Yolsuzluklar ve Ekonomimiz

Son yıllarda ülkemizde yolsuzlukların sayısı giderek artıyor. Basında her gün bu konuda yeni bir haber yer alıyor. Bunlara takılan “Balina”, “Paraşüt Operasyonu” gibi isimler çok dikkate çekiyor.

Bugün Çalışma Bakanının üç Sosyal Güvenlik Kuruluşu’nda 1 katrilyonluk soygun olduğu haberi basında yer aldı.

Güngör Uras’ın “Son aylarda ihracatta KDV iadesinde yapılan yolsuzluklar kamuoyunda tartışılmaya başlandı. Yapılan yolsuzluk Türk Ceza Kanunu’na göre ‘teşekkül halinde kaçakçılıktır’. Devletin mührüne sahip yeminli mali müşavir, devletin mührüne sahip defterdar, devletin mührüne sahip gümrük müdürü bu mühürleri basarak, bir kişiye hakkı olmayan vergi iadesi imkanı yaratıyor. Olmayan ihracat yapılmış gibi gösteriliyor. Bu tam anlamıyla kaçakçılıktır” şeklindeki açıklaması olayı ve çürümüşlüğü açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Demokrasiye geçtiğimiz 1950 yılından ve özellikle 1984 yılından beri ülkemizin gündemine mafya, yolsuzluk gibi ülkeyi için için kemiren konular hakim oldu. Herkes köşeyi dönmek için her şeyi mübah gördü. Ülkemiz dev adımlarla kalkınmış gibi gösterilirken esasında karınca adımları ile ilerledi. Lise çağlarımda Türkiye’nin kişi başına milli geliri 350 dolar iken yanılmıyor isem Yunanistan’ın 175 dolar idi. Bugün Yunanistan’ın kişi başı milli geliri 13000 dolar bizim ise yaklaşık 3000 dolardır.

Doğan Haber bu konuya aşağıdaki satırlar ile daha anlaşılır ve açık bir örnek veriyor.

“Kişi başına düşen milli gelirde (2879 dolar) Türkiye dünyada 93’üncülüğe düştü.

Türk Halkı 1999’da 1998 yılına göre yüzde 11 fakirleşti.

Türk ekonomisi küçülmeye devam ediyor.

Güney Kore 1999 ‘da yüzde 13 büyürken, Türkiye’nin büyümesi yüzde eksi 6,4 oldu. Yani Türkiye küçüldü.

Oysa bir zamanlar, 1952 yılında, Kore’nin GSMG’si 300 dolar iken Türkiye’nin yaklaşık 500 dolar’dı. Ve Kore’de Türkiye model olarak görülüyordu. Bugünse Kore’de kişi başı GSMH 11 bin dolar olmuşken Türkiye’de bu sayı 3000 dolar bile değil.

Yönetime talip olmak sorumluluğu kabul etmek demektir. Türkiye’nin insanı hala işi için, ekmek için, üç kuruş için çoluk çocuk kamyon kasasında 800 kilometre uzağa taşınıyorsa bunun sorumluluğu siyasilerdir.”

Burada açıkladığı sorunların nedenini ise şöyle açıklıyor;

“Türkiye’nin siyasal organizasyonu bozuk, Her yıla bir hükümet her altı ayda bir bakan; orta vadeli, uzun vadeli plan proje yok; olsa da uygulama imkanı yok. Çünkü istikrar yok.

Politikacılar birbiriyle uğraşmaktan bu çalışkan insanlara bulundukları bölgelerde iş imkanı yaratamıyor, üretmelerini, satmalarını kazanmalarını, daha iyi şartlarda yaşamalarını sağlamıyor.”

Evet sayın okuyucularım, ülkemizin gelişmesi, kalkınması enflasyonun düşürülmesi gibi benzer problemlerini çözmesi siyasetçilerin kararlı tutumları ile sağlanabilir. Yolsuzluklarla mücadele ve elde elilecek başarı hükümetin tutumuna bağlıdır. Eğer Hükümet ve ülke kaderinde etkili olan siyasetçiler kendi siyasi ve maddi çıkarlarını öne çıkarmasalar ülkenin sorunları çözülür ve refah seviyesi yükselir.

Ben de hükümette bulundum. Hükümetin kararlı tutumu ve başarılı adımları tüm idareye ve ülkeye yayılır. Eğer ülkenin üst yöneticileri mafya ve yolsuzluğa göz yummaz ve mücadele ederse, diğer yöneticiler yanlış adım atmaktan çok korkar.

Atalarımız boşuna söylememişler “Balık baştan kokar” bu ülke “benim memurum işini bilir” diyenleri ve karşılıklı birbirini aklayan büyükleri görmedi mi?

Güngör Uraz “KDV kaçakçılığının sorumlusu Ankara” Milliyet, 22.8.2000

Doğan Heper, “Neden böyleyiz?” Milliyet, 18,8,2000

Leave a Comment.