Liderlerden Mesajlar (7)

Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin Yazısı)

Başbakan Yardımcısı ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yazısından önemli gördüğüm kısımları aşağıda veriyorum.

  • Milletimiz için büyük ümitler taşıyoruz; çünkü geçtiğimiz iki yüzyılı geri kalmış veya az gelişmişliğin ağır sorunları altında yaşamış bir milletin evlatları olarak gelişmeye ve kalkınmaya olan özlemimiz nihayet 20. yüzyılın sonunda yerini sosyal ve ekonomik bakımdan büyük bir değişme ve yenileme çalışmalarına bırakmış bulunmaktadır.
  • Sanayi devrimini yakalayamadığı için tarihin gördüğü üç büyük imparatorluktan birisi olan Osmanlı İmparatorluğu’nu kaybeden büyük Türk milletinin, iki yüzyıldan daha uzun süren “endüstri çağının” sonunda toplumsal ve ekonomik bakımdan ortaya koyduğu yenilenme çabası fevkalade önemlidir.
  • 20. yüzyıl bitmeden başlayan ve “bilgi çağı” ve ya “enformatik çağ” diye adlandırılan bu yeni dönemi herşeyden ve herkesten önce anlamak ve kavramak zorunluluğu içerisindeyiz. Çağın bilim anlayışını ve zihniyet dünyasını kavramazsak endüstri çağını kaybettiğimiz gibi , bu çağın da dışında yaşamak durumunda kalabiliriz. Böyle bir felakete düşmemek için, dogmalara tekrar ve aktarmalara dayalı ilkel-pozitivist anlayıştan, hızla yaratıcı, sorgulayıcı, gerçeğin çoğulcu karakterini yakalamaya dönük yeni bir zihniyet dünyasına yönelmek durumundayız.
  • Türkiye’nin yükselen yeni çağın gerçek değer ve parametrelerinin gerisinde kalmaması için yapması gereken ikinci bir köklü değişim alanı ise siyasi yapılarla ilgilidir.
  • Türkiye’de fert toplum ve devlet ilişkilerinin sağlıklı bir zemine kavuşması açısından siyasi yapının mutlaka demokratikleşmesini sağlayacak en önemli mesela, toplumsal uzlaşmayı ve demokrasiyi esas alan bir sivil “Anayasa” yapma meselesidir.
  • Bunun yanında, Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik yapısında köklü bir dönüşüm yaparak bilgi teknolojilerine dayalı yeni üretim sistemlerine geçmesi de, içine girilen küresel süreç açısından hayati önem arz etmektedir. Bunun için hızlı bir şekilde ekonomide Türk insanının dinamik, girişimci ve yaratıcı gücünü harekete geçirecek reformları yapmak zorundayız.
  • Hantal devletçi yapıyı sürdürmek isteyenler de, çıkarları statükonun devamında olanlar da, bu yapıyı sosyal politika hassasiyeti taşımayan bir “vahşi kapitalizme” dönüştürmek isteyenler de Türkiye’nin yolunu tıkamak isteyen anlayışların temsilcileridir. Türkiye küçük ve orta ölçekli kuruluşlara dayalı bilgi teknolojileriyle donatılmış, gelir dağılımını yeniden düzenleyecek bir büyüme modeline geçmelidir. Bugünkü ekonomik istikrar tedbirleri, ancak böyle bir yaklaşıma hazırlık olarak anlamlıdır.
  • Yeni bir yüzyıla girerken sosyal ve ekonomik sorunların yanında, Türkiye’nin dünyada yaşanan uluslararası gelişmelere, küresel ölçekte ortaya çıkan yeni olay ve süreçte de kendisini hazırlaması lazımdır. Dünya da bir taraftan “barış” küresel ölçekte kurumlaştırılacak çabalar söz konusu iken diğer taraftan çıkar kavgalarını ve bölgesel çatışmaları besleyen olaylar yaşanmaktadır. Kafkaslar’daki istikrarsızlık, Sovyetlerden sonra bağımsızlık ve özgürlüklerini kazanma yolundaki milletlere girişilen haksız ve vahşi saldırıların sonucudur. Bugün Çeçenistan’da yaşanan katliam maalesef küresel barış iddialarının, kirli çıkarlarının gerisinde kaldığını ortaya koyan acı örnektir.
  • Mevcut küresel güçler dengesi, özellikle Türk-İslam coğrafyasında yer alan katliamlar karşısında çıkarlarıyla sınırlı bir hassasiyet sergilemektedir. Bütün bunlar bize mevcut küresel ve bölgesel ittifak yapılarının yetersizliğini gösterdiği kadar, Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Ortadoğu’dan Orta Asya’ya uzanan bu büyük küresel barışın, ancak Türk-İslam coğrafyasının işbirliği ve örgütlenmesi sayesinde mümkün olabileceğini göstermektedir.
  • Türkiye’nin Batı ile ilişkilerin de geldiği nokta küçümsenemeyecek bir durumu ifade etmektedir. Şurası unutulmamalıdır ki, Türkiye bir büyüme potansiyeli ve dinamizmi taşımasaydı, Türk-İslam coğrafyasında gelişme birikimine ve misyonuna sahip olmasaydı, Türkiye’ye Batı’nın vereceği önemden söz etmek bugün ki anlamıyla pek mümkün olmayabilirdi. Bizim için Batı, bir işbirliği ve gelişme sahasıdır. Ne bir mecburiyet, ne bir korku, ne de diğer işbirliği ve gelişme imkanlarını ortadan kaldırabilecek bir faktördür.
  • Türkiye yeni bir yüzyıla, yeni bir çağa yönelmektedir. Sanayi çağını ve iki yüzyılı kaybeden Türkiye’nin önünde yeni bir çap ve yeni bir gelecek bulunmaktadır. Türkiye’nin önünü kesecek hiçbir şeye, hiçbir engele tahammülümüz yoktur. Bu büyük yönelişte en büyük gücümüz, şüphesiz milletimizin tarihsel birikimi, zengin bir gelecek yaratma arzusu ve zengin insan kaynağıdır.

İstanbul, 1 Şubat 2000

Leave a Comment.