GÜNEYDOĞU’YA BAKIŞ

Bugün, Apo’nun liderliğini yürüttüğü kanlı terörün kısaca nasıl geliştiğini açıklayarak, insani ve maddi konularda yarattığı kayıplar üzerinde durmayı istiyorum.

1978 yılında Ankara’da birkaç arkadaşıyla birlikte PKK’yı kurma yolunda adımlar atan Abdullah Öcalan, aynı yıl Diyarbakır’ın Lice ilçesinin Fis köyünde Markist-Leninist temellere dayalı bir Kürt devletini PKK eliyle silahlı bir mücadele sonucu kurmaya arkadaşları ile birlikte karar verdi.

12 Eylül’e kadar küçük köy baskınları, adam kaçırma, yaralama ve bombalama eylemleriyle adını duyurmaya çalışmış, bu tarihten sonra yeraltına inmeye karar vermiştir.

1984 yılında bir gece, aynı zamanda Hakkari’nin Şemdinli ile Siirt’in Eruh ilçelerini basmıştır. Ve o tarihten beri 15 yıldır şiddet ve terör ülkemizin gelişmesini, kalkınmasını engellediği gibi, gereksiz yere kan akmasına da neden olmuştur.

15 yılda toplam olarak 30 bin cana mal olan bu terör, son 10 yılda 4802 güvenlik görevlisinin (subay, astsubay, erbaş-er, polis, korucu) şehit düşmesine, 5000 görevli (öğretmen, muhtar, imam, memur) ve masum vatandaşın katledilmesine sebep olduğu gibi, 20 binden fazla PKK’lı da çatışmalarda öldü. Kanlı terörizm, adı konmamış bebekleri bile kurşuna dizdi.

Bu süre içinde teröre 60-70 milyar dolar harcanmak zorunda kalındı. 15 yıldır bütçelerin %14.5’i askeri harcamalara gidiyor. Terör yüzünden yeterli düzeyde eğitim, tarım ve hayvancılık yapılmadığı gibi, bölgeden büyük göç büyükşehirleri sayısız sorunlarla karşı karşıya getiriyor. Bütün bunlar, bölgeyi her geçen gün daha da fakirleştiriyor. Türkiye ortalaması 3219 dolar olan kişi başına milli gelir, bu bölgede 520 dolar civarına geriliyor. Kısacası terör bölgenin kalkınmasının en büyük engelini oluşturuyor.

Apo’nun yakalanması terörü bitirmeyecektir. Şimdi, terörü yaratan nedenleri ortadan kaldırmak zamanıdır. Bunun için acilen, Güneydoğu için ekonomik planlar yapılmalı ve yatırımlar hızlandırılmalıdır. Atatürk’ün cumhuriyetimizi kurduğu günlerde olduğu gibi, devlet yöreye gitmeli, eğitime ağırlık verilmeli, fabrikalar kurulmalı, ulaşım ve diğer altyapısını geliştirmelidir. Özel teşebbüsün ülkenin batısında olduğu gibi buralara yatırım yapması teşvik edilmeli, bölgede oluşmaya başlayan özel teşebbüs de aynı şekilde desteklenmelidir. Bu arada yarım kalmış yatırımlar tamamlanmalı, istihdam artırılmalı, yöre insanının devamlı isteyen değil, üreten olması sağlanmalı, tarım, hayvancılık ve turizm teşvik edilmelidir. Kısaca onlara balık vermek yerine, balık tutma öğretilmelidir.

Bu dönem noktasını iyi değerlendirmeliyiz ve terörizmi yaratan ortamı bir an önce ortadan kaldırmalıyız.

İstanbul, 20 Şubat 1999