BİLGİ ÇAĞI VE İTÜ

Dünyada gelişmiş ülkeler sınıfına girebilmek için yalnız zengin (paralı) olmak yetmemekte çeşitli konularda konulmuş bulunan eşikleri (seviyeleri) aşılması gerekmektedir. Bunlar arasında demokrasi, insan hakları gibi siyasal boyutluları olduğu gibi, saydamlık, ülkelerin kişi başına dolar olarak milli gelir seviyeleri, çocuk ölüm sayısı, elektrik tüketimi, araştırma-geliştirme (AR-GE) faaliyetlerine ayrılan pay, bilim adamı sayısı gibi diğerleri de sayılabilir.

Dün 228 yıl önce kurulan İstanbul Teknik Üniversitesi’nin 2001 Akademik Yılında Doktora ve Sanatta Yeterlik Diploma Töreni yapıldı ve 120 genç doktora kıyafetlerini giydiler ve diplomalarını aldılar.

Akademik hayatın en önemli başlangıç kademesine ulaşan gençler, gelecekte önemli bilimsel çalışmalar yapacak ülkemizi bilgi çağına taşayacak ve yeni nesli yetiştireceklerdir.

Halen İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Yüksek Lisans’da, Doktora ve Sanatta Yeterlilikte toplam 5500 öğrencisi bulunmakta ve bu sayı ile İTÜ, tüm üniversiteler arasında en önde yer almaktadır. Önemli araştırma ve geliştirme (AR-GE) projeleri yürüten İTÜ, nitelikli hakemli bilimsel dergilerde yaptığı yurtdışı yayınlarla da teknik alanda ülkemizde birinci konumdadır.

Bilgi çağı olarak isimlendirilen 21. yüzyılda bir ülkenin en önemli kaynağı, bilgiye ulaşmayı, onu ele alınan her iş için en uygun biçimde kullanmayı, yeni bilgiler üretmeyi başarabilen, sürekli öğrenmeye arzulu ve yaratıcı nitelikli bireylerdir. Kaliteli insan gücüne sahip olabilmek amacıyla eğitime yapılan yatırım en önemli yatırımdır.

Üniversiteler ülkenin en önemli kurumlarıdır. “Çağdaş üniversiteler, bilgi ve teknoloji üretebilen, çağın gereklerine cevap verebilen, içinde bulunduğu toplumun kalkınmasında ve çağdaşlaşmasında yönlendirici olan kuruluşlardır.” Gerçek anlamda iyi eğitilmiş üniversite mezunlarının varlığı ise iyi yetişmiş yüksek nitelikli öğretim kadrolarının varlığı ile mümkündür. Ne yazık ki halen devlet üniversitelerinde yetersiz ücretler yetenekli gençlerin bu alana giresine engel olmaktadır.

Bu sorunu çözmek için üniversitelere sağlanan maddi imkanlar artırılmalı, mali özerklik verilmeli ve İTÜ gibi gelişmiş üniversitelere kendilerini daha hızlı geliştirebilmeleri için “Özel Statü” tanınmalıdır.

Çağdaşlık ancak bilim ve teknolojinin tam içinde olmakla sağlanabilir. Refah ve kalkınmanın kaynağında bilim, teknoloji, araştırma ve geliştirme (AR-GE) yatmaktadır. Kalkınmış Batı ülkeleri (Amerika-Almanya) ve gelimiş diğer ülkeler (Japonya-Kore) milli gelirlerinin yüzde 2 ile yüzde 3 arasında bir miktarı AR-GE ayırırken, bu oran ülkemizde binde beş seviyelerindedir. Bu konuyu tümümüz dikkate almak zorundayız.

Toplantıda 2000 yılı TÜBİTAK Hizmet Ödülü alan İTÜ mezunu değerli hemşehrimiz Prof. Dr. Sadık Kakaç yurtdışında bulunduğundan kardeşi sınıf arkadaşım öğretmen Ahmet Kakaç kardeşi adına verilen plaketi aldı. Değerli hemşehrimizin başarısı ile gurur duydum.

İstanbul