ROMANYA – BUDAPEŞTE

Son yazımda Kurban Bayramı’nı oğlumun ve gelinimin yanında ailece Romanya’da geçireceğimizi ve izlenimlerimi sizlere aktaracağımı belirtmiştim. Daha sonra oğlumun önerisi ile uzun olan bu tatilde üç günlüğüne Macaristan’ın Başkenti Budapeşte’ye de gitmeye karar verdik.

Romanya Hava Yolları TAROM’la Bükreş’e uçtuk. Kurban Bayramı tatilinin uzun olması nedeniyle, uçağımız tamamen doluydu. (Dönüşte gazetelerden 50.000 vatandaşımızın yurt dışına seyahat etmiş olduğunu öğrendim.) Hava alanındaki ilk izlenimim verilen hizmetin oldukça düzgün olduğu idi. Havaalanı binaları İsanbul’dakinden oldukça küçüktü.

Gümrük ve pasaport işlemlerinde herhangi bir sorunla karşılaşmadan geçtik.

Bizleri bekleyen yavrularımızla kucaklaşmak bizi çok, çok sevindirdi. Gece, havaalanından şehre giderken ki ilk izlenimim ışıkların az yandığı, hayatın daha sakin olduğu şeklinde oldu. Bükreş’te bir gece kaldık ve ertesi gün yine TAROM’la Budapeşte’ye uçtuk. Uçak nerede ise bomboştu. 10 yolcu ile sakin bir yolculukla, atalarımızın 150 yıl kaldıkları, benim de 1989 yılında daha önce ziyaret ettiğim bu şehre ulaştık.

Doğu Bloku’nun çökmesinden önce Karadeniz kıyısındaki sahilleri bu ülkelerden gelen turistlerle dolan Romanya’ya şu anda gelen turist sayısının eskiye göre çok azaldığını duymam beni çok şaşırttı.

Alp Dağları ile Karpat Dağları arasında yer alan Macaristan’ın yüzölçümü 93.000 km2 ve yüzde 80’i Katolik. Gerisi Protestan olan nüfusu 10 milyon civarında olup, başşehri Budapeşte’dir. Macaristan, turistlere, başşehrin büyüleyici güzelliğini, Tuna nehrinin çekiciliğini, eski korunmuş kentlerin mimari güzelliklerini sunmaktadır. Budapeşte’ye 80 km uzaklıktaki Balaton gölü, ülkenin en çok turist çeken diğer bir güzel yöresidir. Burada ve ülkede doğa son derece iyi korunmuştur. Ülke turizminde kaplıca turizmi de önem taşımaktadır. Ülkeye gelen turist sayısı müthiş yüksek olup 33 milyon civarındadır.

Nüfusu 2 milyon olan Budapeşte ismini, Tuna nehrinin iki ayrı tarafında bulunan tarihi yapıların daha çok yer aldığı, Macaristan’ın tarihi kalbi olarak bilinen Buda ile bugün siyaset ve ticaretin yapıldığı Peşte, bölgelerinin isimlerinden almaktadır.

Osmanlılar döneminde Budin olarak tanınan bu şehrin ortasında nazlı nazlı akan Tuna nehri üzerinde kurulu sayısız ve her biri birer sanat eseri güzelliğinde inşa edilmiş olan köprüler dikkati çekmektedir. Bilhassa akşam ışıklandırıldığı zaman Roosvelt Meydanı’ndan Zincirli Köprü’ye ve Buda Kalesini seyir etmeye doyum olmuyor. Gece aydınlatınca şehir apayrı bir güzelliğe de bürünüyor.

Çoğunluğu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde inşa edilen güzel ve tarihi yapılar arasında Buda Kral Sarayı, İngiliz Parlamento binasını andıran Parlamento binası, çeşitli müzelerin bulunduğu tarihi yapılar ile ailece Salome’yi seyrettiğimiz Opera binası sayılabillir.

Macaristan, kuruluşunun 1000. Yılı nedeniyle inşa edilen fakat ancak 1929 yılında bitirilebilen Kahramanlık (Heros) Meydanı’nda 36m yüksekliğinde zaferi sembolize eden meleklerin yer aldığı alandaki sütunlar, Macaristan’ın bağımsızlık savaşlarını sembolize eden yapıtlar ve Macar krallarının heykelleri ziyaretçileri etkilemektedir. Londra’dan sonra dünyada metrosunu ilk bitiren ikinci şehir olan Budapeşte’de şehrin her tarafına tramvay ve otobüs servislerinin de mükemmelliği ile ulaşılabilmektedir. Tüm metro hatları şehrin alışveriş merkezi olan Vaci Caddesi’nde kesişmektedir. (Bayram esnasında herhalde çok sayıda vatandaşımız da Macaristan’a gelmişti. Bu cadde de epey Türk’e rastladık.)

Tuna nehrinin ortasında bulunan Margret adasının inşa edilen bir köprü vasıtasıyla Buda ve Peşte bölgeleri ile bağlantısı sağlanmıştır. Ada bugün şehrin bir sayfiye bölgesi olup spor sahaları, termal kaplıcası, yüzme havuzları, açık hava tiyatrosu, yürüyüş ve bisiklet yolları ile bir dinlenme bölgesi olup buraya otomobiller girmemekte ve yemyeşil cennet bahçesi görünümündedir.

Budapeşte ile ve dolayısıyla Macaristan ile ilgili kısa sürede edindiğim izlenimler ve bilgiler aşağıda kısa kısa vermeye çalışacağım.