GÜNEY ANADOLU PROJESİNDEKİ GELİŞMELER VE BÖLGESEL SU SORUNLARI

Geçen ay İstanbul’da katıldığım “Taksim Grubu” toplantısında Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İlter Turan, “Ortadoğu’da Su Sorunları” konulu bir konuşma yaptı. Sizlere sunmak için tuttuğum notlarım Çorum Üniversitesi ile ilgili yazılarım nedeniyle uzun bir süreden beri masamın üzerinde bekledi…

Ramazan Bayramını İstanbul’da idrak ediyorum. Hava oldukça soğuk ve yağışlı. Evden çıkmaya da pek müsait değil. Bayram ziyaretleri dışında gazete okuyarak ve televizyon seyrederek vakit geçiriyorum. Gazetelerde “Harran’dan ilk ihracat” haberini de okuyunca bekleyen notlarımı değerlendirerek “Güney Anadolu Projesindeki Gelişmeler ve Bölgesel Su Sorunları” konusundaki bu yazıyı sizlerin değerlendirmesine sunmaya karar verdim.

Türkiye’de gelişme denince yalnızca sanayi anlaşılmakta, tarım üzerinde durulmamaktadır. Su kullanımında da öncelikle enerji üretimi esas alınmıştır. Kurulan barajların birçoğunda enerji üretimi hedeflenmiştir. 1956 yılında Seyhan Barajı planlanırken ilk defa enerji üretimi yanında sulamada esas alınmıştı.

Türkiye’de sulu tarım pek bilinmemektedir. Halk sulu tarıma yeterince yönlendirilmemektedir. Nüfus artışına bağlı gıda ihtiyacının karşılanması, sanayi ham maddesi üretimi (pamuk) sosyo-ekonomik sorunlara çözüm (göçü durdurma, terörü engelleme) gibi nedenlerle Türkiye’nin sulu tarıma geçişi yenidir.

Güney Anadolu Projesi (GAP), tamamlandığı zaman proje kapsamındaki sekiz ilin 1.7 milyon hektar ekilebilir toprağı sulu tarıma açılacaktır. (Çukurova’nın beş misli alan) Şu anda GAP Bölgesinde barajlardan 70 bin, yeraltı su kaynaklarından 90 bin hektar toprak sulanabilmektedir. GAP Bölgesinde Atatürk Barajı’nın da dahil olduğu 22 baraj tamamlandığında 53 milyar metreküp su toplanabilecektir.

Dış destek sağlayamadığı için komşularımızca yapılacağı pek tahmin edilmeyen Atatürk Barajı, 1983 yılında benimde içinde bulunduğum Cumhuriyet Hükümetince Türkiye’nin kendi imkanları ile ihale edilince ülkemiz belirli bir güçte olduğunu ortaya koydu. O güne kadar Fırat Nehri’nin debisinin 35’de 2’sini kullanan Türkiye’nin proje tamamlandığında 35’te 21’ini kullanacağını fark eden Suriye kendisine yeterli su verileceği beyanına rağmen (Keban inşa edilirken 350 metreküp/saniye su verilmesi kararlaştırılmıştır. 1987 yılında Özal bunu 500 metreküp/saniye su verilmesini kararlaştırmıştır. GAP projesinin yapımını 1984 yılından itibaren terörle engellemeye çalışmıştır. Türkiye’nin su kullanımını artırması aşağı ülkeleri (Suriye, Irak) korkutmaktadır. (Fırat’ın senelik debisi 31.5 milyar metreküp, Dicle’nin 21.5 milyar metreküp)

Ortadoğu’da su savaşları deyimi Türkiye’nin suyu kullanması ile başlamıştır. Fırat, Dicle yanında, üzerinde tartışma olanlar arasında Nil, Lidani, Asi, Golan Suları sayılabilir.

Güney Anadolu Projesi terör engeline ve mali imkanların istenilen seviyede sağlanamamasına rağmen GAP Bölgesi’nde su ile hayat değişiyor, bu topraklarda yetişen pamuktan üretilen iplik ve sebze yurtdışına ihraç ediliyor.

GAP Bölgesi’nde yılda üç kez  ürün elde edilebileceği, yüz çeşit tarım ürünü yetiştirilebileceği ve buradan elde edileceklerle yüz milyon insanın beslenebileceği ifade ediliyor.

Sonuç olarak GAP Projesi 2000’li yıllarda bölgeyi ülkemizin batısının konumuna getirecektir. Komşularımızın sinsice sürdürdükleri oyunlarına rağmen barajlar bitecek Fırat ve Dicle nehirleri gemlenecek, yöre insanı zenginliği ve kalkınmışlığı yaşayacaktır. Güneydoğu’nun kalkınması sağlanmadan, GAP Projesi bitirilmeden diğer bir ifade ile ekonomik adımlar atılmadan askeri bakımdan terör konusunda başarı sağlanmış olsa bile yöreye kalıcı bir çözüm getirilmesi mümkün değildir.

İstanbul 20 Ocak 1999