Çevre ve Geleceğimiz

İTÜ Vakıf Dergisi, Aralık 1998

Not: Figürlerin, Tabloların ve Formüllerin daha yüksek çözünürlüklü görüntüleri için görsele sağ tıklayıp “resmi yeni sekmede aç” seçeneğini seçiniz

Çevre ve Geleceğimiz

21. yüzyıla girerken çevre sorunlarının azaltılabilmesi için konu global çerçevede ele alınmalı, kalkınma politikaları ile çevre politikalarının entegrasyonu sağlanmalıdır. Kalkınmanın tahrip edici bir tarzda değil, devamlılığı sağlayacak bir anlayış içinde “sürdürülebilir kalkınma” ilkeleri ile uyumlu bir biçimde ele alınması ve yönetilmesi gerekmektedir.

Ahmet Samsunlu

Çevre, insan ve canlıların yaşam boyunca ilişkilerini sürdürdüğü dış ortam olarak tarif edilebilir. Doğada canlıların kendi aralarında ve fiziksel çevreleri ile ilişkileri sağlıklı bir gelişmeye izin veriyorsa, doğal denge sağlanmış demektir. Aksine bir durum, dengenin bozulduğunu göstermektedir. Doğal denge deyimi yerine ekolojik denge de kullanılmaktadır. Bilindiği gibi ekoloji, canlıların yaşadığı doğal ortamla ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. Ekolojik denge pek çok unsurun uyumlu yaşamasıyla oluşan bir zincire benzetilebilir. Bu zinciri oluşturan canlı ve cansız varlıklardan bir halkanın bozulması, ekolojik dengeyi olumsuz yönde etkiler. İşte içinde bulunduğumuz yüzyılda insan eliyle yapılan faaliyetler bu dengeyi bozmaya, halkaları koparmaya başlamıştır.

Tüm dünya üzerinde insanların gün geçtikçe artan bir hızla sanayileşme çabaları ve kırsal alanlardan, kentleşme sürecine giriş önceleri pek önem verilmemesine rağmen, son yıllarda insanlığı tehdit edecek şekilde ciddi boyutlarda çevre kirlenmesine yol açmıştır ve kirlenme hızla artmaktadır. Çevre kirlenmesi, doğanın kirlenmesi, daha doğrusu kirletilmesidir. Bunlar kısaca suyun, havanın, toprağın kirletilerek verimsiz ve canlılara zararlı hale getirilmesidir. Öldürücü olan birçok hastalık bunların sonucudur. Su, evsel ve endüstriyel atıksularla; hava, büyük ölçü de fabrikaların bacalarından çıkan zehirli gazlar ve tozlarla, toprak ise kullanılan suni gübreler ve zirai ilaçlarla kirletilmektedir. Sanayileşme ve kentleşmenin yol açtığı ve yukarıda bahsettiğimiz kirliliklerin dışında gürültü, ses, trafik, şehirlerin ısıtılması vb. gibi faktörler de dolaylı yollardan yaşamı etkilemektedirler.

Çevre Kirlenmesi ve Dünyadaki Gelişim

Üzerinde canlı yaşamın bulundüğü tek gezegen olan dünyamız artan kirlenme sonucunda yaşanamaz hale gelirse ne olacak sorusu, içinde bulunduğumuz yüzyılın ikinci yarısında insanları düşündürmeye başlamıştır. Bütün bu olumsuz etkilerin gelecek yıllarda çok daha büyük boyutlara ulaşarak korkunç sonuçlar yaratacağı, mevcut duruma bakıldığında kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde Massachusets Institut of Technology’de Roma Kulübü’nün desteği ile Meadows tarafından 1968’de yapılan bir çalışma bunu daha açıkça ortaya koymuş ve kanıtlamıştır.

“Dünyadaki Gelişmenin Sınırlan” konulu bu çalışmada evrenin devam edebilmesi için etken olan ve kolaylıkla tespit edilebilen faktörler göz önüne alınmış ve bu faktörler arasındaki ilişkiler ortaya konarak 1900-2100 yılları arasında nüfus, ekonomik gelişme, hammadde, gıda maddeleri ve çevre kirlenmesi dikkate alınarak hazırlanan büyük bir dünya modeli ile insanlığın geleceği incelenmiştir. Araştırıcılar tarafından incelenen ve üzerinde durulan ana konular şu şekilde özetlenebilir:

  • Dünya nüfusu ve ekonomisinin gelişmesi veya artışı maksimum sınırlara doğru yaklaştığında, dünya sistemi ne olacaktır?
  • Ne kadar süre daha bu gelişmenin yürütülmesi mümkündür ve bugün erişilmek istenen gelişmenin sonuçları ne olacaktır.
  • Gelişme olmadığı takdirde dünyanın görünümü ve durumu ne olacaktır?

Yukarıda belirtilen konulara açıklık getirebilmek ve insanlığın geleceğini göz önüne sergileyebilmek için, çalışmada dünyadaki gelişimi etkileyen çeşitli kabullere göre dört model üzerinde durulmuştur.

1.Model: Burada nüfus artışı ve endüstri gelişiminin devamlı oldu ğundan hareket edilmiş, dünyadaki gelişmenin, 2000 yılına kadar devam edeceği izlenmiş, fakat hammadde kaynaklarının hızlı olarak tüketilmesi ve minimum bir miktara kadar harcanmasından dolayı duracağını ortaya koymuştur. Bu gelişmenin durması, endüstri ile yakın ilişki içinde bulunan ziraati de etkilemekte ve aynı sonuca götürmektedir. 2100 yılına kadar birkaç milyar insanın öleceği ortaya çıkmaktadır. Çevre kirlenmesi ile gelişme arasında yakın bir ilişki bulunmakta ve gelişme devam ettiği sürece çevre kirlenmesi artmaktadır. (Şekil:l)

2. Model: Bir varsayım yapılarak dünyadaki hammadde kaynaklarının gerçektekinden iki misli fazla ol- düğü kabulü ile diğer parametreler değiştirilmeden yapılan bu çalışmada, hammadde daha yavaş bir hızla azaldığından, endüstri üretimi devamlı artabilmekte ve bu artış yalnız endüstri üretimine bağlı olarak meydana çıkan ve çevreyi kirleten zararlı maddelerden etkilenmektedir. Neticede hızla artan çevre kirlenmesi, gelişmenin durmasına neden olmakta ve korkunç bir sonuç ortaya çıkarak normal zamanda beklenenden çok fazla miktarda ölüme neden olmaktadır (Şekil:2).

3. Model: Bu modelde hammadde kaynaklarının sınırsız olduğu varsayımından hareket edilmiş ve mevcut hammaddenin atom enerjisi yardımıyla iki misli daha iyi kullanı- hammadde yokluğunun ortadan kaldırılabileceği düşünülmüştür. Bu durumda gelişme çok hızlı bir şekilde olmakta, gıda maddesi arzı çoğalmakta, fakat korkunç bir şekilde ani olarak, çevre kirlenmesi artmakta ve nüfusun 2100 yılında, 1900 yılındakinden aşağıya düşmesine neden olmaktadır (Şekil:3).

4. Modele geçmeden önce, ilk üç modele bakmak yerinde olacaktır. İncelenen ilk üç modelde bugünkü endüstrileşme sürecinde ve buna bağlı olarak beklenen gelişimde yaklaşık 120 yıl içinde durumun bir felakete dönüşeceği, dünyanın yaşanılmaz bir yer olacağı belirlenmekdedir. 120 yıl insanlık için çok uzun bir süre değildir. Aslında çevre kirliliğinin bugünkü boyutlara ulaşması çok daha kısa bir zamanda gerçekleşmiştir. Henüz insanların dünyada başka bir gezegende yaşayabilme olanakları da olmadığına göre, yapılacak tek şey bugünkü yaşantımızı bizlerden sonra insanlığın daha çok uzun yıllar bu dünya üzerinde devam edeceğini düşünerek ona göre planlamaktır. Bunun için izlenmesi gereken ve tek çözüm olduğu araştırıcılar tarafından açıklanan yol aşağıda 4. modelde açıklanmaktadır.

4. Model: İlk üç modelde, meydana gelebilecek felaketlere engel olabilmek için ne yapılması gerektiği, bilgisayar çalışmaları ile incelenmiş ve devamlı gelişme yerine hammadde kullanımında, endüstri üretiminde, nüfus artışı vb.’de bir dengelemeye (stabilizasyona) gerek olduğu ortaya konmuştur. Bilgisayar analizi, bu durumda nüfus artışı ile endüstriyel gelişmenin mümkün olduğu kadar kısa sürede denge durumuna getirilebileceği gibi. çevrr kirlennıesınden nıevdana gelebile•eek bir tela ket durunuına rastlannıavacağtnı da ispatlanıştır (Şekil:4)

Şekil 1.

Şekil 2.

Şekil 3. 

Şekil 4.

Dördüncü modeldeki kabullerle erişilen sonuca göre bir felakete engel olabilmek için, artıklar değerlendirilmeli, çöp yeniden kullanılarak çevre kirlenmesi azaltılmalı ve hammadde azalmasının önüne geçilerek, ortaya çıkan ve uzun süre etkili olan gazlara mani olunmalıdır. Endüstri mamulleri teknik açıdan mükemmelleştirilmeli, dayanıklı ve uzun ömürlü olmalı, tamir ihtiyaçları azaltılmalıdır. Güneş enerjisi gibi doğaya bağlı enerjiler kullanılmalı, zararlı hayvanlarla mücadele edilmeli, toprağın gübrelenmesinde biyolojik yöntemler kullanılmalıdır. Ancak bu yolla toprağın bozulmasının ve gıda maddelerinin zehirlenmesinin önüne geçilebilir. Nüfus artışları dikkatle izlenmeli, uygun modeller optimal olarak kullanılmalıdır. 1970 Yıllarında kullanılan hammaddenin 1/4 oranında azaltılması yoluna gidilmelidir. Ancak bu şekilde yeniden bir işlemden geçirilerek kullanılmaları mümkün olmayan hammaddeleri bulabilmek gerçekleşebilir. Bunun yanında sağlık, eğitim, sosyal sahalarda ve haberleşmede gelişme teşvik edilmeli, dinlenme ve boş zamanlan değerlendirme için tedbirler alınmalıdır. Bütün bunlar yerine getirilirse, Meadows’un yaptığı çalışmaya göre ileride meydana gelebilecek, gelişmenin durmasına ve çevre kirlenmesinin korkunç sonuçlarına mani olunabilir. Bu durumda nüfus artışı 2030 yılına kadar devam edecek ve bu yıldan sonra endüstri üretimi stabil hale dönüşecektir.

Bu çalışma ile dünyada ilk kez kalkınma ve çevre arasındaki bağlantı incelenmiştir.

Birleşmiş Milletlerin Çevre Kalkınma Konusundaki Faaliyetleri

Stockholm Konferansı

Çevre konusunda artan kaygılar, küresel ölçekler ile değerlendirmelerin yapıldığı 1972 Stockholm Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nın organizasyonunu sağlamıştır.

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 113 ülkenin katıldığı konferans sonucunda yayımlanan Stockholm Deklarasyonu ulusal ve uluslararası çalışmalara yol gösterici ve ışık tutucu olmuştur.

26 madde içeren bu Deklarasyon ’un;

2. Maddesinde: “Bugünkü ve gelecek nesiller için ihtiyaca göre özenli planlama veya yönetim ile dünyanın doğal kaynakları, hava, su, toprak, flora ve fauna dahil, özellikle de doğal ekosistemleri temsil eden örnekler korunmalıdır” .

  • Maddesinde: “Dünyanın yenilenemeyen kaynakları, onları gelecekte tükenme tehlikesine karşı koruyacak şekilde kullanılmalı ve bu kullanımın yararlarının bütün insanlıkça paylaşılması sağlanmalıdır.”
  • Maddesinde: “Denizlerin, insan hayatını tehlikeye atabilecek maddelerle kirlenmesini önleyecek, canlı yaşama, denizde hayata zarar verecek, güzellikleri bozacak veya denizlerin diğer yasal kullanımını olumsuz etkileyecek şekilde kirlenmesini önlemek için ülkeler bütün olanaklarını kullanacaklardır”.

14. Maddesinde; “Kalkınmanın gerekleri ile, çevrenin korunması ve iyileştirilmesi ihtiyacı arasındaki çelişkileri gidermede rasyonel planlama temel araçtır.”

24. Maddesinde; “Çevrenin iyileştirilmesi ve korunması ile ilgili uluslararası konular, işbirliği ruhu ile, büyük küçük bütün ülkelerce eşit olarak ele alınmalıdır. Çok taraf veya iki taraflı anlaşmalarla veya diğer uygun yöntemlerle işbirliği bütün ülkelerin egemenlik ve çıkarlarını dikkate alarak her alanda istenmeyen çevresel etkilerin etkin kontrolü, önlenmesi, azaltılması, ortadan kaldırılması için on şarttır” denilmekte ve ayrıca uluslararası işbirliğinin önemi vurgulanmaktadır.

Ortak Geleceğimiz

Stockholm Konferansı’nın ve artan çevre problemlerinin etkisi ile Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu (UNCED) 1984 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından bağımsız bir heyet olarak kurulmuş ve başkanlığına Norveç Başbakanı Bayan Brutland getirilmiş, amaçlan şu şekilde belirtilmiştir

  • Çevre ve kalkınma ile tespit edilen kritik sorunlar yeniden gazden geçirerek yeni, somut ve gerçekçi eylem önerileri getirmek,
  • Çevre ve kalkınma konusunda uluslararası işbirliğini güçlendirmek, mevcut düzenlerden sıyrılmakla politika ve olaylar gerekli değişiklikler doğrultusunda etkilemekle ilgili değerlendirmeler yapıp, yeni işbirliği şekillen önermek.
  • Bireyler, gönüllü kuruluşlar, iş çevreleri, enstitüler ve hükumetler nezdinde anlayış düzeyini ve eylemi taahhüt etme düzeyini yükseltmek.

27 Şubat 1987 tarihinde Tokyo’daki son toplantının kapanışında Komisyon, hazırladığı metni Tokyo Bildirisi olarak da ilan etmiştir.

1987 yılında bu komisyon tarafından yayınlanan Ortak Geleceğimiz Raporu Sürdürülebilir Kalkınma kavramım şöyle tarif etmektedir:

Sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların da kendi ihtiyaçlarım karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin karşılamaktır.

Sürdürülebilir Kalkınma kavramından çıkarılabilecek çevre ve kalkınma politikalarının kritik amaçlarından bazıları şunlardır:

  • Büyümeyi canlandırmak,
  • Büyümenin kalitesini değiştirmek,
  • İş bulma, yiyecek, enerji, su ve sağlık konularındaki temel ihtiyaçları karşılamak,
  • Kaynak tabanını korumak ve zenginleştirmek,
  • Sürdürülebilir bir nüfus düzeyini garantiye almak,
  • Teknolojiyi yeniden yönlendirmek ve riski yönetmek,
  • Karar vermede çevre ile ekonomiyi birleştirmek.

Sürdürülebilir kalkınma stratejisi en geniş anlamıyla alındığında, gerek insanlar arasında, gerekse insanlık ile doğa arasındaki uyumu yükseltmeyi amaçlamaktadır. 1980’lerin kalkınma ve çevre krizlerinde ulusal ve uluslararası siyasal ve ekonomik kuruluşların önleyici rol oynadığı belki de oynayamadığı göz önüne alınırsa, sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için şunlar gereklidir

Janusz Oblucki, Polonya, Hürriyet Uluslararası Karikatür Yarışması 1985 Birincilik Ödülü
  • Karar alınmasında vatandaşların etkin katılımını sağlayacak bir siyasal sistem,
  • Kendi çabasıyla ve sürdürülebilir biçimde üretim fazlası ve teknik bilgi sağlayacak bir ekonomik sistem,
  • Uyumsuz gelişmeden doğan gerilimlere çözüm bulabilen bir sosyal sistem,
  • Gelişme için gerekli ekolojik tabanı korumaya saygı gösteren bir üretim sistemi,
  • Durmadan yem çözümler arayacak bir teknolojik sistem,
  • Ticaret ve finansmanda sürdürülebilir düzenleri destekleyen bir uluslararası sistem,
  • Esnekliğe, kendini düzeltme yeteneğine sahip bir yönetim sistemi

Rio ’92 Dünya Çevre ve Kalkınma Konferansı

Aralık 1989’da, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 21. yüzyıla girerken, mevcut eğilimleri değiştirmek ve sürekli ve dengeli bir yaşam tarzı için, temeli oluşturmak amacıyla, bir konferans çağrısında bulunmuştur. 13-14 Haziran 1992 tarihlen arasında Rio de Janeiro’da düzenlenen konferansın 13-14 Haziran günlerini kapsayan bölümünde ülkelerin devlet ya da hükümet başkanları düzeyinde temsil edildikleri dünya zirvesi gerçekleştirilmiştir.

Konferansta özetle şu konular ele alınmıştır:

  • Atmosferin korunması (iklim değişikliği, ozon tabakasının incelenmesi, sınırlar ötesi hava kirliliği)
  • Arazi kaynaklarının korunması (ormansızlaştırma ile mücadele, toprak kaybı, çölleşme ve kuraklık)
  • Tatlı su kaynaklarının korunması,
  • Okyanusların, denizlerin ve kıyı alanlarının korunması ve bunların canlı kaynaklarının rasyonel kullanımı,
  • Tehlikeli atıkların yönetimi,
  • Toksik ürün ve atıklarda illegal trafiğin önlenmesi,
  • Biyolojik çeşitliliğin korunması ve biyoteknoloji, 
  • Yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve insan sağlığı,
  • Yoksullukla mücadele.

Konferans çalışmaları sonucunda aşağıdaki belgeler hazırlanmıştır.

  1. Çevre ve Kalkınma Üzerine Rio Deklarasyonu,
  2. Gündem 21,
  3. Ormanların Yönetimine, Korunmasına ve Sürdürülebilirliğine Yönelik Bildiri,
  4. İklim Değişikliği Çevre Anlaşması,
  5. Biyolojik çeşitlilik anlaşması

Rio Deklarasyonu

27 ilkeyi içeren bu deklarasyonun birinci ilkesinde, “İnsanlar sürekli ve dengeli kalkınmanın merkezindedir. Doğa ile uyum içerisinde sağlıklı ve verimli bir hayata hakları vardır”; Dördüncü ilkesinde, “Sürekli ve dengeli kalkınmanın gerçekleşebilmesi için çevre koruma, kalkınma sürecinin entegre bir parçasını oluşturacaktır, ayrı olarak düşünülemez”; Sekizinci il kesinde, “Sürekli ve dengeli kalkınmayı ve insanlar için daha kaliteli bir yaşamı gerçekleştirebilmek için devletler sürdürülebilir olmayan üretim ve tüketim kalıplarını azaltmalı, ortadan kaldırmalı ve demografi politikalarını iyileştirmelidirler” denilmekte ve uyulması gereken hususları belirtmektedir.

Gündem 21

Rio Konferansı’nda ülkelerin onayına sunulan Gündem 21, 199fflı yıllar ve 21. yüzyıla uzanan dönemde, sürekli ve dengeli kalkınma ve çevre konularında, global ortaklık anlayışına temel teşkil etmek üzere hazırlanan bir eylem planıdır. Bu global ortaklığın zengin ülkelerle fakir ülkeler arasındaki alışılagelen “dış yardım” anlayışından çok, her iki grubun da ihtiyacına cevap verecek ve ortak ancak farklı düzeylerde sorumluluk alacakları şekilde olması planlanmıştır.

Gündem 21, hukuki açıdan bağlayıcı bir nitelikte olmamakla birlikte, yaklaşık 40 konuda belirlenen hedefler ve faaliyetler hakkında ülkelerin devlet ya da hükumet başkanlan düzeyinde politik taahhüt altına girmeleri açısından büyük önem arz etmektedir.

Gündem 21 hükümetlere, Birleşmiş Milletler örgütlerine diğer hükümetler arası ve hükümet dışı kuruluşlara ve halka hitap etmekte ve her kesime belli yükümlülük ve sorumluluklar getirmektedir. Gündem 21’i oluşturan programlar aşağıda sıralanan bölüm başlıkları altında toplanmıştır. Bunların her biri global geçiş için belirlenen stratejinin önemli birer parçasını oluşturmaktadırlar.

1.         Sosyal ve ekonomik boyutlar (Ulusal ve uluslararası politikalar: Yoksulluk, tüketim kalıpları, demografik hareketler, sağlık, beşeri yerleşimler, çevre ve kalkınmanın entegrasyonu).

2.         Kalkınma için kaynakların korunması ve yönetimi (atmosfer, arazi kaynaklan, ormansızlaşma, çölleşme ve kuraklık, -tarım, biyolojik çeşitlilik, biyoteknoloji, okyanuslar, denizler ve kıyı alanları, tatlı su kaynaklan, toksik kimyasallar, tehlikeli atıklar, katı atıklar, radyoaktif atıklar).

3.         Majör grupların rolünün güçlendirilmesi (Katınlar, gençler, yerel halk, hükümet dışı örgütler, yerel otoriteler, işçiler ve ticaret birlikleri, iş ve endüstri çevresi, bilim ve teknoloji çevresi, çiftçiler). 

4.         Uygulama mekanizmaları (Finansman kaynakları, teknoloji transferi, bilim, eğitim ve öğretim, kapasite oluşturulması, uluslararası kurumsal düzenlemeler, uluslararası hukuki araçlar, veri ve enformasyon).

Ormanlar ile İlgili Bildiri

Ormanların sürdürülebilir kullanımına yönelik bir dizi ilke geliştirilmiştir. Ormanların özellikleri nedeniyle, ekonomik kalkınmanın ve biyolojik yaşamın devamı için vazgeçilmez oluşları göz önünde tutularak, ormanları ve oluşturdukları yeşil örtü kuşaklarının korunmasının önemi vurgulanmaktadır.

İklim Değişimi Çevre Anlaşması

İklim değişikliği konusu dünyamızın karşılaştığı en önemli sorunlardan birisini oluşturmaktadır. Isı yükselmesi ve sera gazı etkisi dünya üzerinde çok değişik şekilde etkisini göstermektedir.

Biyolojik Çeşitlilik Anlaşması

Dünyanın yaşana bilirliğinin sürdürülebilmesi, biyolojik çeşitliliğin korunmasına bağlıdır. Dünyamızda yaşayan tüm canlıların korunması ve geliştirilmesi dünyanın bugünü ve geleceği için büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’de Çevre ile İlgili Gelişmeler

Çevre kirlenmesi sorunu 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra ortaya çıkan ve düzenlenmesine ihtiyaç duyulan bir konu olduğundan, mevzuatımızda bu alanı özel olarak düzenleyen bir kanun ya da kanunlar dizisine Cumhuriyetimizin kurulduğu dönemlerde rastlanmamaktadır. Daha sonraki yıllarda çıkarılan Medeni Kanun, Umumi Hıfzısıhha Kanunu ve Belediyeler Kanunu’nda soruna değinen hükümler bulunmaktadır.

Su Ürünleri Kanunu ve Tüzüğü’nün bir dereceye kadar çevre kirlenmesi konusunda ilk düzenlemeler getirdiği söylenebilir.

Sanayileşmiş ülkelerde bu alanı düzenleyen mevzuata 1960’lardan sonra rastlanmaktadır. Ülkemizde çevre ile ilgili kurumsal yapı oluşturma çabaları 1970’li yıllarda başlamıştır. 1972 Stockholm Konferansı ardından başlayan çalışmalar kurumsal yapı arayışlarını hızlandırmıştır. 1978 yılında “Başbakanlık Çevre Örgütü” kurulmuştur. 1982 Anayasası’na çevre ile ilgili olarak ilk defa bir madde (56. madde) konmuştur. Bu maddede “herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” denmektedir. Bu husus çevre hakkının anayasada tanınmasıdır. Yine aynı maddede “çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşın ödevidir” hükmü yer almaktadır. 1983 yılında yürürlüğe giren 2872 sayılı Çevre Kanunu ise gene çevre uygulamalarındaki ilkeleri belirleyici, Türkiye’nin ulusal çevre politikalarını şekillendirici ve uluslararası çevre faaliyetlerine katılımına yön verecek olması açısından parlamentodan geçen çevre ile ilgili kapsam11 ve esaslı ilk ve en önemli yasal düzenleme olmuştur. 1989 yılında Başbakanlık Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı kurulmuştur. Bu teşkilat, amacı özel çevre koruma bölgelerinde, çevre değerlerini korumak, bu bölgelerdeki mevcut sorunları gidermek, imar planlarını yapmak, mevcut her ölçekteki planlar ile plan kararlarını revize etmek ve resen onaylamaktır. Kuruluş amacı Çevre Müsteşarlığı ile aynı olan Çevre Bakanlığı 1991 yılında kurulmuştur. Özel Çevre Koruma Başkanlığı da bu Bakanlığa bağlanmıştır.

Sonuç

21. yüzyıla girerken çevre sorunlarının azaltılabilmesi için konu global çerçevede ele alınmalı, kalkınma politikaları ile çevre politikalarının entegrasyonu sağlanmalıdır. Kalkınmanın tahrip edici bir tarzda değil, devamlılığı sağlayacak bir anlayış içinde “sürdürülebilir kalkınma” ilkeleri ile uyumlu bir biçimde ele alınması ve yönetilmesi sağlanmalıdır.

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu                

İTÜ İnşaat Fakültesi Çevre Bölümü 

Kaynaklar

  1. Samsunlu,A.: “Çevre ve Özellikle Su Kirlenmesi” Çevre Kirlenmesi Sorunları Semineri (13-14 Mart 1978, İzmir), Ege Üniversitesi İnşaat Fak. Çevre Müh. Böl. Yayın No.5.
  2. Ortak Geleceğimiz Raporu (1987):
  3. Türkiye Çevre Sorunları Vakfi Yayını.
  4. Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (UNCED)- (Çevre Bakanlığı Ankara 1983).
  5. Özel Çevre Koruma Dergisi (Ağustos 1992, Sayı:4): Özel Çevre Koruma Bşk.
  6. Yayını, Ankara.
  7. Samsunlu, A.: “Kentleşme, Nüfus ve Çevre – Yorum”. Nüfus ve Çevre Konueransı, Türkiye Çevre Sorunları Vakfi Yayını, Ankara, 1988.
  8. Sönmez. N.: “Ortak Geleceğimiz, Stockholm 1972 – Rio 1992 ve Sonrası”. Yeni Türkiye Çevre Özel Sayısı, Ankara, 1995.
  9. Samsunlu, A.: “Sürdürülebilir Kalkınma”, Çevre Teknolojisi Dergisi, Sayı 17, İstanbul 1996.
  10. “Our Common Future World Commi Commision on Environment and Development, Oxford üniversity Press, New York, 1987.

Leave a Comment.