KABARDAY-BALKAR-NALÇİK

Bu isimlerin neyi ifade ettiğini eminim ki 1989 yılında benim de bilmediğim gibi sizlerin de bir çoğu bu gün de bilirsiniz.

1989 yılında açık bırakılan kömür sahalarının yeniden ağaçlandırılması ve çevreye kazandırılmaları ile ilgili olarak Zonguldak Maden Tesislerinin üniversitemize verdiği bir proje çalışması kapsamında, Macaristan’a gitmiştik. Başşehir Budapeşte’de kaldığımız otelde yabancı bir grupla karşılaştık. Bizim Türk olduğumuzu öğrendikleri zaman bize gösterdikleri yakınlığı görmenizi isterdim. Bizi kucakladılar, bağırlarına bastılar ve öptüler.

Komünist rejimin daha çökmediği bu yıllarda otelde kalanların büyük bir çoğunluğu “Doğu Bloku” ülkelerinden geliyorlardı. Bize büyük yakınlık gösteren bu insanlar Rusya’dan gelmelerine rağmen, devamlı olarak bize “Kabarday-Balkar-Nalçik” kelimelerini söylüyorlardı. Biz bu kelimelerin neler ifade ettiğini pek anlayamadık. Onlar bizim bildiğimiz yabancı dilleri bilmediklerinden kendileri ile pek anlaşamadık.

Akşam bizi odalarına davet ettiler. Küçücük otel odasına ben ve üç arkadaşımla birlikte yirminin üzerinde insan toplanmıştık. Bizlere birlikte getirdikleri içki ve yiyeceklerden ikram ettiler. Bu arada çok az İngilizce bilen birini de tercümanlık yapması için temin etmişlerdi. Bu kişinin kısıtlı dil bilgisine rağmen kendilerinin Sovyet Cumhuriyeti içinde yer alan ve Kafkasya’da bulunan Kabarday-Balkar bölgesinin Başşehri Nalçik’ten geldiklerini öğrendik.

Ne yazık ki, tarihe ve coğrafyaya büyük ilgi duymama, baba tarafında Güney Kafkasya’nın Ahıska bölgesinden gelmesine rağmen, ben de dâhil tümümüz Kabarday-Balkar ile ilgili pek bir bilgiye sahip değildik. Dedesi Çerkez kökenli olan dekanımız da onları ve memleketlerini pek tanımıyordu.

Dağarcığımızda bulunan bilgilerimizi onlara aktarmaya çalıştık. Rusların özellikle 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı’nın kontrolünde bulunan bu toprakları aldığını, Şeyh Şamil’in Kafkas halklarının başında Ruslara karşı girdiği direnişini anlattık. Türkiye’de Rus işgaline boyun eğmeyen milyonlarca Kafkasyalının (Çerkez, Çeçen, Abhaz, Dağıstanlı, Gürcü) yaşadığını belirttik.

O gün ülkemize çok yakın bu bölge hakkında ne kadar az bilgim olduğunu tespit ettiğimden beri Kafkasya konularına vakit ayırmaya gayret ettim. Şu anda da “Kafkasya Halkları” diye bir kitap okuyorum. Edindiğim bilgileri ileride sizin değerIendirmenize de sunacağım.

Bu hatıramı, gazetelerde Kabarday-BaIkar Cumhuriyeti’nin Başşehri Nalçik’te “Dünya Çerkezlik Birliği”nin 5. kongresinin yapıldığı haberini okuyunca hatırladım.

Osmanlı İmparatorluğu, güçlü olduğu dönemlerde buraları Ruslara karşı korumak için büyük gayret daha sonra da buradan gelen halka büyük şefkat gösterdi. Yıkılan imparatorluğun yeniden yükselmesini sağlayan Atatürk göç edenleri, Rumeli ve Anadolu’da yaşayanları “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyerek bir araya topladı ve kaynaşmasını sağladı. Evet, hepimiz bir yerlerden geldik ama Türkiye anavatanımız. Onun kıymetini bileceğiz ve tabii ki geldiğimiz yerleri de unutmayacağız.

İstanbul, 16.Ağustos.2000

Leave a Comment.