NÜFUS SAYIMI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Son sıralarda, ülkemiz ve halkımız için dünya siyasetine olumsuz etkilere neden olabilecek “Ermeni Soykırım Tasarısı” üzerine çok sayıda yazı yazdım. Bu yazılarıma şimdilik kısa bir ara veriyorum. Bunun önemli nedenlerinden biri de, bu tasarıyı ABD Temsilciler Meclisi’ne getiren kilit isimlerden olan ve Güney Kaliforniya’da Ermenin kökenli seçmenlerin ağırlıklı olduğu bölgeden yeniden seçilebilmek için bu tasarıya umut bağlayan Cumhuriyetçi James Rogan’ın;

“Bu kararı çıkamaya yönelik mücadelemizin yeniden başlayacağından emin olabilirsiniz” demesidir. Evet, böylelerine karşı hepimiz yun içinde ve özellikle yurt dışında ülkemizin çıkarlarını korumak için gereken mücadeleyi vermeliyiz.

Bugün ülkemizde Cumhuriyet döneminin 14. nüfus sayımı yapılmaktadır. ilk sayımda 13 milyon civarında olan nüfusumuzun sayım sonucunda 66 milyon civarında olması beklenmektedir.

1950’li yıllarda yapılan nüfus sayımlarını hatırlıyorum. O zamanlar nüfusumuz 20 milyonu yeni geçmişti. Endüstrileşme olmadan o yıllarda ulaşım imkanlarının da kısıtlılığı insanları yaşadıkları yerlerde kalmaya zorluyordu. O tarihlerde halkımızın yüzde 80’i kırsal alanlarda yüzde 20’si kentsel alanlarda yaşıyordu. Ortalama yıllık nüfus artış da yüzde 3’ler civarında idi. Bugün durum tamamen değişmiş bulunuyor halkımızın yaklaşık yüzde 70’i kentsel alanlarda yüzde 30’u kırsal alanlarda yaşıyor. Ortalama yıllık nüfus artışı da yüzde 1,5’un altına inmiş bulunmaktadır. Bu durum ülkemizin kentleştiğini ve buna bağlı olarak yavaş yavaş kalkınmakta olan ülkelerin demografik yapısını aldığını göstermektedir.

Ortalama nüfus artışının yüzde 1,5’un altına düştüğünü yukarıda belirtmiştim. Bu nüfus artışının kalkınmış ülkelerde olduğu gibi yüzde 0 ile 0,5 arasına inmesini ülkemizin geleceği açısından doğru bulmuyorum. Bu artış yüzde 1 civarında tutulmalıdır.

Burada hassasiyetle üzerinde durulması gereken bir husus da ülke sathında nüfus artışının çok farklılık gösterdiğidir.

Şöyle ki, ülkemizin batısında yüzde 0,5 olan nüfus artışı ortalarında yüzde 1,5-2,5 ve doğusunda ise yüzde 3,04,5 arasında değişmektedir.

Doğu ve Güneydoğudaki bu aşırı nüfus artışı önemli sorunların ortaya çıkmasına neden olduğu gibi aşırı göçe de sebep olmaktadır. Göç alan kentler yaşanılmaz bir durumdadır. Her yıl İstanbul’a bir Samsun eklenmektedir. Antalya’daki yıllık nüfus artışı yüzde 7,2’dir. Böyle bir nüfus artış yüzdesine kalkınmış ülkelerde rastlanılmamaktadır. Viyana’nın nüfusu son 50 yılda hiç artmamıştır. Onun için Viyana’da tarihi doku ve yeşil alan korunmuş olup “şehir yaşam kalite endeksi” çok yüksektir. İstanbul’da bu endeks çok düşüktür.

Yaklaşık 2000 yıl önce nüfus sayımında sokağa çıkma yasağı Roma imparatoru Sezar tarafından uygulanmış olup bugün yalnız Türkiye, Azerbaycan ve Alaska’da bu uygulamanın devam ettiği belirtilmektedir. Ülkemizde ilk sayım 2. Selim zamanında (15661574) yapılmıştır. Padişah 2. Mehmet döneminde yapılan sayımda kadınlar sayım dışı tutulmuştur.

Basın bu şekilde yapılan sayımı “Zulüm” olarak nitelemektedir. Bence bu değerlendirme yerinde değildir. Evet bilgisayar devrinde bulunuyoruz ama, ülkemizde kayıtlar örnek alınan kalkınmış ülkeler seviyesinde değildir. Yüzbinlerce insan nüfus kütüklerine yazılmamış olduğu gibi binlerce evlilik resmen yapılmamıştır. Ayrıca nüfus kayıtları tüm ülkede bilgisayara geçmemiştir. Seydim ve Morsümbül köyüne ait kayıtlar bilgisayar girmiş midir?

Kalkınmamızı hızlandırıp, tüm bilgilerimizi bilgisayarlara aktarıncaya kadar, bana göre en az 2020 yılına kadar ülkemizde sayımlar böyle devam edecektir.

Esas olanın eğitilmiş ve zenginleşmiş bir nüfusa sahip olunması olduğunu unutmamalıyız!

İstanbul, 22. Ekim.2000

Leave a Comment.