TRABZON ZİYARETİ (II)

Birinci yazımda sizlere Trabzon’un tarihi hakkında bilgi vermiştim. Bunu biterek yaptım, çünkü Doğu Karadeniz bölgesi ve Trabzon üzerinde yoğunlaştırılmaya çalışılan istiklal Savaşında tarihe gömdüğümüz “Postusçu iddialar” ve “ermeni emelleri”nin nedenlerini bilmemiz gerektiğine inanıyorum. İstesek de istemesek de bu tür iddiaların arkası kesilmeyecektir. Bu tür iddialara cevap verebilmek ancak tarihi bilmek ve ilmi çalışmalar yapılması için mümkündür.

Trabzon, Roma, Bizans ve Osmanlı eserleri yönünden çok zengindir. Belediye hudutları içinde içerisinde 150’ye yakın eser bulunmaktadır. Daha önce yaptığım gezilerde gördüklerimle bu ziyaretimde inceleyebildiğim eserleri kısaca yapılış tarihlerini dikkate alarak tanıtmaya çalışacağım,

SUMELA (MERYEM ANA) MANASTIR!

Yöreye en çok turistin gelmesine vesile olan bu yapı Trabzon kentine 48 km uzaklıktadır. Meryem Ana deresi vadisinde ve vadi tabanından 200 m yükseklikte, duvar gibi dik yamacın ortasındaki bir mağara içerisinde inşa edilmiştir.

M.S. 385 yılında iki keşiş tarafından küçük manastır hem Katolik hem de Ortodoks mezheplerinden olan Hıristiyanlarca kutsal bir tapınak olarak kabul ediliyor. Bizans İmparatoru Jüstinyen (527-628) zamanında manastır genişletiliyor ve kendisinin hediye ettiği bir kitaplık ekleniyor.

İstanbul’un 1204 yılında Haçlılar tarafından işgalinden sonra Trabzon’a kaçan ve Kommenos İmparatorluğunu kuran Alexios Kommenos’un oğlu ve torunları Sümela Manastırını genişlettiler ve onardılar. Duvar freskleriyle süslettiler.

Fatih Sultan Mehmet 1461 ‘de Trabzon’u fethettiği zaman İstanbul’da ol düğü gibi, Trabzon’da birçok kilise ve bu arada Trabzon’un Ayasofya Kilisesi ile Sümela Manastırını da korumuş ve hatta toprak ve altın ihsanında bulunmuştur.

  XIX. yüzyılda, rahiplerin sayısı yüze ulaşmış ve sahip oldukları arazi Sultan

Abdülhamit’in ihsanları ile daha da genişleyerek manastır çevredeki 15 köyün sahibi olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Rum rahipler, Doğu Karadeniz Rumlârının hayallerine kendilerini kaptırarak “Trabzon Rum İmparatorluğu”nu kurmak hevesine düştüler. 1916-1918 yıllarında Rusların Trabzon ve çevresini işgalinden cesaret alan Sumela Rahip’eri dini bir tarafa bırakarak siyasal faaliyete giriştiler.

Bunun sonucu, manastır çevresindeki Rumların ayaklanmasını teşvik ettiler. Nitekim bu ayaklanmayı bastırmak üzere vadiye gelen 500 Türk askerini şehit edilmesinde, yüzyıllar boyu Türklerin ihsanına nail olmuş bir manastırın rahipleri elebaşı olmuşlardır.

Ancak batıda sürdürülen savaş, bizim lehimize döner dönmez, Doğu Karadaniz’de başkaldıran Rumları bastırmak üzere kuvvet gönderdiği haberi manastıra ulaşınca rahipler değerli dini eserleri de yanlarına alarak Trabzon’daki Santa Maria Kilisesine sığındılar. Kendilerinin bir İtalyan gemisi ile Yunanistan’a gitmeleri sağlandı.

Cumhuriyetten sonra bir süre kaderine terk edilen manastır, epey zarar gördü ise de 1972’den itibaren yürütülen bir dizi restorasyon sonucu yeniden kazanılmıştır.

Yaz aylarında gemi ve uçaklarla Trabzon’a gelen çok sayıda Hristiyan turist Sümela Manastırını turlarla gezmektedirler.

Yöre insanının bir kısmı, bu ziyaretlerin özünde “Postusculuğun legalleştirilmesinin” yattığına inanmakta ve rahatsızlık duymaktadır. 

Tarihçi Prof. Dr. Mustafa Kafalı “Trabzon denince hemen turizm levhalarında Sümela görülür. Bana Trabzon’u hatırlatan Sümela değildir. Fatih Sultanı hatırlarım. 531 yıl önce burayı fethetmiştir” ifadesi ile bu rahatsızlığını bilimsel bir toplantıda açıklamaktan kaçınmamıştır.

İstanbul, 27.EKjm.2000

Trabzon Tarihi Sempozyumu

(1998) bildirileri ile çeşitli broşürlerden faydalanılmıştır.

Leave a Comment.