Çocukluğumun Üçgeni-1

Bilindiği gibi insanlar yaşlandıkça geçmişi özlemle hatırlar ve anlatırlar. Dikkat ettim, ben de pek farkında olmadan Çorum Haber gazetesindeki köşemde sık sık yazmış olduğum geçmiş günleri anlatan ve gelecek nesillere aktaran yazılar yazıyorum. ÇEKVA’nın çıkardığı bu dergiye sahip bulunduğumuz Yeni Hamam’ın tarihi ve mimarisi hakkında bir yazı yazmam istendiğinde gerekli inceleme ve hazırlıkları yapabilmek için zamana ihtiyacım olduğundan, şimdilik sizlere çocukluk günlerimi geçirdiğim, belleğimde derin izler bırakan, 1945 ile 1956 yılları arasında yaşadığımız hatıraları ve benim için çok önemli olan üçgeni tanıtacağım. Ayrıca burada yaşayan önemli kişiliklerin bazılarını ve onların yaşantısından beni etkileyen hususları aktaracağım.

Bu üçgenin köşelerinde SAAT KULESİ, YENİ HAMAM ve VELI PAŞA OTELİ yer alır.

SAAT KULESİ, Çorum’un en önemli simgesi olup, II. Abdülhamid zamanında Sarayın sevgisini kazanan önemli görevlere ve Beşiktaş Muhafızlığına getirilen hemşerimiz Yedi Sekiz Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır.

YENİ HAMAM, Çorum ve Tokat’ta Mimar Sinan döneminde Ali Paşa tarafından yaptırılan hamamlardan birisidir. Resmi kayıtlarda ismi Ali Paşa Hamamı olarak geçmektedir. Mimar Sinan’ın eseri olduğu belirtilen hamam, şehrimizin korunması gereken eski yapıları arasında yer alır. Vakıflara devredilen bu hamamı babam 1943 yılında satın almış olup, o tarihten bu yana burası bizim ailenin büyük bir çoğunluğunun çalıştığı işyeri olmuştur. Bu nedenle ailemiz “Samsunlu”lar yanında “Hamamcı”lar lâkabıyla da tanınır ve halen ailemizin bir ferdi tarafından işletilmektedir.

VELI PAŞA OTELİ, Çorum’a gelen konuklara önemli hizmetler sunmuş olup, aileye miras kalan bu otel, vakıf statüsünde Vakıflar ve bir mütevelli tarafından işletilmiştir. 1941 yılında açık artırma yoluyla ihaleye çıkarılmış, o günkü kirasının iki buçuk katını veren babamın üzerinde kalmıştır. Baba’mın ölümünden sonra da 1978 yılına kadar ailemiz tarafından işletilen bu otelin garaj kısmı (han avlusu) halen bir gıda firması tarafından açık satış yeri olarak kullanılmakta, otel kısmı ise çalışılmamakta ve kendi kaderine bırakılmış bulunmaktadır. Veli Paşa Otelinin korunması gereken eski eserler arasında yer aldığı unutulmamalıdır. Bu tarihi güzel yalpının bakımsızlık nedeniyle her geçen gün yıprandığı ve harap bir görünüm kazandığını üzülerek belirtmek zorundayım.

İşte, ben, okul dışında kalan zamanımın büyük bir kısmını bu üçgende geçirdim.

Davet Cemal’in ve Bayburtluların manifatura mağazaları arasında bulunan hamamın giriş kısmında babam ve arkadaşları oturur, sohbet ederlerdi. Sandalyeler boş kaldığı &iman burası oturmaktan zevk aldığım, Saat Kulesini ve etrafını izlediğim yer olmuştur. Bu izlenimlerimden hatırlayabildiklerimi sizlerle paylaşacağım.

O yıllarda Çorum çok sakin ve önemli bir yol bağlantısı olmayan, kendi halinde bir kent idi. İnsanların çoğunluğu askerlik, hac ve benzeri olaylar dışında pek bir yere çıkamazlar, etrafında, ekli krokide görülen hükümet binası, halkevi, şehir kulübü ve bir ucunda Ulu Caminin yer aldığı Saat Kulesi çevresinde günlük çalışmalarını sürdürürlerdi.

Kentin tüm hareketliliği, ara sıra Veli Paşa Otelinin garajına gelip giden otobüslerdi. ‘Seydim Atıf ve ortaklarının işlettiği bu garajdan kalkan otobüsler, 1950’ye kadar insanları Ankara’ya trenle gitmek üzere Çerikli istasyonuna, daha sonra da Demokrat Parti döneminde açılan karayolları ile Ankara’ya taşırdı. Samsun’a ve kazalara giden otobüsler de aynı yerden kalkardı. Atıf Seydim güler yüzlü, sevecen ve tam eli açık bir ağa olarak tanınıyordu. Kendisi hamamımıza geldiğinde, çalışanların (tellâk, natır) etrafında nasıl pervane olduğunu halen hatırlıyorum. O gelir gelmez, arkasından Kara Hacı (Karacı)’nın lokantasından çalışanlara tepsiler içinde yemekler gelirdi. Ona en büyük hizmeti lâkabını unuttuğum “Elvan Ağa”, ‘Topal Hasan’ ve “Sağır Mahmut” verirdi. Atıf Ağaya sunulan havlular, özel olarak saklanan bohçalardan çıkarılır ve defalarca değiştirilirdi. Ayrılırken tüm çalışanlara yüklüce bahşiş verir ve içkiye düşkün Elvan Oğlan’ın eline rakı parasını da ayrıca tutuştururdu. Aradan geçen yıllar içinde, Belediye Reisi Baha Beyin üstün gayretleri ile açılan yolun, bugünkü Gazi Caddesinin kenarında Atıf Seydim’in yazıhanesinin karşısında yeni bir otobüs firması kuruldu. Bu firmayı kuran “Celâl Güçlü” idi.

Kendisi çok genç, yakışıklı, hareketli ve anlatılanlara göre çok da çapkındı. İşlettiği otobüsler Avrupa karoserli, Sauren marka, yepyeni, Çorum tabiri ile “cıncık” gibi idiler. Atıf Ağanın yerli kasa taşıyan Taunus otobüslerinin müşterisi azaldı. Bu dönemde yeni gelişen demokrasi hareketi Çorum’da da etkisini hissettiriyordu. Atıf Ağanın Cumhuriyet Halk Partili, Celal Güçlü’nün Demokrat Partili olduğu biliniyordu. 1954 yılında Atıf Seydim Cumhuriyet Halk Partisinden milletvekili adayı oldu ise de seçilemedi. Daha sonra işlerinin bozulduğunu ve benim 1956 yılında Almanya’ya öğrenim için gitmemden sonra Ankara’ya taşındığını ve orada benzinlik işlettiğini, yıllarca sonra tekrar Çorum’a döndüğünü ve benzinciliği oğlu Bülent ile sürdürdüğünü duydum. Celal Güçlü’nün o parlak günlerinin 60’lı yıllara kadar devam ettiğini, onun da işlerinin daha sonra bozulduğunu öğrendim. Ne yazık ki bizim Çorumlu otobüs firmaları o tarihlerde küçücük bir firma olan Ulusoy gibi gelişemediler ve uzun ömürlü olamadılar.

O üçgenin bir kenarında, o dönemde Çorum’da gidilebilecek ve özellikle tandır kebabı ile tanınan Kara Hacı’nın (Karacı) lokantası vardı. Oğlu Fazlı’nın tandırın başında çalıştığı iki katlı bu lokanta, gündüzleri dolup taştığı gibi akşamlan da içkili olarak hizmet verirdi. Zaman zaman babamın oradan getirttiği “Pideli Çorum Tandır Kebabı”nı hamamın önünde belirttiğim yerde zevkle yediğimi hatırlarım Bir akşam yine burada oturup Saat Kulesi’ni ve civarını seyrederken lokantadan “Şoför Şafak Nuri’ ve arkadaşlarının çıktıklarını ve sallanarak ‘Küçük Park”a doğru yürüdüklerini gördüm. Daha birkaç dakika geçmemişti ki Şafak Nuri’nin elinde pala gibi bir bıçakla çıktığı lokantaya nara atarak geri koştuğunu gördüm. Donup kalmıştım, herkes korkudan bir tarafa kaçıyordu. Birden çığlıklar yükseldi. ‘Karacı bıçaklandı, yaralı!..” diye feryat edenlerin sesi etrafı sarmıştı. Şafak Nuri kanlı bıçağı elinde koşuyor ve evine doğru kaçıyordu. Hastaneye kaldırılan Kara Hacı’nın öldüğü ve Şafak Nuri’nin ‘mapusane’ye (hapishane) atıldığı günlerce konuşuldu. Bugün artık lokanta olmayan bu işyerini oğlu Fazlı ve diğer işleticiler yıllarca çalıştırdılar.

Çocukluğumun üçgeni ile ilgili yazma gelecek sayıda sürdüreceğim.

İlk soluğunu alışından önceki dokuz ay bir yana,

Hiçbir insan, işlerini bir ağaç kadar iyi yürütemez.

BERNARD SHAW

Leave a Comment.