ERMENİ SORUNU NEDİR?

Piar-Gallup tarafından yapılan bir kamuoyu araştırmasında “ABD Kongresi’nde Türkiye’yi 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı vatandaşı Ermenilere soykırım yapmakla suçlayan tasarıyı duydunuz mu, hakkında bilginiz var mı?” sorusuna katılanlar;

Evet, duyduk, bilgim var: yüzde 56

Hayır, duymadık, bilgim yok: yüzde 44, şeklinde cevaplandırmışlardır.

Bugünlerde gündemde önemli bir yer alan bu sorunu halkımızın yarıya yakını bilmediğine göre 1. Dünya Savaşı esnasında meydana gelen olayları ve bilhassa bugünkü tartışmaların nedeni olan Türklerin “tehcir” (göçe zorlama), Ermenilerin ise “soykırım” diye olayları halkımızın büyük bir çoğunluğunun bilmediğini tahmin ediyorum. Bu nedenle bugün çeşitli kaynaklardan faydalanarak “Ermeni dosyası”nı açmayı, özetlemeyi ve değerlendirmenize sunmayı istiyorum.

Ermeni uygarlığının MÖ VI. yy ‘da Doğu Anadolu’da Urartu Krallığı temelleri üzerinde odaya çıktığı kabul edilmektedir. Ermenistan ilkçağda önce Asurluların sonra Perslerin yönetiminde kaldı. MÖ 95’te tahta çıkan II. Dikran, Ermeni topraklarını birleştirerek bir devlet kurdu. Aziz Kriko Lusavoriç’in sonra Hristiyanlığı yaymaya başlamasından sonra Kral III. Dırtat IV. yy’ın başlarında Hristiyanlığı resmi din ilan etti.

Ermeni toprakları 390 dolayında ikiye ayrıldı; batısı Bizans’ın doğusu İran’ın denetimine girdi. 653’te Arap egemenliğini kabul etmek zorunda kalan Ermeniler, izleyen dönemde Anadolu’nun orta ve güney kesimlerine yayıldılar. Bizans’ın Malazgirt Savaşı’nda (1071) Selçuklulara yenilmesinden sonra Ermeni topraklarının büyük bölümü Türklerin eline geçti. 1828-1829 ve 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşlarında eski Ermeni topraklarının büyük bölümü Rusya’ya geçti.

Bu tarihten sonra, Osmanlı topraklarında birinci sınıf vatandaş olarak yaşayan, devlet idaresinde önemli görevler verilen, dilini, dinini, kültürünü ve sanatını koruyan Ermeniler, Rusya’nın ve Batının teşviki ve desteği ile Doğu Anadolu’da

Ermenistan Devleti kurabilmek için çeşitli siyasal örgütler (Taşnak, Hınçak) kurarak Osmanlı yönetimine karşı eylemlere ve suikastlere giriştiler. (Doğu Anadolu’da bağımsız Ermenistan kurulması için 13 Ocak 1912 tarihli Sovyet Halk Komiserleri Şura Kararı altında Lenin ve Stalin’in imzaları vardır.)

1915’te Tiflis’te toplanan Ermeni Kongresi’nde Taşnak temsilcisinin verdiği raporda:

“Osmanlı ordusundaki Ermeniler, silahlarını alarak ya Ermeni çetelerine ya da Rus ordusuna katılıyorlardı.

Sayıları 180 binin üzerindeydi.” ifadeleri yer alıyor.

İşte bu Ermeni çeteleri sayıları milyonu bulan masum Türk’ün canına kıydığı gibi köyleri yaktı ve askerlerimizi de arkadan vurdu. Bütün bu olaylara rağmen Osmanlı yönetimi Ermenilerin öldürülmesi yönünde bir emir vermedi ve Ermenilerin yoğun olduğu bölgelerden Osmanlı’nın savaş alanı dışındaki diğer bölgelerine (bugünkü Suriye ve Lübnan) zorunlu göç (tehcir) planını uyguladı.

Bu zorunlu göç esnasında her türlü tedbirin alınması ve göç edenlere tüm desteğin sağlanması Osmanlı yönetimince emredilmesine rağmen ölenler ve duyulan tepki nedeniyle öldürülenler olduğu tarih sayfalarında yer almıştır. Hiçbir zaman “toplu kıyım” söz konusu olmamıştır.

O günden beri Ermeniler bu zorunlu göçü, ülkemize karşı koz olarak kullanmakta ve Doğu Anadolu’yu içine alacak “Büyük Ermenistan”ı kurabilmek için dünya ülkeleri nezdinde dün olduğu gibi bugün de silah olarak kullanmaktadırlar.

ABD Temsilciler Meclisi’nin bu hiçbir dayanağı olmayan ve gerçekleştirdiği tasarıyı oylamayacağını ümit etmeyi istiyorum.

Bu konuda yazmaya devam edeceğim.

İstanbul, 12.Ekim.2000

Leave a Comment.