EVDEKİ HAPİSLİK VE İKLİM

Bu yılın ilk gününden beri tüm ülkemize olduğu gibi İstanbul’a da aşırı kar yağdığından Cuma gününden beri evden çıkamadım. Bir noktada beş günden beri hapis hayatı yaşıyorum diyebilirim. Bu durum bana yoğun bir çalışma ve iklim değişiklikleri ile ilgili değerlendirme yapmamı sağladı.

Bilhassa son elli yılda artan bir şekilde nüfus artışı ve insan faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan çevrenin bozulması, tüketilmesi ve kirletilmesi iklim değişikliğini de birlikte getirmiştir. 20. yüzyılda dünya sıcaklığı yaklaşık 1,5 0C kadar artmıştır. 1995 yılında yapılan bir değerlendirmeye göre 2100 yılına kadar küresel ortalama sıcaklığın 0,8-3,5 0C daha artacağı öngörülmektedir.

İklim değişiminin dünyanın ısınmasına neden olan “sera olayı” ve bunun ana nedeni ise sera gazladırı. En önemli sera gazlarından biri olan karbondioksit (CO2) atmosferde birikmekte dünyanın yaydığı uzun dalga boylu radyasyonu dünyaya geri yansıtmakta, ısıyı artırmakta ve böylece uzun zamanda küresel ölçekte iklim değişikliklerine neden olmaktadır.

Bu artış 1992’de Rio de Janeiro’da yapılan II. dünya Çevre Kongresi kapsamında yapılan iklim kongresinde önemle ele alınmış temel hedef olarak atmosfere verilen CO2 gazının azaltılması belirlenmiştir. Sanayileşmiş ülkelerin sera gaz ıyayımı oranının 2000 yılında, 1990 düzeyinde tutulması kararlaştırılmıştır. Elde edilen veriler 1994 yılında karbondioksit yayımı sanayileşmiş ülkelerde 1990 düzeyine göre yüzde 5, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 10, yüzde 20 ve yüzde 40 artmıştır.

Enerji konusunda hem kamu sektöründe hem de özel sektörde karar verici durumda olanların iklim sorununu hala büyük oranda gözardı ettikleri ve gereken önemi vermedikleri dikkati çekmektedir.

Bilim adamlarının kaygıları ise küresel ortalama sıcaklıklarda tahmin edilen görece hafif artıştan çok, hava durumunu düzenleyen atmosfer ve okyanus sistemlerinin göreceği olası zararlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Son çalışmalar, ısınan bir dünyada iklimsel “aşırılıkların” yaygınlaşacağını ve bu durumun hem doğal sistemlerde hem de insan ekonomisinde olumsuz etkiler yaratacağını gösteriyor.

Almanya’da yürütülen bir bilimsel çalışmada “Atmosferin ve denizlerin ısınması enerji değiş-tokuşunu artırabilir ve tropical siklonların, kasırgaların, boranların ve dolu fırtınalarının gelişmesinde büyük önem taşıyan dikey değiştokuş sürecine hız kazandırabilir” denmektedir.

Hepimizce bilindiği gibi son yıllarda hava şartları ile ilgili felaketler nedeniyle eşi görülmemiş hasarlar yaşanmıştır.

“İklim Değişimi Çerçeve Anlaşmasının” hedefine ulaşılması için sera gazlarında (karbondioksit ve diğerleri) önümüzdeki 50 yıl içinde yaklaşık 80 düzeyinde bir azaltımın gerçekleştirilmesi, dünya enerji sisteminin şu anda çoğu hükümetin ve uluslararası ajansın öngördüğünden tamamen farklı bir yörüngeye girmesini gerektirecektir.

Kısaca karbon yayımının yavaşlatılması için önemli önlemler alınacak ve adımlar atılacaktır. Ağaçlandırmaya ağırlık verilecektir.

Ben bu kadar süre evde kalmaktan sıkılmadım. İnşallah, benim bir parça bilimsel nitelikli bu yazım da sizleri sıkmamıştır.

İstanbul