DEMOKRASİ VE ÇARSAF LİSTE

Danışma Meclisi üyeliğim sırasında çeşitli kulis hareketlerini izledim. Yıllarca üniversite öğretim üyeliği yapmış ve günlük politika hareketlerinin dışında kalmış bir kimse olarak genellikle bu kulis faaliyetlerine pek ayak uyduramadım. Benim bu durumumu tespit eden bir üye arkadaşım bir defasında Hoca, sen bu işleri bilmiyorsun, küçük biraderini gönder” şeklinde bana takılmıştı. Herhalde kulis yapabilmek, siyasi taktikler uygulayabilmek için arkadaşım gibi gençliğinde Türk Talebe cemiyetinde çalışmak ve kardeşim gibi bir partinin gençlik kollarında koşturarak tecrübe edinmekle mümkün olabiliyordu. Ankara’da Danışma Meclisi üyeliğim ve Bakanlığım süresince bu faaliyetlere hiç giremedim ve dışarıdan izledim.

 1986 yılında İstanbul’a geldikten sonra üyesi bulunduğum Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu yönetiminde başkan yardımcısı ve başkan olarak çalıştım. 1992 yılında ortaya çıkan bir grup büyük iddialarla seçime girdi. Kara tahtaya yazılan adaylar arasından yönetime onlardan yedi kişi, eski başkanım desteklediği adaylardan şimdiki İSKİ (İstanbul Su ve Kanalizasyon idaresi)  Başkanı Veysel Eroğlu ve ben seçildik. Aralarında diğer gruplardan iki kişinin girmesinden rahatsız oldular. İlk kademe Veysel Eroğlu’nun kuruma üyeliği işlemlerinin tamamlandığı gerekçesi ile onun yönetim kurulu üyeliğini iptal ettiler ve kendilerinden olan yedek üyenin girmesini sağladılar. Seçimlerden kısa bir müddet sonra hızlı bir şekilde yeni üye kayıt ettiler ve aidatlarını yatırmayan eski üyelerin kayıtlarını sildiler. Böylece istedikleri çoğunluğu sağladıktan sonra tüzük değişikliğine gittiler ve seçimlerde herkesin seçilmesini engelleyerek basılı liste yöntemini getirdiler. O günden bugüne yönetimin ellerinde olması avantajımda kullanarak kendilerinin istemediği hiçbir kimsenin seçilmesine imkân vermediler. Bir seçim sonra bende başka listede olduğum için yönetime giremedim. Ne oldu, olan kuruma oldu. Az olsun benim olsun dediler, adları duyulmaz bir duruma düştüler. 1992’de devir aldıkları 40000 dolardan bugün kasalarında bir kuruşları kalmadı. Sivil toplum kuruluşlarının demokratik kuruluşlar olduğu söylenir… Bu mudur demokratik sivil toplum kuruluşları? Bu mudur demokrasi?

Fazilet Partisi’nin pazar günü yapılacak genel kurulu öncesinde yapılan her adayın seçilmesini kısıtlayan ve çarşaf listeyi imkânsız kılan tüzük değişiklikleri de demokrasi adına yapıldığı söyleniyor. Nedir bu korku? Demokrasi varsa herkes aday olabilmeli, delegeler tüm adaylardan istediklerini seçebilmeli. Olmaz efendim, farklı ses, farklı düşünce istemiyoruz. Ondan sonra sıkışınca kalkıp bahdaki kadar demokrasi istiyoruz diye bağırıyoruz. Ondan sonra kalkıp “Geleneğimizde yok” diye parti içi demokrasiye imkân vermiyoruz.

 Avrupa Birliği’nin sahip olduğu demokrasiye giden yolda “Geleneğimizde yok” diyerek herhangi bir kim senin Genel Başkanlığını engellemenin, “Töremizde yok” diyerek Cumhurbaşkanlığı adaylığını engellemenin yeri yoktur. Siyasi partilerin görevi demokratik açılımları engellemek engellemek değil geliştirmektir.

Avrupa’da 12 yıl yaşamama rağmen herhalde ben demokrasiyi öğrenememişim. Bizdeki uygulamalara bakınca böyle düşünmek zorunda kalıyorum. 

İstanbul, 12 Mayıs 2000

Leave a Comment.