BABALAR GÜNÜ VE BABAMA ALDIĞIM HEDİYE SAAT

Yarın babalar gününü kutlayacağız. Bizim gençlik yıllarımızda “Babalar Günü”, “Anneler Günü” kutlamaları ülkemizde pek bilinmiyordu. Özellikle dini bayramlar aile içi sevginin ortaya konulduğu, aile mutluluğunun sergilendiği en önemli günlerdi.

Amerika’da 76 yıldır, Türkiye’de 28 yıldır kutlanan “Babalar Günü”, Amerika İç Savaşı sırasında bir bacağını kaybeden William Amart Badd, eşi genç yaşta ölünce 6 çocuğuna tek başına bakarak yetiştirmiştir. Babalarının ölümünden sonra Bruce Badd, babasının anısına Amerikan Hükümeti’ne kabul ettirmesi ile başlamıştır.

1984 yılında bir değişim programı çerçevesinde lise ikinci sınıfa Amerika’da devam eden kızımın Babalar Günü nedeniyle gönderdiği “Dünyanın en değerli varlığı babama” başlığını ihtiva eden kartı aldığımda bugünün varlığından haberdar olmuş, çok duygulanmış ve binlerce kilometre uzaktan bana seslenmesinden büyük memnuniyet duymuştum.

Yurtdışında bulunduğum ilk yıllarda Hannover’den ailemi telefonla aradığımda yedi saat PTT’de beklememe rağmen bağlantı sağlanamadığı için kendileri ile görüşmem mümkün olmamıştı. Dönüşüme kadar da bu durum pek değişmedi. Babam bana gönderdiği eski yazı ile yazılmış mektup dışında, kendisi ile doğrudan haberleşmedim. Kardeşlerimin yazdığı mektuplarla babama ve anneme olan özlemimi gideriyordum.

Bonn’daki Talebe Müfettişliğince iki yıllık eğitim sürecince Türkiye’yi ziyarete gitmemize izin verilmediğinden, 1958 yaz tatilinin gelmesini dört gözle bekliyordum. Bu arada, Darmstadt’da okuyan en yakın arkadaşım Yalçın Alaybeyoğlu’nun değerli babası Çorum eski Milletvekili Naim Beyin ölüm haberini alınca çok üzüldüm. Bu durumdan Yalçın’ın haberinin olmadığını ve Türkiye’ye gelinceye kadar bilmemesi de bizlere duyuruldu. O andan itibaren Yalçın’a karşı daha farklı bir şekilde yakın olmaya çalıştım. Kendisine Türkiye’ye giderken gemiye Cenova’dan değil de Napoli’den binmeyi ve Roma’yı, Capri Adası’nı ve Pompei’yi görmeyi teklif ettim. Beni kırmadı, Münih’te buluştuk ve öğrenci programı çerçevesinde Roma’ya trenle seyahat ettik.

Tarihi Roma kenti bizi çok etkiledi ve oldukça güzel anılar edindik. Bir günümüzü ailelerimize hediye almaya ayırdık. Yalçın babasına bir “Fötr Şapka” satın almayı istedi ve aldı. İşte o anda ne yapacağımı şaşırdım. Kendisine babasının öldüğünü söyleyemedim, üzüntüden kahroldum. Biraz sonra da ben babama bir “Cep Saati” aldım. Bahsettiğim seyahatimizi tamamladıktan sonra Napoli’de gemiye bindik. Gemide bulunan Kemal Poyraz ve diğer arkadaşlarla birlikte Yalçın’a acı haberi hissettirmeden iki gün sonra İstanbul’a geldik. Hepimizi sevdiklerimiz, beni de Cavit Ağabeyim ve teyzemin damadı Rıza Ağabey karşıladılar.

İstanbul’da kaldığımız otelden o zamanlar evimizde telefon olmadığından Nazım Kaleli’lerin evinden babamı aramak istediğimde, ağabeyim kendisinin hasta olduğunu ve telefona gelemeyeceğini söylediğinde pek bir şeyler anlamamıştım. Ankara Otobüs Terminali’nde bir hemşehrimizin bana başsağlığı dilemesi ile acı hakikati öğrendim. Yalçın’ın babasının ölüm haberi gibi benim babamın da ölüm haberi benden gizlenmişti. O anda dünyam yıkıldı, her şeyim, büyük varlığım artık yoktu.

Sessiz bir şekilde akıttığım gözyaşlarım onu geri getiremedi. Ama ben o anda kendisine layık bir evlat olacağıma söz verdim.

İşte bu babalar gününde babamı sevgi ve saygıyla anıyor, benim bugünlere gelmemi sağladığı için kendisine ve aileme teşekkür ediyorum. Tanrım rahmetini kendisinden esirgeme…

Kendisine aldığım saati annem yıllarca sakladıktan sonra bana verdi. Bu cep saatini, kendisinin bana bir hediyesiymiş gibi koruyorum.

Babası sağ olanlar bugünlerin değerini bilsinler ve sevgilerini göstersinler. Yarın çok geç olabilir belki…

Tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun.

İstanbul 19 Haziran 1999