FAKİRLEŞEN HALKIMIZ VE BAYRAM

Bayramlar insanların huzur, neşe ve mutluluk içinde kutlamayı tahayyül ettiği önemli günlerdir. Ülkemizin son yıllarda içine düştüğü durum ve bilhassa son olarak yaşanan “kara Çarşamba” halkımızı fakirleştirmiş ve geleceğe dönük bakışını sarsmış ve karamsarlaştırmıştır.

Patlayan son ekonomik kriz işadamı Sakıp Sabancı’nın da belirttiği gibi herkesi yüzde 40 ve hatta yüzde 50 fakirleştirmiştir. Hükümetine güvenen tasarruf sahipleri paralarını Türk Lirası olarak değerlendirdikleri için büyük kayıplara uğramışlardır. Parasını dolar veya marka bağlayanlar ise zenginleşmişlerdir. Parası olmayanlar da daha da sıkıntılı duruma düşmüşlerdir.

Ne yazık ki, ülkemizin iyi yönetilmediğini belirtmek zorundayım. Seçim Kanunu sonucu koalisyon hükümetleri kaçınılmaz olmaktadır. Mevcut üç partili hükümet peşpeşe gelen ekonomik krizler, yolsuzluk söylentileri ve bilhassa aralarındaki uyumsuzluk nedeniyle piyasalara, millete güven vermediği gibi saygınlığını yitirmiş durumdadır.

Son krizin sorumluluğu yalnız Merkez Bankası Başkanına ve Hazine Müsteşarına çıkarılamaz. Onların istifa ederek görevden ayrılmaları siyasilerin sorumlu olmadıkları anlamına gelmez. Hükümette görev almış bir kişi olarak sorumluluğun bürokratlardan daha ziyade Başbakana, Başbakan Yardımcılarına ve Bakanlara ait olduğunu düşünüyorum. Şu ana kadar siyasi sorumluluğu üstlenen hiçbir siyasi yetkili ortaya çıkmadığı gibi, kimsenin istifaya da niyeti yoktur.

Son krizin ateşlenmesine neden olan tartışmanın tarafı olan ve halkın büyük bir çoğunluğu tarafından yeterli siyasi olgunluk göstermediği belirtilen Başbakanın görevinin yetki ve sorumlularının hakkını veremeyecek durumda olduğu hükümeti oluşturan bir partinin milletvekili tarafından alenen ifade edilmektedir.

Ülkemizi yöneten liderler genelde ya ölüm, ya da Cumhurbaşkanı seçildikleri durumda parti başkanlığından ayrılmakta, yoksa ömür boyu partilerinin başında kalmakta. Yetenekli olmasalar ve sağlıkları bozulsa dahi onları kimse yerlerinden indirememektedir. Bu durum memleketimize ve insanlarımıza zarar vermektedir. Bir an önce partiler ve seçim kanunu değiştirilerek bu durum önlenmelidir.

1950’li yıllarda Türkiye’nin ve Yunanistan’ın kişi başına milli geliri yaklaşık 375 dolar iken, 2001 yılında krizden önce Yunanistan’ın milli geliri yaklaşık 13000 dolar, Türkiye’nin 3000 dolar civarında bulunmakta idi. Son krizde doların değerinin 687 bin liradan 950 bin liraya çıktığı göz önüne alındığında şu anda Türkiye’nin kişi başına milli geliri 2000 dolara gerilemiş ve ülkemiz nerede ise gelir bakımından Afrika ülkelerinin arasına düşmüştür.

Bundan kim sorumlu? Tabii ki siyasiler… Hükümet olmak yetmiyor, iktidar olmak gerekli… Bir an önce gereken önlemleri alsınlar… İşsizlik ve fakirlik artıyor… Halkımızın sabrı taşıyor…

Bütün bu sıkıntıları sizlerle beraber hissetmeme rağmen yine de siz okuyucularıma ülkemiz için hep birlikte bu zorluklara göğüs gererek güzel ve rahat günlere kavuşabileceğimizi telkin etmeyi istiyorum.

Mübarek Kurban Bayramınızı kutluyor, sağlık ve esenlikler diliyorum.

İstanbul, 2.Mart.2001