KÖKLER

Otobüs, Çakallı’dan ve Mahmur Dağı’ndan Samsun’a doğru giderken babamın Güney Kafkasya’da yer alan Ahıska’dan Samsun’a gelişlerini hatırladım. Onlar benim gibi rahat bir yolculuk sabahı Samsun’a ulaşmadılar… Onlar, tarihimizde “93 Harbi” diye anılan 1877 Osmanlı-Rus savaşından sonra Ahıska’nın da Ruslar tarafından işgal edilmesi üzerine öz vatanlarını terk etmek zorunda kalmışlardı.

Rusların 18. yüzyılda Kafkasya’yı ele geçirmek arzusu ve girişimleri Kuzey ve Güney Kafkasya’da yaşayan çeşitli kavimlerden milyonlarca insanı vatanlarından kopardı ve Anadolu’ya doğru göç etmelerine neden oldu. Büyükbabam İsmail ve Büyükannem Firdevs geride kardeşlerini ve ailelerini Ahıska’nın Hırtıs köyünde bırakarak Anadolu’ya doğru göç ettiler ve Samsun’a geldiler.

Samsun’da Hançerli mahallesine yerleştiler. Her muhacir gibi çok sıkıntı çektiklerine inandığım aile bu zorlukları Samsun’la Çorum arasında atlı arabalarla nakliyatçılık ve ticaret yaparak yenmeye çalıştılar. Tahminen 1902-1907 yılları arasında bir tarihte babam Samsun’da dünyaya geldi. Büyük amcam Rıza, küçük amcam Hasan ve halam Nazmiye’nin nerede olduklarını pek hatırlamıyorum.

Bu Samsun gezimde beni gezdiren Samsun eski Turizm Müdürü Hançerli mahallesine ve yakınında buluan dedem ile büyükannemin mezarlarına götürdü. 1950’li yıllarda parka dönüştürülmesi karara bağlanan bu mezardaki naaşları Çorum’a getirmek üzere gittiğimizi ve oradaki din adamlarının onları rahatsız etmemiz ve yerinden oynatmamız hakkında bizleri ikna ettiklerini hatırladım. Parka dönüştürülmeyen mezarın etrafına Vehbi Gül’ün Samsun Belediye Başkanlığı döneminde duvar örülmüş olduğunu ve mezarın içinde yer alan Şeyh Seyyid Kudbettin Cami ve Türbesi’nin 1967-1972 tarihleri arasında tamir edilerek düzenlendiğini öğrendim. Mezarlıkta üzerinde yazı bulunan mezar taşları çok azdı ve en son gömülme işleminin 1951’de yapıldığını gördüm. Yerlerini bilmediğim ve birçok mezar kaybolduğu için büyüklerim için dua okudum, onlara tanrıdan rahmet diledim. Hançerli mahallesinde ise o eski iki katdlı Samsun evlerinden birkaç tanesi dışında hiçbir şey kalmamıştı.

İnsanlar bilhassa yaşlanınca köklerini öğrenmeye daha önem veriyorlar. Herhalde ben de o dönemin içindeyim. 1920’li yıllardan sonra Türk-Rus hududunun geçilmez hale gelmesi ve kapatılması nedeniyle Ahıska’da kalanlarla irtibatın azaldığını ve 14 Kasım 1944 tarihinde tümünün Stalin tarafından Orta Asya’ya sürülmesinden sonra da tamamen koptuğunu düşünüyorum. Eminim ki aynı durum Çorum’da Uzun sokakta (Osmancık yolu üzerinde) ve Alaca’da yaşayan diğer Ahıskalılar da bunun benzerini yaşadıklarını size teyit edeceklerdir.

1980’li yıllarda tek kanallı televizyonda “Kökler” adlı ve hepimizin yakın ilgisini çeken bir film oynanmıştı. Bu filmde “Kunta Kinte” isimli zenci olan Afrika kökenli bir Amerikalı kimse köklerini arıyordu. Köklerinin Afrika’dan köle olarak getirildiğini biliyor ama geçmişini merak ediyordu. Aradan geçen uzun yılların onun köklerini bulamamasına neden olduğunu hatırlıyorum.

Bugün Avrupa’da hangi aileyi ziyaret etseniz size “Aile Albümlerini” gösterir ve köklerini anlatırlar. Bizlerin birçoğu böyle bir gayrete girmeyiz ve o nedenle yeni nesillerimizin bir çoğu “kökler”ini bilmezler.

Sağolsun, rahmetli akrabam Fevzi Gökeşme, annemin baba tarafının geldiği “Gökeşme” ailesinin “Kök Ağaç”ını çıkardı ve bizlere gönderdi. Ne yazık ki ben dört kökümden ancak birisinin geçmişi hakkında bilgi sahibiyim. İleride çocuklarım ve torunlarım o kökten gelen akrabaların kim olduğunu bilecekler.

Sizlerin “kökler”iniz hakkında bilginiz var mı? Biraz kişisel olan bu yazım belki sizlerde bu konu ile ilgili bir girişime neden olursa, beni anlarsınız…

İstanbul, 1 Nisan 2001