Kar Yağdı Yollarda Kaldık

Dün akşam üstü kar yağmaya başladığında imtihan yapıyordum. İmtihan biter bitmez İTÜ’nün Maslak’taki kampüsünden evime otomobille hareket ettim. İstanbul’a kar ve yağmur yağdığında trafiğin alt-üst olduğunu biliyordum, ama kişisel olarak hiç yaşamamıştım. Dün tam bir felaket idi. Yollar tıkanmıştı, kimse kaideler uymuyordu, görevli polis de olmadığı için vasıtası büyük olan, cesaretli olan ilerliyordu… Akşam saat 21.30’da evime ulaştığımda toplam 8 kilometrelik yolu 4 saatte alabilmiştim. Bu sürede sizler Çorum’dan Ankara’ya ulaşabilirdiniz…

“Çağ atlamak” nutukla olmuyor. Çağ atlamak, tıkır tıkır çalışan trafik sistemine sahip olmakla, karda kışta insanların normal zamanda olduğu gibi eve ulaşmasını sağlamakla oluyor. Almaya, Amerika ve İngiltere’de uzun süreli kaldım, ama bu kadar hafif bir kar yağışında herşeyin “alabora” alt-üst olduğunu görmedim. Oralarda herkes görevini yapıyor, önlemini alıyor ve bir şehre ülkenin yüzde 20’sini çekip yığmıyor.

Dün karlı yollarda otomobilimin içinde beklerken, birden gençlik yıllarımda karla ilgili anılarım gözlerimin önüne geldi. Bunları sizlerle paylaşmayı istiyorum.

Hatırlarsınız, eskiden Çorum’un kışları çok sert geçer, evlerin çatılarından akan sular donarak buz sarkıtları oluşturur ve her tarafı kalın kar tabakası kaplardı. Lisede iken Erzurumlu olan beden eğitim hocamız Tahir Altın, o zamanlar bomboş olan bugün ki Nadık semtinin bulunduğu tepelerde kayak yapardı. Bilmediğimiz bu sporu biz de merak ve heyecanla izlerdik. Bu ilgimizi gören hocamız bizleri bu sporu yapmaya teşvik etti. O zaman ülkemizde her şey bulunmadığı için çam kütüğünden kayak kestirdim ve bağlantı kısımlarını “Hamam nalınlarında”da olduğu gibi otomobil lastiklerinden yaptırdım. Altlarına balmumu sürünce oldukça kaygan oldu. Benimle birlikte bir çok arkadaş bu spora gönül verdik ve hocamızdan çok şey öğrendik. Hepimiz kıvama gelince bir yarış yapılmıştı. Bu haber, soyadımdan dolayı yanlışlıkla “Samsun Lisesi’nden Ahmet Samsunlu ikinci oldu” şeklinde Cumhuriyet Gazetesinin spor bölümünde yer almıştı.

Hannover Teknik Üniversitesi’nde eğitime başladığımda Alman arkadaşlarıma lisede iken kayak yaptığımı ve ikinci olduğumu anlatmıştım. Hannover’in yakınlarındaki Harz Dağları bölgenin kayak merkezi olup arkadaşlarımın sık sık gittikleri ve kayak yaptıkları bir yerdi. O kış sömestr tatilinde, bana da kayak ve diğer donanımları temin eden arkadaşlarımla birlikte kayak yapmaya gittik. Braunlage isimli küçük bir yerleşim yerinde “Jugen-derberge” ismi verilen gençlik otelinde çok düşük bir ücretle kaldık. Kayak yapmaya başladığımızda benim Çorum’da çam ağacı ile öğrendiğim bilgilerimin pek yetersiz kaldığını gördüm. Arkadaşlarımın desteği ile kendimi geliştirmeye çalıştım. Arkadaşlarım bir gün başka bir tepeye kayaklarla yürümeye ve tırmanmaya karar verdiler. Bir sabah çok erkenden harekete geçtik. Her taraf yağan kar ile kaplanmış ve pistler kaybolmuştu. İki üç saat süreceğini tahmin ettiğimiz bu yürüyüşü yedi saatte zor tamamladık. Tepedeki kulübeye kendimizi attığımızda hepimiz yorulmuş, üşümüştük. İçtiğimiz balı, limonlu çayın tadını halen unutamam.

Dün akşam da dört saat süren uğraşı sonunda evime ulaştığımda içtiğim sıcak çorba bana aynı tadı verdi.

Benim kaybolan dört saatimin hesabını kim verecek? Herhalde bunu da sineye çekeceğiz…

İstanbul, 25 Ocak 2000

Leave a Comment.