ROMANYA – BUDAPEŞTE (2)

  • Macarlar, kendilerinin, MS. 800’li yıllarda Orta Asya’dan 7 kök halinde geldiklerini, çadırlarda yaşadıklarını, Finlilerle ve bir Baltık ülkesi ile dil ve kök bakımından akraba olduklarını MS.400’lü yıllarda buralarda kurulmuş bulunan Hun İmparatorluğu ile ve dolayısıyla Türklerle bir ilgilerinin olmadığını söylüyorlar. Diğer taraftan ülkemizdeki bazı bilim adamları, eski Macar alfabesinin Orhon alfabesinden farksız olduğunu, Macar milletini oluşturan on boydan yedisinin Türk asıllı olduğunu belirtmektedir. Macarlar tarafından bugün alma, kapu, babuç gibi en az üç yüz Türkçe kelime kullanılmaktadırlar. Şaman olan fakat Slavlar ve Germenlerle melez hale gelen Macarlar daha sonra Hristiyanlığı kabul ettiler. Budapeşte’de birçok tarihi yapıda 7 kökü ve çadırları temsil eden heykel ve yapılara rastlanmaktadır.
  • Macarlar tarihlerinde beş olayın kendilerini çok etkilediğini belirtmektedirler. Bunlar :
  1. S. 1000 yılında Hristiyanlığı kabul ederek kralları Istvan 1’in “Stefan” ismini alması,
  2. 1300 yılında ülkelerinin Moğollar tarafından işgali ve yıkılması.
  3. 1526 yılında Osmanlıların Macaristan’ı işgali ve bunun 1699’a kadar sürmesi.
  4. Dünya Savaşı’nda yenilen Avurturya-Macaristan İmparatorluğu’nun parçalanması sonucu yaşanılan sorunlu dönem
  5. Cihan Harbi esnasında üçlü ittifak(Almanya-Avusturya-İtalya) yanında yer alması, 1944 yılında Kızıl Ordu’nun Budapeşte’yi kuşatarak ele geçirmesi ve ülkenin komünist rejime geçişi.
  • 1235 yılında köklerini bulmak için Asya’ya giden Gerardus ve üç arkadaşı Volga nehri civarında Başkırdistan’da doğdu Macarlarını bulmuşlar. Aynı yöreye 1238’de tekrar gittiklerinde onların Moğollar tarafından sürüldüklerini ve yok edildiklerini öğrenmişlerdir.
  • Kaldığımız Hilton Oteli Buda kısmında Obuda ismi verilen tarihi bölgenin mimari tarzına uygun inşa edilmişti. Bu bölgede birçok tarihi yapı ve güzel köşk ve villalar yer almaktadır. 2. Dünya Savaşı’nda bombalanan klişe, otelin mimarı tarafından çok güzel bir düşünceyle o dönemin hatırası olarak yıkık haliyle restore edilerek korunmuştur.
  • Aynı bölgede yer alan ve 1896’da yeniden restorasyonu yapılan Mathias Klisesi, Türklerin Budapeşte’de bulunduğu dönemde iç resimleri kireçle sıvanmış ve cami olarak kullanılmıştır.
  • Bu bölgede bulunan birçok köşk İkinci Dünya Savaşı sonunda komünist rejim tarafından 8-10 ailenin oturması için tahsis edilmiştir. Bu nedenle bu köşklerin iyi kısmı, eski ihtişamlarını koruyamamış ve bakımsız kalmıştır.
  • Buda bölgesinde Türklerden kalan Gül Baba türbesi, buraya gelen Türklerin ziyaret ettikleri yerlerin başında gelmektedir. Gül Baba Türbesi Türk ve Türbe caddeleri ile çevrelenen meydandadır. Bir Bektaşi dedesi olan Gül Baba, 1541’de Avustralyalılarla yapılan Budin Savaşı’nda şehit düşmüş bir evliyadır. 1989 yılında pek bakımlı olmayan bir türbe, Sayın Cumhurbaşkanımızın 1997’deki ziyareti nedeniyle Kanuni zamanında olduğu hale getirilmiş, onarılıp düzenlenmiş ve genişletilmiştir. Bugün bu türbe Hıristiyan Macarların bile ziyaret ve adak yeri olmuştur. Genelde Macarlar Türkler’den kalan eserleri koruma hususunda diğer komşularımız olan Yunanlılar, Bulgar ve Sırplardan çok farklı derecede hoşgörülü olup, şovenist değillerdir. Daha önce geldiğimde ziyaret ettiğim Peç’teki Türk Camisi ve külliyesi Zigatvar’daki Kanuni Sultan Süleyman anıtı ve göremediğimiz sayısız Türk eseri ve izlerini korumuşlardır. Gül Baba’nın türbesinde buralarda ve Balkanlarda yatan tüm Türkler için dualarımızı okuduk.
  • Budapeşte’deki Türk Hamamı bugün hala kullanılmakta olup 1565 yılında Arslan Paşa tarafından inşa ettirilmiştir. 1796i2da kişisel mülkiyetten Kral’ın mülkiyetine geçen hamam, bugün Türk hamamı olarak tanınmasına rağmen, Macarlar tarafından “Kral Hamamı” olarak da isimlendirilmektedir. İkinci Dünya Savaşı’nda bombalanan hamam 1959 yılında tamir edilerek hizmete sunulmuştur. Çorumda Yeni Hamam’ın sahibi bir aileden geldiğim için ve geçen defa göremediğimden bu gelişimde hamamı ve içerisini ziyaret ettim. Soyunma yerlerinin birer kişilik küçük kabinler haline getirilmesi yanında, hamamın içindeki göbeğin açılarak yüzme havuzu şekline dönüştürüldüğünü gördüm. Beni gezdiren hizmetlinin çok az Almanca bilmesi nedeniyle daha fazla detaylı bilgi alamadım.
  • 1989 yılında ziyaret ettiğim Macaristan o zaman da sosyalist blok içinde kısıtlı olsa da serbest piyasa ekonomisini uyguluyordu. Bu defa ülkeyi çok hareketli, değişmiş ve gelişmiş olarak buldum. Avrupa Birliği’ne ilk kabul edilecek altı ülke arasında yer alan Macaristan’a giren yabancı sermaye, Türkiye’ye gelenin 4 katından fazla olup, hızlı bir kalkınmaya önemli katkısı olmuştur. Ayrıca 20 milyar doların üzerinde özelleştirme de yapmışlardır. Enflasyonun yüzde 17 olduğu bu ülkede kalkınma hızı yüzde 3.2 ve işsizlik 3.6’dır.
  • Gül Baba Türbesini gezerken rastladığımız Macar inşaat Mühendisi ve Viyanalı eşi bize görmemiz gereken çok güzel bir yer olduğunu anlattılar. Budapeşte’den yarım saatlik bir tren yolculuğuyla ulaştığımız Szentendre şehri, Tuna Vadisi’nde yer alan tarihi gelişmeleri göz önüne seren bir açık hava müzesi niteliğinde olup, korunan eski yapıları, sayısız müzeleri ve galeri ile ziyaretçileri çok etkilemektedir. Belki de bu nedenle yüzün üzerinde sanatçı burada yaşamayı tercihe etmiştir. Bugün dar sokaklarında binlerce turist dolaşmakta olup, tarihi yapılarını gezmekte, ünlü Macar elişlerini satın almaktadır. Tarihimizle ilgili olarak da Estergon Kalesinin de yakınında bulunan bu şehre alt broşürde Belgrad.2ın Türkler tarafından yeniden alınması ile 6 bin civarında Sırp’ın buraya yerleştirildiklerini okuyunca Osmanlı tarihi gözümün önünden geçti.Yok olan imparatorluktan geriye kalan bu vatanı korumamız gerektiğini Budin’de (Budapeşte’de) düşündüm. Gelecek yazımda sizlerle Romanya izlenimlerimi aktaracağım.