Çocukluğumun Üçgeni – 2

“Çocukluğumun üçgeni” başlıklı yazıma devam etmek istiyorum.

Hamamımızın önünde otururken sık sık etrafı izlerdim. İlk dikkatimi çeken yer saat kulesinin tam karşısında bulunan Kurukahveci Esat Ağa’nın (Karaman) dükkânı olurdu. Zaman zaman bir şeyler almak için oraya gittiğimde ilgimi çeken konuşmalara şahit olurdum. Bugün ki değerlendirmelerime göre orası tam bir siyaset ocağı idi. Kimler oraya gelmezdi ki… Belediye Reisi Baha Bey, Kadir Celep ve daha niceleri, Esat Ağa’nın onları çok ustaca konuşturduğu izlenimini edinmiştim.

Buradan, bugün yıkılmış bulunan eski Hükümet Konağına doğru giderken yan yana bulunan, Lütfi Elbir ve Mehmet Şahinci tarafından işletilen iki gazeteci dükkânı dikkatimi çekerdi. Birinin sattığı gazeteyi diğeri satmazdı. Her iki dükkâna gidenlerin farklı bir siyasi eğilim içinde oldukları Lütfi Elbir Cumhuriyet Halk Partili, Mehmet Şahinci ise Demokrat Partili oldukları için birbirleri ile konuşmazlardı. Farklı partilere sempati duyanların neden birbirlerine böyle mesafeli olduklarını anlamadığım gibi bu tutuma bir anlam da veremezdim. İşte o zamanlar ekilen bu tohumlar ne yazık ki ilerideki yıllarda ülkemiz insanlarını sağ ve sol diye tehlikeli bölünmelere götürdü. Gazetecilerin yanından sağa dönülünce bir tarafında yazıhanelerin diğer tarafında Şehir Kulübü ve güzel bahçesinin bulunduğu dar bir yola girilirdi. Şehrin en tanınmış insanlarından müteahhit Eşref Meroğlu’nun işyeri de burada bulunuyordu. Eşref Meroğlu, benim gözümde o zamanlar şehrin en zenginleri arasında yer alıyordu. Albayrak İlkokulunun önünden Ilıca bağlarına doğru ilerlerken, geniş güzel bir bahçede, onun muhteşem evi yer alıyordu. Şehirde yapılan resmi binaların ve modem yapıların birçoğunu kendisi ve daha sonra da liseden arkadaşımız kızı Filiz’le evlenen damadı Yücel Eşkinat ile birlikte inşa etmişti. Dış görünümü ile oldukça sert yapılı bir kimse izlenimi yaratıyordu. Kendisinin özel yaşamında çok sevecen olduğu söylenmekte idi. Saat Kulesi’ne bakan yeşil güzel bir bahçe içinde yer alan Şehir Kulübü, o zamanlar içerisine girilemeyen, daha çok valinin, Belediye Başkanının, üst düzey memurların ve şehrin çok zenginlerinin (eşrafın) gittiği bir yer olarak dikkatimi çekmiştir. Oranın üyesi olan teyzemin eşi, Albayrak İlkokulu Başöğretmeni Osman Özkan’ı çağırmak veya ona bir haber iletmek için zaman zaman oraya gittiğimde, içeriye de acele bir şekilde bakardım. Genelde orada bulunanların kağıt oyunu oynadıklarını izlerdim. O zamanlar orası benim gözümde belirli bir zümrenin halktan, esnaftan soyutlanmış kopuk olarak bir araya geldikleri bir kale gibi dururdu. Bahçesi yeşillenip, havalar ısınınca masaların dışarıya taşındığını ve oyuna orada devam edildiğini hatırlardım. Şehir Kulübünün karşısında ders kitaplarımı satın aldığımız Bayşu Kitabevi bulunuyordu. Arkadaşım Nihat Bayşu’nun akrabası olan ve babası ile birlikte çalışan Bedri Bayşu’ya bilhassa okulların açılış günlerinde yoğun işlerinde Nihat ile birlikte yardımcı olmaktan büyük zevk duyardım.

Bayşu Kitabevi’nin yanında Foto Hasan Basri Ilgaz’ın dükkânı bulunuyordu. Eşi ve kardeşi ile birlikte çalışan Hasan Bey’in çektiği fotoğraflar tüm Çorumluların albümlerini halen süslemektedir. O yıllarda Çorum’da bayanların günlük yaşamda yer almadığı bir ortamda bayan Ilgaz’ın, eşinin yanında işinin başında bulunması beni çok olumlu olarak etkilemiştir.

Aynı yoldan Hükümet ve PTT binasına doğru ilerlerken sağ kolda, liseden arkadaşım Mustafa Meroğlu’nun inşaat mühendisi olan ağabeyi Fahri Meroğlu ile Almanya’da yüksek tahsilini yapan inşaat Yüksek Mühendisi Nazif Alaybeyoğlu’nun mühendislik bürosu bulunuyordu Mustafa ile sık sık orada buluşurduk. Çizilen planlar ve yapılan hesaplar ilgimi çekerdi. Belki de burada gördüklerimiz ve o zamanlar ülkede başlatılan imar ve inşaat faaliyetleri bizi çok etkilediğinden Mustafa mimarlık, ben de inşaat mühendisliği mesleğini seçtik. Yolun sol tarafında Osman Asal (Hasas Osman)’a ait Singer Dikiş Makinaları Bayiliği yer alıyordu. Singer Osman olarak da tanınan bu şahıs, insanlara oldukça mesafeli iken kendisi ile birlikte çalışan ve daha sonra bu bayiliği devir alan Yaşar Leblebici bir o kadar cana yakındı. O dükkanda bulunan makineler benim için sanayileşmenin bir göstergesi idi. O zamanlar bu mağazaların vitrinlerinin önünde hayranlıkla durup, ülkemizin bunları ne zaman yapacağını ve ne zaman sanayileşeceğini hep kendime sorardım.

Yolun biraz ilerisinde Eczacı Bedri Bey’in eczanesi yer alırdı. Bedri Bey oldukça kibar, sevecen bir insandı. Eczanesi hastalar kadar sevdiklerinin de sık sık ziyaret ettiği bir yerdi. Hükümetin diğer tarafında da eczacı Hamza Bey’in eczanesi bulunuyordu. Hamza Beyin de dostu pek çoktu. Bunlardan birisi de babamdı. Hamza Bey’in avcı olduğunu ve sık sık İskilip tarafında keklik avına gittiğini babamdan duyardım.

Saat Kulesi’ne bakan ve bugün Belediye Binası olarak kullanılan bina, o zamanlar Halkevi olarak hizmet veriyordu. Orada yapılan çeşitli faaliyetlere (tiyatro, münazara, balo ve benzeri) izleyici olarak katıldım. Sadi Leblebici hocadan ben keman, kız kardeşim Leyla mandolin dersi aldık. Orası şehrin sosyal yaşantısının en önemli merkezi idi. Alt katında bulunan kütüphanede görevli Eşref Ertekin hoca bizlere okuma zevkini aşılayabilmek için çırpınırdı. Bir gün okul dönüşünde Halkevi’ne ait müzik aletlerinin ve eşyalarının sokakta rasgele yere atıldığını ve satıldığını üzülerek gördüm. Demokrat Parti tarafından siyasi nedenlerle Halkevi’nin kapatıldığım öğrendim. O zamanlar bunun neden yapıldığına, bir ortaokul öğrencisi olarak bir anlam verememiştim. Kısa bir müddet sonra orası Belediyeye tahsis edildi ve Belediye eski Ankara yolunda bulunan binasından buraya taşındı. Şehrimizi ziyaret eden yeni seçilen Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın buradan toplanan halka seslenişini hatırlıyorum. O zamanlar Belediyenin arkasında bulunan küçük bir benzinliğin yer aldığı bu meydana itfaiye binası henüz yapılmamış olduğu için, bu tip toplantılar hep ayni yerde yapılırdı.

Hamamımızın Saat Kulesi’ne bakan kısmının bir tarafında Davut Cemal’in, diğer tarafında Bayburtlu Rıza ve Ziya kardeşlerin tuhafiye mağazaları yer alırdı. Bayburtluların binasının üst katı Demokrat Parti teşkilatına kiraya verilmişti. Ülkemizde yeni bir döneme girilmiş ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin karşısında yeni bir parti kurulmuştu. O zamana kadar sistemden dışlandıklarını ve horlandıklarını düşünen esnaf, çiftçi gibi kesimler Demokrat Partide toplanmışlardı. Partinin yürütücüleri arasında Hamamcı Enver Ağa, Tuhafiyeci Arslan Bayburtlu, Şevki Demirer, Avukat Hüseyin Ortakçıoğlu, Avukat Kemal Biberoğlu gibi farklı kesimlerden ve mezheplerden insanlar birlikte yer almıştı. Partiye gelen gidenlerden ülkedeki değişimi öğrenmeye çalışıyordum. Siyasi konulara ve siyasete duyduğum ilginin bu temas, konuşma ve bilgilerden filizlendiğini düşünüyorum. Doğrudan idari bir görev almamış olmasına rağmen babamın bu partiyi desteklediğini hatırlıyorum. Hamamımız ve otelimiz şehrin merkezinde yer aldığı için buralara çok sık gelen şehrin tanınmış insanların hepsini hatırlıyorum. Kendilerini sizlere tek tek tanıtmam mümkün değil. Benim üzerimde iz bırakmış olan bazı kimselerden bahsedeceğim. Taş Mağazada manifaturacılık yapan Hakkı Bilal belki de bugüne kadar tanıdığım en kibar ve nezih insanların başında gelir. Samsun’a taşınan Ragıp ile Çorum’da kalan Galip ve Vasıf Enbiyaoğlu ile ortak çalışan Yusuf Cırcı, oldukça genç, hareketli, güzel giyinen ve sevilen bir kimse idi. Velipaşa Otelinin giriş kısmında tekel bayiliği yapan ve ayaküstü birkaç duble rakı veya şarap içilmesine olanak tanıyan İsmet Mat’ın işlettiği bir dükkan bulunuyordu. Otelin karşı tarafında halen eski eser olarak dikkati çeken yapıda Hacı Ahmet Duru manifaturacılık yapıyordu. Onun yanındaki dükkânda Hikmet Tütüncü ile aynı bölgede Mobil bayiliği ile yedek parçacılık yapan Ahmet ve Abdullah Poyraz’lar o zamanlar oldukça başarılı olmuş işadamları olarak dikkati çekiyorlardı.

Hamam ve otelde önemli izlenimlerim oldu, anlatacak çok anım var. Bunlan ileride bu dergide veya Çorum Haber gazetesindeki “Arasıra” başlıklı köşemde anlatmak üzere bu yanıma yaşanmış bir olayı sizlere aktararak son vermek istiyorum.

Çorum’un tanınmış ve renkli simalarından “Pardonun Sıddık”, babamın Yeni Hamam’ı satın almasından kısa bir süre sonra hamama yıkanmaya gelmiş. Çıkışta kendisinden hamam parası istenince, eski işleticilerin kendisinden para almadıklarını ifade etmesine rağmen, kendisinden ısrarla para istenmiş ve alınmış. Buna çok bozulan Pardonun Sıddık, ne yapacağına karar vermiş… Civardan bir torba kum, elek ve kürek temin ederek hamamın giriş kısmına getirip, içeride tamirat yapıldığı izlenimi verecek şekilde etrafa yaymış. Sonra da orada bulunan sandalyelerden birine oturmuş ve gelenlere, “Hamamda tamir var!..” diyerek geri göndermeye başlamış.

Bir müddet sonra hamama hiç müşteri gelmediğini gören görevliler dışarı çıktıklarında, Pardonun Sıddık’ın kapının önünde yarattığı ortamı görmüş, acı gerçeği kendisinden öğrenmişler. Kendisine parasını hemen iade ettikleri gibi bir daha kendisinden hamam parası istememişler…

  • Yaşam insanları aynı düzeye getirir; Ölüm seçkinleri ortaya çıkarır.
  • İnsanı yaşatan istekleridir; Doyum ölümdür.

Bernard Shaw

Leave a Comment.