Anılar Yazılmalı mı?

Bu hafta sonu Kenterler tarafından 1960’11 yıllarda kurulmuş bulunan Kent Oyuncuları Tiyatrosu’nda sahneye konulan “Hep Aşk Vardı” isimli eseri izledim. En son defa Yıldız Kenter’i Çorum Hitit Festivali’nde “Nükte” isimli eseri ile Çorum’da izlemiştim.

Yıldız Kenter tarafından yazılan ve yaşamının yetmiş iki yılının anlatıldığı bu eserde, Hariciyeci olan babası ile evlenen İngiliz uyruklu annesinin 1920’de Türkiye’ye gelmesinden 2000 yılına kadar geçen sürede üç kadının (annesi, kendisi ve kızı) yaşamı, hatıraları ve ülkemizde karşılaştıkları sorunlar sahnede sergileniyor.

Eseri oynayan Yıldız Kenter, tek başına sahnede her zamanki gibi çok başarılı. Tek gövdede üç kuşak Olga Cynthia, Ayşe Yıldız ve Fatma Leyla… “Üç yaşam, üç kavga, üç aşk”.

72 yaşına gelmiş bir sanat devi hareketleri ve oyunculuğu ile tek başına sahneyi o kadar başarılı bir şekilde dolduruyor ki, iki saatin nasıl geçtiğini hissetmiyorsunuz.

Yıldız Kenter’in İş Bankası tarafından desteklenen bu eserinin girişte dağıtılan broşüründe şu satırlar dikkatimi çekti;

“Geçmişi durmadan anımsarız, yeniden yaşarız. Geçmişi anlatırız, bu defa oynayarak yaşarız. Şu an durduğumuz noktada, şimdi geçmiş, gelecek hep var.

Sağdan soldan gelen dürtülerle biraz da anılarımı yazma hevesine kapılınca, oyuncu aç gözüm ağır bastı, oyna, oyna, oyna…”

Evet, sanatçının deyimi ile eski bahçelerin viran güzelliklerinde dolaşma olanağını sağlayan bu eser nice kişisel olarak yaşadıkları ile toplumda karşılaştıklarını seyircilere aktarıyor ve aynı heyecanı tattırıyor. O kadar çok hatıra anlatılıyor ve sergileniyor ki… Bunlardan bazılarını aşağıda veriyorum;

*Yabancı bir hanımla evlenen babasının, o yıllarda ülkemizde geçerli olan yabancı ile evlenenlerin Hariciye Bakanlığında (Dışişleri Bakanlığı) görev alamayacağı nedeniyle annesinin boşanalım teklifine rağmen aşklarını tercih ederek görevinden istifa ettiğini ve yokluk içinde geçen senelerini anlatıyor,

*Tiyatroyu kurarken gerekli maddi imkanları sağlamak için Talat Halman’ın teklifi ile “Koltuk satmaya karar verdiklerini, başlangıçta pek başarılı olamadıklarını açıklayarak İsmet İnönü’ye de üç bin liraya bir koltuk satmaya çalıştığını ve bu paraya karşılık ömür boyunca tiyatroda bir koltuğa sahip olacağını bildirmesine bu satışta başarılı alamadığın’ vurguluyor,

*Tiyatro için Bankalardan kredi almak durumunda kaldıklarını, bu bankalardan birisinin Sabancı ailesine geçmesi üzerine borçlarının icra yoluyla tahsil edilmeye çalışıldığını, Sakıp beyden görüşme için randevu istemesine rağmen alamadığın’, Hacı Sabancı’nın kendisi ile ayaküstü çok kısa konuştuğunu ve bir şey yapamayacağını bildirdiğini ortaya koyuyor.

Bin bir zorlukla kurduğu tiyatronun satılmasını engelleyebilmek için Başbakan Süleyman Demirel’i ziyaret ederek bu borçla ilgili Sabancılar nezdinde girişimde bulunmasını ve desteğini istediğini açıkladıktan sonra Demirel’in telefonu üzerine Sabancıların kendisini nasıl aradıklarını, karşılaştıklarını ve yardımcı olduklarını ironik bir şekilde anlatıyor.

Evet değerli hemşerilerim, Yıldız Kenter’in yaşamı ve hatıralarının sahneye konulduğu bu eseri büyük bir zevkle izledim. Uzun bir süreden beri “Çorum Haber” gazetesinde yazdığım yazılarla (zaman zaman çok kişisel hatıraları açıklıyor şeklinde tenkitlere uğrasam da) ben de Kenter’in yaptığı gibi Türkiye’nin, Çorum’un panoraması hatıralarımla yer alıyorum ve doğru yaptığıma inanıyorum.

İstanbul, 12.Aralık.2000

Leave a Comment.