doğrudan insanlara intikal sonucu zehirli ve kanserojen etkiler meydana getirmektedir. Baca gazları ve motorlu araç egzoz gazları ile çevreye kükürt oksit, azot oksitler, hidrojen sülfür, karbondioksit, karbon monoksit, kloroflorokarbonlar (CFC) ve partiküller gibi kirleticiler verilmektedir. Bu kirleticilerin insan sağlığına doğrudan etkisi yanında asit yağmurları, sera etkisi, ozon tabakasının delinmesi gibi global etkileri de bulunmaktadır. Nükleer denemeler ve kazalar ile çevreye yayılan yoğun radyasyon, insan sağlığı üzerinde başta kanser olmak üzere birçok sağlık riski meydana getirmektedir. Endüstri ve trafik kaynaklı gürültünün de özellikle büyük kentlerde işitme kayıpları ve ciddi davranış bozukluklarına yol açtığı bilinmektedir.

Endüstriyel faaliyet olduğu sürece kirleticilerin ortaya çıkacaktır. Endüstriyel üretim kaçınılmaz olduğuna göre, oluşacak zararlı etkilerin en aza indirilebilmesi için teknolojinın ve endüstri ürünlerinin çevreye daha uyumlu hale getirilmesi, üretim proseslerınin ıslahı, atık olarak çıkan birçok maddenin geri kazanılması ve yeniden kullanılması, arıtma teknolojileri ile atıkların arıtıldıktan sonra çevreye verilmesi gibi önlemlere başvurulması gerekmektedir.

Bu tebliğde, endüstriyel kirlenme ve kirlenme kontrolü genel bir çerçevede ele alınmış ve ülkemizdeki durum tartışılmıştır.

ENDÜSTRİYEL KİRLENME KONTROLU

Kirlenme Kontrolü ve Kalkınma

Çevre değerlerinin korunması ve kalkınmanın dengeli bir şekilde sürdürülebilmesi “sürdürülebilir kalkınma” kavramı ile ifade edilmektedir. Kirlenme kontrolü için harcanan mali kaynakların, o ülkenin gayri safi milli hasılasındaki (GSMH) payı çevre ile kalkınmanın dengesi hakkında iyi bir ölçü olarak kullanılabil”. Yapılan araştırmalar, b” ülkenin çevre kirlenmesi kontrolü için emniyetle ayırabileceği malı kaynağın; GSMH’nin %1,5 ila 3’ü arasında olduğu sonucunu ortaya koymaktadır. ABD’de 1990 yılı itibari ile önemli kısmı atıksu kontrolü olmak üzere çevre kirlenmesi kontrolüne ayrılan kaynaklar GSMH’nin % 2,6 ila 3’ü arasındadır. Almanya’da 1985 yılı itibarı ile çevre sorunları için GSMH’nin %1,6’sı sarf edilmiştir (Sarıkaya ve Eroğlu 1992). Bu oranlar 1985 yılı itibariyle Hollanda için % 1,34, İngiltere için % 0,74, İtalya için % 0,55 olarak verilmektedir (Kor ve diğerleri 1992). Türkiye’de 1980 öncesi GSMH’nin % 0,01’i civarında olan çevre kirlenmesi kontrolü yatırımlarının, son yıllarda % 0,1 ila 0,3’e yükseldiği tahmin edilmektedir. Çevre koruma yatırımlarının Türkiye’de kalkınma hızını % 0,5 civarında etkilemesi beklenmektedir (Kor ve diğerleri, 1992). Türkiye’de ve çeşitli ülkelerdeki durum Tablo 1 ‘de verilmektedir.

Tablo 1: Çeşitli Ülkelerde Gayri Safi Milli Hasıladan Çevre Kirlenmesi Kontrolüne Ayrılan Paylar

ÜlkeGSMH’nin Kirlenmesi Kontrolüne Ayrılan %’si
ABD (1990)2,6 – 3
Almanya (1985)1,6
Hollanda (1986)1,34
İngiltere (1985)0,74
İtalya (1985)0,55
Türkiye (1980 öncesi)0,01
Türkiye (Günümüzde)0,1 – 0,3

Kirlenmeyi Azaltma Teknolojileri

Endüstriyel kirlenmenin kontrolünde, yer seçiminin uygun yapılması, uygun teknoloji seçimi, işletmenin proses kaynaklı kirletici Oluşumunu en az düzeyde tutacak şekilde ayarlanması, eski tesislerde verim artırıcı ve kirlenmeyi minimize edici düzenlemelerin yapılması, çevreye zararlı hammaddelerin yerine daha az zararlı veya zararsız olanlarının kullanılması, atıksulardaki kimyasal maddelerin geri kazanılarak değerlendirilmesi veya üretimde yeniden kullanılması daima arıtma tercihinden önce gelmelidir.

Bu sayılanlar, kirlenmeyi azaltma teknolojileri olarak tanımlanırlar. Endüstriyel kirlenme kontrolünde, kirlenmeye azaltma teknolojilerine yönelişin son yıllarda hızlandığı görülmektedir. Bu yeni anlayışa göre arıtma teknolojileri tüm bu yapılanlara rağmen ortaya çıkacak kirlenmenin bertaraf’ için kullanılmalıdırlar.

Kirlenmeyi azaltma teknolojileri, mevcut tesislerde üretim proseslerinin çoğu kez basit mühendislik tedbirleri ile Islah edilmesi, veya atıksu akımına karışan kimyasal maddelerin, kaynağında geri kazanılarak yeniden kullanılması gibi uygulamalarla, kısa sürede kendini amorti edebilen yatırımlardır. Az gelişmiş ve gelişmekte olan endüstri tesislerinin çoğu, kimyasal madde ve enerjinin verimli bir şekilde kullanılması açısından kötü durumdadır. Örneğin ülkemizde küçük ve orta boy sistemlerinde enerji kullanma verimi % 15-20 tere kadar düşmektedir. Kömür() şartlarda öğütüp saklayarak ve mekanik besleme yaparak bu verimi katlanabileceği, ayrıca yanma ön odası ilave edilip. atık ısı değerlendirilerek toplam verimliliğin % 85-90’Iara kadar çıkabileceği belirtilmektedir (Müezzinoğlu, 1992)

Yeni endüstriyel kirlenme kontrolü yaklaşımı, kirlenmeyi üretim prosesi çıkışında önlemek yerine, hammaddenin çıkarılmasından ambalajlamaya kadar olan bütün işlemler düzenli ve kontrollü yaparak atık oluşumunu asgariye indirmeyi hedeflemektedir. Hammaddenin depolanması, nakli, tesis içinde tekrar depolanması, kullanıma hazırlanması ve üretim prosesinde kullanılması, ürün ve yan ürün şekiller, hammaddenin ürüne dönüşemeyen kalıntısı, standart dışı üretilen maddelerin oluşturduğu kalıntılar, dökülen saçılan ve etrafa taşanlar, buharlaşarak veya gaz ve toz halinde havaya karışanlar, enerji kaçakları, ürünlerin piyasaya tüketilmesine kadar geçen sürede kırılan, dökülen ve bozulan mallar, ürünün tüketiminden arta kalan kalıntıları, bunların yeniden kullanılıp kullanılamayacağı, hammadde olarak döndürülüp döndürülemeyeceği, kalıntılar içindeki değerli kısımların ayrılıp başka bir tüketim sürecine girip girmeyeceği gibi hususları kapsayan süreç. “kirlenmeyi azaltma teknolojileri” tanımı kapsamına girmektedir. Aynı süreci enerji akımı için de izleyerek tesiste tüketilen enerjinin verimli harcanması mümkündür. Sonuç olarak, bu yaklaşımın temel prensibi endüstriyel ürünün bütün üretim ve tüketim kademelerinde israftan azami ölçüde kaçınılarak, madde, enerji ve ürünlerden en fazla faydayı sağlamak olarak özetlenebilir. Böylece hem madde hem de enerjinin etkili kullanılması nedeniyle üretim maliyetlerinin azalması sağlanacak, öte yandan çevreye atık olarak verilen kirletici maddelerin miktarı en alt düzeye düşmüş olacaktır. Kirlenmeyi azaltma teknolojileri konusunda yoğun araştırma ve uygulamaların yapıldığı A.B.D.’de, Çevre Koruma Teşkilatı (EPA) tarafından öngörülen 33/50 programı çerçevesinde, Tablo 2’do listogi verilen 1 7 kimyasal madde ve bileşiğin endüstriler tarafından çevreye atılan miktarının, 1988 yılı baz alınarak 1992 yılında 96 33, 1995 yılında %50 oranında azaltılmasına çalışılmaktadır (Freeman ve diğerleri. 1992).

Türkiye ve diğer ülkelerde de üretim proseslerinin ıslahı ve teknoloji değişikliği ile kirleticilerin kaynağında azaltılmasının kirlenme kontrolünü hem kolaylaştırılacağı, hem de maliyetini büyük ölçüde düşüreceği söylenebilir.

Atıksuların Arıtılması: Teknoloji, Mevzuat, Denetim

Hâlihazırda, atıksu arıtma teknolojileri oldukça gelişmiştir. Bir endüstrinin atık suyunun standartlarla belirlenen düzeylere kadar arıtılması için fiziksel, kimyasal ve biyolojik prosesler veya bunların kombinasyonlarına dayalı çok sayıda alternatif teknoloji bulmak mümkündür. Ülkemizdeki endüstri kuruluşları, kendi atıksu özelliklerine ve arıtma ihtiyaçlarına uygun arıtma teknolojisini seçmede müşavirlik hizmeti veren özel kuruluşlardan, üniversitelerden gerekli teknik desteği bulabilmektedirler. Hatta bazı endüstri kuruluşları, kendi bünyelerinde istihdam ettikleri teknik elemanlar veya kurdukları araştırma-geliştirme birimleri ile bu işi kendileri yapabilecek durumdadırlar. Benzer olarak arıtma tesisinin işletilmesini tamamen kendi elemanları ile veya müşavirlik kuruluşlarının teknik desteği ile sürdürebilmektedirler. Hatta endüstri için gerekli suyun teminindeki zorluklar veya Şu maliyetinin yüksekliği, birçok sanayiciyi atıksularını ileri derecede arıtarak tekrar kullanmaya yöneltmektedir.

Tablo 2: ABD’de EPA Tarafından Öngörülen 33/50 Programına Giren Kimyasal Maddeler

Kimyasal MaddeKaynaklandığı Endüstriler
BenzenKimya, Petrol ve Kömür
Kadmiyum ve BileşikleriKimya, Metal
Karbon TektaklorürKimya
KloroformKâğıt, Kimya
Sıvanın ve BileşikleriKimya. Palto’ ve Kömür
Krom ve BileşikleriMetal, Metal ürünleri, Kimya, Makina
Kurutan ve BileşikleriKimya, Metal, Elektronik, Ulaşım
Civa ve BileşikleriKimya
Metilen KlorürKimya, Elektronik, Metal, Ulaşım, Kauçuk ve Plastik
Metil Etil Keton (MEK)Kimya. Ulaşım, Metal, Kauçuk ve Plastik, Elektronik
Metil İzobutil Keton (MIBK)Kimya, Ulaştırma, Metal, Kauçuk ve Plastik, Elektronik
Nikel ve BileşikleriMetal, Kimya, Ulaşım, Makina, Elektronik
TetrokloretilenMetal, Kimya, Elektronik, Ulaşım
ToluenKimya, Metal, Ulaşım, Kauçuk ve Plastik
1,1,1 TrikloretilenKâğıt Elektronik, Kimya, Ulaşım, Metal, Kauçuk ve Plastik
TrikloretilenMetal, Elektronik, Kimya, Ulaşım, Kauçuk ve Plastik, Makina
XyleneMakine, Kimya, Ulaşım, Metal, Petrol ve Kömür, Elektronik

Endüstriyel kirlenme kontrolü konusundaki sıkıntılar, teknolojiden çok mevzuat, standartlar ve denetimden kaynaklanmaktadır. 1983 yılında çıkarılan Çevre Kanununu müteakip, çevre kontrolü konusunda kanuni düzenlemeler hızlanmış, birçok sahada tüzük, yönetmelik ve tebliğler yayınlanmıştır. Ancak bunların önemli bir kısmında, teşkilatlanma, eleman, laboratuvar imkanları, koordinasyon gibi denetim ögeleri yeterince oluşturulamadığı için uygulamanın gerektiğince olmadığı görülmektedir, İlave olarak, ülkemizde çevre mevzuatının yeterince geliştiği söylenemez. Mevzuatta birtakım çelişkiler ve yetki kargaşası devam etmektedir.

Yapılan bir incelemeye göre (Gürpınar, 1991), 1988 yılı itibarı ile çevre koruma ile doğrudan veya dolaylı olarak ilgili 51 adet kanun veya kanun değişikliği hakkında kanun olduğu saptanmıştır. Bu kanunların verdiği görev ve yetkiler nedeniyle, çevre kontrolü çok sayıda kuruluşun ilgi alanına girmekte, bunlar arasındaki koordinasyon eksikliği ve görev ve sorumluluk dağılımının iyi tanımlanmamış olması nedeniyle herhangi bir konuda bu kuruluşlar arasında yetki çatışması ortaya çıkabilmekte, bazen de konu sahipsiz kalabilmektedir. Çevre Bakanlığı’nın bütün kirlenme kontrolü faaliyetlerini kapsayacak şekilde il ve havza bazında örgütlenmesini tamamlayarak bu olumsuzlukları ortadan kaldırması beklenmektedir.

Standartlar konusunda da henüz arzu edilen düzeye ulaştığımız söylenemez. Atıksuların alıcı su ortamlarına deşarj standartları, 1984 yılında çıkarılan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ile düzenlenmiştir. Bu standartlarda bazı parametreler arasında uyumsuzluklar bulunduğu, bazı parametrelerin ise kabul edilebilir arıtma teknolojileri ile istenen seviyeye indirilemeyecek kadar sıkı olduğu bilinmektedir (Sarıkaya ve Eroğlu, 1992).

Kentsel kanalizasyon sistemlerine deşarj yapacak endüstriler için uygulanacak ön arıtma standartları İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde mahalli su ve kanalizasyon İdareleri tarafından belirlenmektedir. Ayrıca Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde de sonu tam arıtma ve derin deniz deşarjı ile biten kanal sistemlerine endüstriyel atıksu deşarjları verilmiştir. İSKİ kanala deşarj standartlarının Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde sonu derin deniz deşarjı ile biten kanal sistemlerine verilecek atıksular için uygulanacak standartlar ile İzmir’de İZSU tarafından uygulanan ön arıtma standartlarının ise yönetmelikte sonu tam arıtma ile biten kanal sistemlerine deşarj için uygulanacak standartlar ile birkaç parametre haricinde belirli bir uyum sağladığı görülmektedir. Ancak İSKİ yönetmeliğinde B015 için konmuş olan 250 mg/l sınırı ile sanayici biyolojik arıtma yapmaya yönlendirilmekte, yaygın olarak kullanılan klasik biyolojik arıtma sistemleri ile toplam azot ve toplam fosforun aynı yönetmelikte belirlenen 40 mg/l ve 10 mg/l sınırlarına düşürülmesi çoğu kere mümkün olmamaktadır. İSKİ tarafından onaylanmış projeye göre biyolojik arıtma tesisi kurmuş olan sanayici, azot ve fosfor parametreleri için verilen standartların sağlanamaması nedeniyle yine İSKİ tarafından tahakkuk ettirilen Kirlilik Önlem Payı (KÖR) ödemelerine itiraz etmekte, konu hukuki mercilere intikal ederek yıllarca sürebilecek davalar ortaya çıkmaktadır. İstanbul kentsel ve endüstriyel atıksuların alıcı ortamı olan Marmara Denizi ve İstanbul Boğazındaki ekolojik şartlar dikkate alındığında, karbon esaslı organik maddelerin bir ölçüsü olan B015 parametresinin düşürülmesine ihtiyaç duyulmamaktadır. Dolayısıyla bu parametrenin İSKİ kanala deşarj standartlarından çıkarılmasında fayda vardır. Benzer olarak KOİ parametresine de sınırlama getirilmeyebilinir. Azot ve fosfor giderilmesinin gerekli olduğu durumlarda bunun endüstri atıksu arıtma tesislerinde değil, ortak arıtma tesislerinde yapılması daha uygun olacaktır. Azot ve fosfor giderilmesi gerekli olmadığı sonucuna varılan atıksu havzalarında ise bu parametrelere sınırlama getirilmesinin gereksizliği ortadadır. Bu nedenle azot ve fosforun da İSKİ kanala deşarj standartlarından çıkarılması tartışılmalıdır. Sonuç olarak İstanbul’da uygulanacak kanala deşarj standartlarının, alıcı ortam şartları, İstanbul için belirlenecek atıksu arıtma ve uzaklaştırma stratejileri, arıtma teknolojileri, denetim imkânsızlıkları ve ekonomik hususlar dikkate alınarak yeniden tartışılmasında fayda görülmektedir.

Getirilen standartları sağlayacak şekilde yaptırılan arıtma tesislerinin denetimi de önemli bir konudur. Endüstriyel atıksu arıtma tesislerinin performansını istatistik açıdan yeterli bir düzeyde izleyebilecek şekilde denetim imkânları arttırılmalı bunun için gerekli personel ve laboratuvar sağlanmalıdır.

Arıtma Çamurlarının Uzaklaştırılması

Endüstriyel atıksularda bulunan kirleticilerin biyolojik yolla ayrışarak yokolan kısmı (karbon esaslı maddeler ve azot) dışında kalanlar, arıtmada su fazından çamur fazına geçerek burada yoğunlaşırlar. Bu nedenle, arıtma çamurlarının çevreye zarar vermeyerek şekilde uzaklaştırılmaları gerekir. Birçok ülkede geçmişte uygulanan, arıtma çamurlarının denize boşaltılması yöntemi, deniz ekosistemine verdiği zararlar nedeniyle bugün tamamen terkedilmiş ve yasaklanmıştır. Çamurlar için kullanılan uzaklaştırma yöntemleri başlıca yakma, araziye boşaltma, tarım alanlarında veya ormanlık alanlarda gübre ya da toprak şartlandırıcı olarak kullanma olarak sayılabilir. Benzer şekilde, bu çamurların gelişmiş ülkelerde park ve bahçe düzenlemede kullanıldığı görülmektedir. Çamur yakma yöntemi, hem ilk yatırım, hem de işletme maliyetinin yüksek oluşu ve hava kirliliğine yol açması nedeniyle yaygın olarak kullanılmamaktadır. Tarım alanlarında gübre olarak kullanma, arazı düzenlemede kullanma ve araziye boşaltma (depolama) ise sırasıyla en çok tercih edilen yöntemlerdir. İzmit Körfezi civarındaki 19 büyük endüstri tesisinin arıtma çamurları çın yapılan bir araştırmada, kimya ve petrokimya endüstrileri için yakma, deri, demir-çelik, gübre gibi endüstrilerin arıtma çamurları için araziye boşaltma, kağıt endüstrisi arıtma çamurları için arazi düzenlemede kullanma, gıda endüstrisi arıtma çamurları için tarım alanlarında kullanma, en uygun uzaklaştırma yolları olarak belirlenmiştir (Gönenç ve diğerleri, 1987).

Çamurların tarımda kullanılmasında en önemli problem, ağır metallerin bitkilerin bünyesinde birikerek insan ve diğer canlılara geçişidir. Ağır metal probleminde kurşun, kadmiyum, krom, bakır, nikel, civa ve çinko gibi yedi element ön planda yer almaktadır. Bu maddelerin çamurda bulunan miktarları tolerans sınırlarının altında kaldığı takdirde, çamurlar tarım alanlarında kullanılabilir. Arıtma çamurlarının azot, fosfor gibi beşi maddelerince zengin olması gübre değerini artırmakta, humus karakteri nedeniyle toprağı iyileştirmektedir. Bu yüzden, evsel atıksu çamurları için, yeterli arazi bulunduğu takdirde, tarımda kullanma ideal bir uzaklaştırma şeklidir. İzmit kenti evsel atıksu çamurlarının tarımda kullanılması halinde, 200-100 ha’lık tarım alanında kullanılan gübreden %5 oranında tasarruf edilebileceği hesaplanmıştır (Gönenç ve diğerleri, 1992). Evsel atıksu çamurlarının tarımda kullanılabilmesi için ağır metal içeriklerinin çok iyi kontrol edilmesi gereklidir. Ağır metallerin esas kaynağı endüstriyel atıksular olduğu için, şehir kanalizasyon sistemine deşarj yapacak endüstriler için belirlenecek ön arıtma standartları ile getirilecek ağır metal kısıtlamalarında bu durumun göz önüne alınması gerekmektedir.

Endüstriyel atıksu çamurlarının yönetimi konusunda dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da, zararlı atık içeren endüstri çamurları için ayrı bir depolama sahası yapılması gereğidir. Keza, hastane, klinik, laboratuvar vb. yerlerin katı atıklarının da evsel katı atıklardan ayrı olarak uzaklaştırılması gereklidir. Tüm bunlar, 1991 yılında çıkarılan “Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinde” belirtilmiş olmasına rağmen mevcut uygulamalarda arıtma çamurlarının tamamı evsel atıklarla birlikte uzaklaştırılmaktadır. İstanbul’da biri Avrupa diğeri Asya yakasında yakında hizmete açılması beklenen modern katı atık uzaklaştırma sahalarında zararlı atıklar için ayrı bir depo alanı ayrılması sevindirici bir gelişmedir.

Endüstriyel Yapı

Genel anlamda ülkemizdeki endüstri dağılımı incelendiğinde batı bölgelerinin daha yoğun sanayileştiği gözlenmektedir. Ayrıca başta İstanbul olmak üzere nüfusun yoğunlaştığı büyük şehirler ve çevreleri endüstri birikimi açısından da oldukça yüklüdür. Bu çerçevede endüstrileşme ve nüfus dağılımının yüksek olduğu bölge ve şehirlerde yüksek tüm bunlara paralel olarak çevre kirliliği ve getirdiği sorunlar özellikle Marmara bölgesinde İstanbul, Bursa, İzmit endüstriyel kaynaklı kirlenmenin yoğun olduğu yerlerdir.

Yoğun endüstriyel faaliyet gösteren bölgelerde sanayi yapısal olarak değerlendirildiğinde iki ayrı durum ortaya çıkmaktadır. Bunlardan bir tanesi farklı sanayilerin birleşmesi ile oluşan veya tek bir faaliyet dalı ile uğraşan (ihtisas organize sanayi) organize sanayiler ve diğeri ise bireysel faaliyet gösteren endüstrilerdir. Son yıllarda Türkiye’de organize sanayi bölgelerinin oluşturulması yönünde bir eğilim vardır. Kirlenme kontrolü açısından ele alındığında, dağınık farklı yapıdaki endüstrilerden kaynaklanan hava, su, toprak kirlenmesinin önlenmesi, ihtisaslaşmış organize sanayi tarafından üretilen kirliliğin mevzuatça belirlenmiş düzeylere indirilmesine göre çok daha zor gerçekleşmektedir. Bu nedenle özellikle ihtisaslaşmış organize sanayinin özendirilmesi ve teşvik edilmesi çevre açısından çok olumlu bir gelişmedir.

SONUÇLAR

Endüstriyel kirlenme, tüm caba ve yapılan harcamalara karşılık, gelişmiş ülkelerde bile artmakta, global tehditler haline gelmektedir. Bu durum, endüstriye yeni bir bakış, kaçınılmaz kılmaktadır. Çevre kalitesi ve refah düzeyi arasında “sürdürülebilir kalkınman kavramı ile ifade edilen dengenin kurulabilmesi için, hammadde temininden üretimin son aşamasına kadar ve tüketim sırasında, çevre kirliliğini en aza indirmeye yönelik çalışmalar sürdürülmelidir.

Ülkemizde endüstriyel kirlenmenin kontrol altına alınabilmesi için çevre yatırımlarına hız verilmeli, üretim teknolojilerinde yenilenmeye giderilmeli ve sanayici arıtma tesisi kurmayı düşünmeden önce üretim proseslerini gözden geçirerek madde kayıplarını önlemeli, prosesleri ıslah etmelidir. Mevzuat konusundaki tıkanıklık ve karşılıkların giderilmesi, standartların, uygulamalardan edinilen tecrübeler ve günün şartları dikkate alınarak gözden geçirilmesi gereklidir. Sanayileşmede, kirlenmeye karş hassas bölgelerin dikkate alınarak, yeni kurulan endüstrilerin bu bölgelerin dışına kaydırılması, daha etkili bir kirlenme kontrolü için organize ve ihtisas organize sanayi bölgelerinin teşvik edilmesi faydalı görülmektedir.

KAYNAKLAR

–           Freeman, H. ve diğerleri (1 992), Industrial Pollution Pyevention: A Critical Review, SLAL-Waşıe-Managç-2-AşşQç. vol. 42. No.5, PP. 618-655.

–           Gönenç, E. , Altınbaş, U. ve Onay T. (1987), İzmit Körfez Bölgesinde Endüstriyel ve Kentsel Arıtma Çamurlarının Kullanımı ve Uzaklaştırılması, Türk-Alman Çevre Teknolojisi Semineri, Sahife 365-371.

–           Gürpınar, E. (1 991 ) , Kanun ve Mevzuatla İlgili Hususlar, Türkiye’de Çevre Kirlenmesi Öncelikleri Sempozyumu, Cilt l. Sahife 80-92.

 Kor, N. , Öztürk, İ. , Borat, M (1992), Çevre Kirlenmesinin Tarihi Gelişimi, İnsan ve Çevre, İnsanlığa Hizmet Vakfı Yayınları, No.3, Sahife 147-154.

–           Müezzinoğlu, A. (1992), Endüstride Kirlenmeyi Azaltıcı Teknolojilerin Uygulanması, İ.T.Ü. 3. Endüstriyel Kirlenme Sempozyumu’91, Bildiriler Sahife 1 1-18.

 Sarıkaya H., Eroğlu, V. (1992), Endüstriyel Kirlenme Kontrolü Değerlendirme ve Öneriler, İ.T.Ü. 3. Endüstriyel Kirlenme Sempozyumu’92, Bildiriler, Sahife 1-10.