BAŞKANLIK SİSTEMİ VE TÜRKİYE

Geçen hafta içinde Marmara Vakfı’nın tertiplediği bir toplantıda, Demokrat Parti Genel Başkanı Korkut Özal, ülkemizin içinde bulunduğu durumu çok açık bir şekilde ortaya koyarak, çözümünün “Başkanlık sistemi” olduğunu vurguladı. Kendisinden yapmış olduğu konuşma ile ilgili notlarımı gözden geçirdim ve konulara göre ayırdım. Bu yazımın, sizlerin başkanlık sistemi ile ilgili konuları tartışmanıza ve düşünmenize vesile olacağına inanıyorum.

Genel Değerlendirme:

  • Türkiye’nin içinde bulunduğu süreçte mevcut sistemle daha ileriye gitmesi mümkün değildir. Ayrıca Türkiye zor bir dönemden geçmektedir.
  • İlk defa 1950’de milli iradenin değerlerini kullanarak bir seçim yapıldı ve barış içinde iktidar el değiştirdi. CHP ve DP’yi ve yetkililerini tebrik etmek gerek.
  • Bugün demokrasi güzel çalışmamaktadır. 1960,1971,1980 ve 1997’de doğrudan ve dolaylı müdahaleler oldu. Sistem düzeltilmeye çalışıldı ve çalışılıyor.
  • Yıllık tüketici enflasyonu geçen sene %70 iken bu sene %6’sı yatırımlara ayırabiliyor. 1980’lerde bu pay %50 civarında bulunuyordu.
  • Türkiye’de 2.5 yıl önce seçim yapılmasına rağmen bugün 1. parti yok, 2. parti küçülmüş ve 3. parti iktidar olmuş ama ayakta zor duruyor. Belirli partiler hükümet kuramaz diye bir hüküm var, onun için bu hükümet ayakta duruyor. Şu anda Türkiye ayakta duruyorsa, o hükümetin eseri değil, halkımızın eseridir. İşadamları, devlet bize gölge etmesin başka bir şey istemiyoruz diyorlar.
  • Bu sistemin yalnız demokrasi ismi var. Milletvekili adaylarını millet değil, parti başkanı veya parti belirliyor. Parti liderlerinin hakim olduğu, kendisine has bir demokrasi var.
  • Ekonomik durum felaket, faiz yükü %40, hükümet her gün 28 trilyon faiz ödüyor. Birçok firma kendi faaliyet alanı dışında faiz ve repodan para kazanmaktadır.
  • Faizler %1-%3’lerde tutulsa, millet yatırım yapar, GAP’ı bir senede bitiririz. Bir yılda 9000km yapabiliriz. 2015 yılında milli gelir, kişi başına 20.000 dolara ulaşır.
  • Avrupa, Türkiye’yi kendi arasında görmek istemiyor, İslam ülkeleri ile ilişkilerimiz iyi değil, tüm komşularımızla sorunlarımız var. Yalnızlığa itilmiş durumdayız. 600 yılda geliştirilen sentez çatlamaktadır.
  • Politikacılar ülkeyi çiftlik haline getirdiler. TİT’leri ve devlet dairelerini doldurdular ve memur sayısını şişirdiler. 15 yıldan beri özelleştirmeyi bitiremedik.
  • Seçim sistemi yönetimde istikrar sağlayamamıştır. 1989’dan beri 11 hükümet kurulmuştur.
  • Mecliste temsilde adalet yoktur. Son seçimde oyların %21’i çöpe gitmiştir. Bu eğilimler parlamentoda temsil edilmemektedir.
  • Türkiye’de sağ, sol yoktur. Bugün kimilerince Bülent Ecevit sağda, Mesut Yılmaz solda kabul edilmektedir. Türkiye’nin değişimini kabul edenler ve etmeyenler vardır.
  • Laiklik devletin kurumsal niteliği, Müslümanlık kişilerin niteliğidir.
  • Parti başkanlarının ayakta alkışlanması en büyük ayıptır.

Türkiye’nin Mevcut Durumu:

  • Türkiye’de siyasi sistem ve devletin yapısı kendisini taşıyamamaktadır.
  • Mevcut düzen ile seçime gidilse 5-6 parti çıkacaktır. 1955’den beri olduğu gibi kısa ömürlü hükümetler kurulacaktır. Kısa sürede bir şeyler yapmak için popülist(halka hoş görünen) yollara başvuracaklar ve devletin daha da sarsılmasına sebep olacaktırlar.
  • Bizdeki demokrasi uygulamasında parti başkanı aynı zamanda hükümet başkanı ve meclis grup başkanıdır. Bu siyasi sıfatlara sahip parti başkanı istediğini yapar, muhalefetin araştırmalarını engeller. Meclis yürütmenin sultasındadır. Hükümet düşünce komisyonlar çalışamaz. Meclis yürütmenin sultasındadır. Hükümet düşünce komisyonlar çalışamaz. Meclis tam manasıyla hükümete bağlıdır.
  • Şu andaki sistemle bir yere gitmemizin mümkün olmadığı görülmektedir. Anketlere göre, en büyük parti %15 alırken %20-30 arasında kararsızlar vardır. Partiler bunu görmemeye devam ederse, partilerin ve parti başkanlarının başına çok şey gelecektir. Kamuoyu baskı yapmalı, meclis liderleri dikkate almadan karma meclis gibi çalışmalı, gerekli yasal değişiklikleri yapmalı, sonra da seçime gitmelidir. İnşallah bu iş demokratik olur. Yoksa ara rejimler bunu yapar. Ben içinde olmam ama gelebilir.

Türkiye’nin Sorunlarının Çözümü:

  • Başkanlık sistemi getirilmeli ve siyasi sistemin halk ile bütünleşmesi sağlanmalıdır. Halkımızın %55’i başkanlık sistemi istemektedir.
  • Dar bölge ve iki turlu seçim sistemi uygulanarak halkın kendi milletvekillerini seçmesi sağlanmalıdır
  • Merkezi hükümet yetkililerinin önemli bir kısmını yerel yönetimlere devir etmelidir. Yerel yönetimler denildiğinde valilerin başkanlığındaki İl genel meclisleri ve belediyeler anlaşılmalıdır. İlçelere ağırlık verilmeli, ilçe meclisleri oluşturulmalıdır.
  • Başkanlık sisteminin uygulanması ile ülkemizde parti sayısı azalacaktır.
  • Seçimlerde verilen oyların boşa gitmemesi için Almanya’da uygulanan sistemden faydalanılabilir. Böylece milletvekillerinin bir kısmı dar bölgeden doğrudan gelirken, diğer bir kısmı milli oyla listeden gelir.

Amerikan Başkanlık Sistemi:

  • Amerika’da başkanlık sistemi 222 yıldan beri başarı ile uygulanmıştır.
  • En küçük kasabada bile başkanlık sistemi uygulanmaktadır. Halk kendi yöneticisini ve meclisteki temsilcisini seçer. Meclise seçilenler milletin vekilidirler. Başkanın emrinde değillerdir. İstediği gibi oy kullanırlar.
  • Başkan hükümeti çok kolay kurar, güvenoyu yoktur. Bakanlar başkan tarafından dışardan tayin edilirler. Meclis bakanları onaylar.
  • Parlamento (meclis) denetim yapar, egemendir ve başkanın üzerindedir. Yalnız milletvekilleri kanun teklifi yapabilir, hükümet sunamaz. Meclis denetleme görevini kendi aralarından kurduğu bir komisyon veya atadığı savcı yardımıyla yürütür.
  • Dar bölgeden seçilen temsilciler, seçmenleri ile sık sık bir araya gelir.
  • Temsilciler Meclisinden başka bir de senato vardır. Düşünüldüğü gibi burası bilge insanların yeri değil, her eyaletten gelen iki temsilcinin katılımı ile oluşan 102 kişilik bir birimdir. 1/3’ü iki yılda bir yenilenir.

Konuşmasının son kısmında başkanlık sistemine karşı fikirler olduğunu belirten, bunları diktaya gider, dengeyi bozar ve meclis sulta altında olacaktır gibi başlıklar halinde özetleyen K. Özal, meclisin bu sistemde tüm yetkilere sahip olduğunu, başkanı her an denetleyeceğini, dengeyi bozmayıp düzelteceğini, her şeyi denetleyebilen bir meclisin sulta altında olamayacağını ortaya koydu. Ayrıca ülkemizde karşı çıkanların yeni sistemin ellerinden bir şeyleri alacağına inanan parti başkanları olduğunu vurguladı. Başkanlık sisteminin etnik ayrımı engelleyebileceğini, herkesi koruyup mutlu edeceğini ve Türkiye’nin dünyaya açılıp bir dev olacağını belirtti. (Fransa’da uygulanan yarı başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygun olmadığının da altını çizdi.)

Son sözleri ise “Değişim Türkiye’nin gündemindedir. Gelin el birliği ile destek olun. Gelin Türkiye’yi değiştirme misyonunda beraber olalım” şeklinde idi.

Değerli okuyucularım, oldukça uzun olan bu yazımın sonunda ben de mevcut sisteme bir alternatif olarak Başkanlık Sistemi’ni inceleyelim ve görüşümüz olsun, diyorum. Ayrıca başbakanken T. Özal’ın ve S. Demirel’in karşı çıktıkları başkanlık sistemine neden cumhurbaşkanı olduklarında sahip çıktıklarının da üzerinde duralım.

İSTANBUL 19 TEMMUZ 1998