DERVİŞ’İN SECERESİ

En büyük kamu borçlanmasından bir gün önce Milli Güvenlik Kurulu’nda meydana gelen tartışmalar sonucu ortaya çıkan kriz, yedi milyar doların uçmasına ve mali sistemin çökmesine neden olduğu gibi 1999 yılı sonundan beri uygulanan kur politikasının ve enflasyonla mücadele programının terk edilmesine ve vazgeçilmesine yol açtı. Kurlar dalgalanmaya bırakıldı, mali sistem göçtü, devlet ve herkes büyük zora girdi.

Böyle durumlarda suç genellikle bürokratlara yıkılır. Nitekim Merkez Bankası Başkanı ve Hazine Müsteşarı görevlerinden istifa ettiler. Basında siyasi sorumluların ısrarla istifası istenmesine rağmen Batı ülkelerinde böyle durumlarda sık rastlanan bakan istifası gerçekleşmedi.

Krizden çıkabilmemiz IMF (Uluslararası Para Fonu) ve Dünya Bankası’nın vereceği desteğe bağlı olduğu için Dünya Bankası Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Kemal Derviş acele olarak ülkemize çağrıldı, kendisine bir kurtarıcı gibi sarılındı ve hazineden sorumlu bakan yapıldı.

Kemal Derviş’e DSP’li Recep Önal’a bağlı olarak çalışan Hazine, Merkez Bankası, Sermaye Piyasası Kurulu ile üç kamu bankası bağlandı ve BBDK ilgilendirildi. Özelleştirme, dış ticaret ve DPT gibi diğer koalisyon ortağı partilerin kontrolünde olan olanlar Kemal Derviş’e bağlanmadı. Bu nedenle süper bakan olarak lanse edilen Kemal Derviş’in tüm alanlarda bir kontrol imkanına sahip olmadığı ve DSP’nin bir bakanı olarak çalışacağı dikkati çekmektedir. İnşallah bu şartlarda başarılı olur…

Kemal Derviş’in görev üstleneceği belli olur olmaz basın ve medya onu mercek altına aldı ve hakkında yayınlar yaptı. Bu haberlerden bazıları kendisinin seceresi (öz geçmişi) ile ilgili idi.

“Alman bir anne ve Arnavut-Gürcü kökenli bir babanın evladı olan Derviş’in ikinci eşi Catherine Derviş ise Amerikalı…”

“Süper Bakan Kemal Derviş’in annesi, Almanya’nın Türkiye’de büyükelçilik yapan ünlü ismi Franz von Papen’in sekreteriydi.”

Televizyonlardan izlediğim Kemal Derviş her bakımdan ülkesine bağlı, bu kadar uzun süre Amerika’da yaşamasına rağmen ABD vatandaşlığına müracaat etmeyi aklından geçirmemiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

Büyük önder Atatürk “Ne Mutlu Türküm Diyene” sloganı ile Kemal Derviş gibi olanları da kucaklamış ve bir “millet” olmasını sağlamıştır. 600 yıl Avrupa, Asya ve Afrika’da 8 milyon km2’lik bir alanda hükmetmiş olan Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde tüm milletler birarada yaşamışlar ve İstiklal Harbi sonunda 800 bin km2’ye küçülen bu vatan parçasında da yaşamlarını birlikte sürdürmüşlerdir. O gün bu gün hangi yöreden gelirlerse gelsinler, hangi dini inançlara sahip olurlarsa olsunlar hepsi Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı ve öz evladı olmuşlardır.

1970’li yıllara kadar kimin hangi kökenli olduğu üzerinde pek durulmaz iken o zamandan beri ülkemizi parçalamayı isteyenler insanları kökenlerine göre ayırt etmeye çalıştılar. Bu durum beni üzmektedir. Nereden gelirsek gelelim, hangi kökenden olursak olalım hepimiz Türküz ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız.

“Türkiye ailemin iyi yaşaması için çok şey yaptı” diyen hemen valizini toplayıp Türkiye’ye gelen ve Dünya Bankası Başkan Yardımcılığı görevini bırakan Kemal Derviş’e başarılar diliyorum. Onun başarısının ülkemizin mutluluğunu sağlayacağı unutulmamalıdır.

Antalya