DERVİŞ PROGRAMI (1)

Cumartesi günü Devlet Bakanı Derviş Programı’nı açıkladı. Dün basında yer alan metni ince ince okudum. Yazımın birinci kısmında ortaya konulan krizin nedenleri ikinci kısımında ise getirilen çözüm yolları üzerinde duracağım.

Türk ekonomisi 1990’lı yıllardan itibaren sıklaşan aralıklarla ekonomik krizlerle karşı karşıya kalmıştır. Bu krizlerin başlıca nedenleri şunlardır:

1- Sürdürülemez bir iç boş dinamiğinin oluşması,

2- Başta kamu bankaları olmak üzere mali sistemdeki sağlıksız yapının ve diğer yapısal sorunların kalıcı bir çözüme kavuşturulmamış olmasıdır.

Sayın Derviş arkadaşları ile hazırladığı bu raporunda yukarıda belirtilen nedenlere açıklama getirmektedir. Bu verilen bilgilere göre açıklama değerlendirildiğinde;

Sürdürülemez İç Borç Dinamiğinin nedenleri

* Kamu kesimi toplam borç stoku (net) GSMH’ye (Gayri Safi Milli Hasıla) oranı 1990’da yüzde 29 iken, bu oran 1999 yılı sonunda yüzde 61’e ulaşmıştır.

* Borç stokundaki bu artış, dönemin ilk yarısında yüksek faiz dışı kamu açıklarından kaynaklanmıştır. İkinci yarıda ise, yüksek değer faizlerin etkisi belirgin hale gelmiştir.

* Yüksek kamu açıklarının yanısıra 1994 yılından sonra kamu kesiminin net dış borç ödeyici durumunda olması yeterince derin olmayan yurt içi mali piyasalar üzerinde baskı oluşturmuş ve reel faiz oranlarının yüksek seviyede kalmasına yol açmıştır.

* Yüksek reel faizler kamu kesiminin borçlanma ihtiyacını daha da artırmış ve her gün Türkiye’yi daha zor bir duruma götüren bir borç-faiz kısırdöngüsü ortaya çıkmıştır. (Reel faiz verilen faizden enflasyon çıkarıldığında kalan net getiridir).

Mali Sistemdeki Sorunlar

* Kamu bankalarına devlet tarafından verilen tarım kesimi ile küçük ve orta boy işletmeleri destekleme görevi sonucunda oluşan zararların hazinece bankalara zamanında ödenmemesinin yanısıra, uzun yıllardır devam eden ve ekonomik etkinliğe ters düşen müdahaleler kamu bankalarının iyi yönetilmemesi ve asli fonksiyonlarının dışında görev verilmesi bu bankaların mali bünyelerini önemli ölçüde bozmuştur.

* Kamu bankalarının finansman ihtiyaçlarını kısa vade ve yüksek maliyetle piyasadan karşılamaları bir yandan zararların gittikçe artmasına, diğer yandan da mali sektörde istikrarsızlık unsuru olmalarına yol açmıştır.

* Son yıllarda yüksek reel faizlere de bağlı olarak kamu kesimi borçlanma ihtiyacındaki artış özel bankaların reel ekonomiye kaynak sağlamaktan uzaklaşarak kamu açıklarını finansa etmeye yönelmelerine yol açmıştır.

* Yüksek enflasyon ortamı ve belirsizlikler tasarruf sahiplerinin kısa vadeye yönelmesine yol açmış, bankaların varlık ve yükümlülükleri arasında vade uyumsuzluğu artmıştır. (Bu nedenle bankalar ödeme yapamaz hale düşmüş ve devlet kontrolüne alınmıştır.)

Bu açıklamalar bilhassa son 10 yılda ülkemizin iyi idare edilmemiş, popülist (halka yaranma) politikalar uygulanmış ve alınan kararlarda oy hesabının etken olduğunu göstermektedir. Ekonominin durma noktasına geldiği yüzde 80’e yaklaşan devalüasyonla halkın fakirleştiği bir ortamda Derviş’in “hepimiz kemer sıkacağız” sözü bir daha nelerin beklediğinin bir göstergesi olsa gerek…

Sayın Derviş’in çözüm önerilerini bir başka yazımda sunacağım.

İstanbul