ALMANYA-TÜRKİYE VE ÇORUM

Son yazımdan sonra, yüksek tahsilimi yaptığım ve 1957-1968 arasında yaklaşık on bir yılımı geçirdiğim Almanya’nın Hannover kentine gittim. Bu seyahatime, Alman Mühendisler Odası’nın davetini kabul ederek, Bonn’da yapmış olduğu bir toplantıya konuşmacı olarak katılmam vesile oldu. Diğer taraftan, bu yıl Federal Almanya’ya işçi göçünün başlamasının 35. Yılı nedeniyle Almanya’da ve Türkiye’de çeşitli toplantılar yapıldı. Bunları da yakınen izledim. Bu ve takip eden yazılarımda her iki ülkeyi ilgilendiren önemli konular üzerinde durarak, biraz da Çorum ve Çorumlularla ilgili hususları anlatacağım.

Almanya’da okuyan değerli büyüğüm Nazif Alaybeyoğlu ve rahmetli Rifat Velipaşaoğlu’nu takiben. 1950’li yıllardan itibaren yine Almanya’ya talebe olarak giden Yaşar Karabek, Nevzat Tümer, İhsan Cerit ve Mithat Arapoğlu’ndan kısa bir müddet sonra Ülke Gürhan, Yalçın Alaybeyoğlu, Mehmet Şahin, Aslan ve Kaplan Terzioğlu kardeşler ile bendeniz gittik. 1957 yılı başlarında Kemal Poyraz ve avukat Mümtaz Araboğlu da Almanya’ya geldiler. O yıllarda Almanya’da iki bin-üç bin civarında çok az Türk yaşıyor ve bunların çoğunluğunu da öğrenciler oluşturuyor ve eminim ki tüm Çorumluların sayısı 20’yi geçmiyordu.

1961 yılında “Ankara Antlaşması” çerçevesinde Türkiye’den Almanya’ya işçi göçü başladı ve gelişti. Türklerin sayısı 1961’de 6800 iken bugün 3 milyona yaklaştı. Artık Almanya, sanki Türkiye’nin bir parçası gibi oldu.

Almanya’nın kapılarını Türklere açması ile birlikte Çorum’daki dost ve tanıdık vasıtasıyla Almanya’ya gelmek isteyen hemşehrilerimizin ricaları bizlere iletilmeye başladı. Hannover’e Çorum’dan ilk gelen, kendisine, bir Alman arkadaşımın babasına ait inşaat firmasında iş bulduğum Vahit Terlemez oldu, onu, Nünberg’de ki M.A.N. kamyon fabrikasına gelen Hikmet Burhan, Dortmund’a gelen Osman Alparslan ve Ludwigshafen’e gelen Adıgüzel Baklan ve isimlerini tek tek sayamadığım birçok hemşehrimiz takip ettiler. Eminim ki, bugün Almanya’da yaşayan Çorumluların sayısı 50 bin ile 100 bin arasında değişmektedir. Elimde kesin bir rakam olmadığını, eğer varsa, bu konularla ilgili bilgilerin sizler tarafından gönderilmesinden memnuniyet duyacağımı belirtmeyi isterim.

Lisan bilmeyen, Hannover ve çevresine gelen hemşehrilerimize bizler yardımcı olduk. Onlarla vatan ve memleket hasretimizi giderdik. Genellikle ilk geldiklerinde yurtlarda kalan kardeşlerimiz, uyum sağladıktan sonra ailelerini Çorum’dan yanlarına getirmeye başladılar. Nünberg’den, Kemal Poyraz ile birlikte Hannover’e gelmesini sağladığımız Hikmet Burhan ve Vahit Terlemez de ailelerini getirdiler. Böylece Hannover’de, o zaman kökleri atılmış olan “Çorumlu Grubu” bugün de yaşamlarını birlik ve beraberlik içinde sündürmektedirler.

Hannover’i ziyaretimde, tahsil arkadaşım Kemal Poyraz, yeni inşaatı biten evinde eşi ve iki kızı ile birlikte, beni ve birkaç yıl önce vefat eden rahmetli Hikmet’in eşi ve iki oğlunu yemeğe davet etti. Eski günleri andık, birinci kuşağın yaşadığı zorlukları, ikinci kuşağın iyi lisan öğrendikleri için sahip olduğu imkanları konuştuk. Hannover’de bulunduğum sürede ziyaret ettiğim bir diğer aile de, kendisini rahmetle andığım Vahit Terlemez’in ailesi oldu.

İlk kuşak olarak gelenler, genellikle ağır, zahmetli işlerde çalıştı. Sağlıklarını yitirme pahasına emeklerini ortaya koydular, para kazandılar, yurtlarda yaşadılar, az yediler, ucuz giyindiler, hiç eğlenmediler, tutumlu oldular, markları fenik fenik biriktirdiler ve ülkemize yolladılar. Ve muhakkak bir gün Türkiye’ye dönecekleri hayali ile memleketlerine yatırım yaptılar.

İkinci bilhassa üçüncü kuşak, aynı Almanlar gibi yaşıyor, onlar gibi yiyor, giyiniyor, rahat ve konforlu meskenlerde oturuyor, gezmeye, eğlenmeye, okumaya ve işyeri kurmaya çalışıyor. Almanya’da kalmaya ve hatta Alman vatandaşlığına geçmeye önem veriyor.

Sonuç olarak Türkiye-Almanya ilişkileri hepimizi yakından ilgilendirmektedir. Çorumlu hemşehrilerimiz ile bağlantılarımızı koparmamalıyız. Avrupa Birliği’ne girişte Almanya’nın ve orada yaşayan Türklerin önemli katkıları olacağı göz ardı edilmemelidir.

( NOT: Değerli Rıfat Patır ağabeyin hatıralarını zevkle okudum. Ayrıca, Sayın Mustafa Baklan’ın tanıtıldığı yazı serisini de ilgi ve gururla takip ettim. A.S.)