KRİZ VE ÇIKIŞ YOLLARI

Son yazımda, ülkemizin içinde bulunduğu kriz üzerinde durmuş ve mevcut durumu bilgilerinize sunmuştum. Bugün ise krizi aşmak için ne yapılmalı konusunu işleyeceğim. Ne yapılmalı dediğimizde söylenecek çok şey var. Bu bu hükümet programı kadar uzun olabilir. Ben bu yazımda yapılacaklardan önemli gördüğüm bazı hususlar üzerinde kısaca duracağım:

Yolsuzluklara engel olunmalı

Ülke bir yolsuzluk bataklığı halindedir. Mevcut sistem içinde bilhassa son yıllarda devlet hortumlanmakta ve soyulmaktadır. Türkiye’de yolsuzluğun olmadığı kurumların sayısı yok derecek kadar azdır. Bir an önce yolsuzluklara mani olunmalıdır. Hukukun üstünlüğü sağlanmalı, yapanın yanına kalmamalıdır.

Siyasi istikrar ve güven sağlanmalı

Ülke fakirleşmiş, bütün kurumlar zayıflamış, halkın satın alma gücü önemli derecede azalmış ve işsizlik ciddi boyutlara ulaşmıştır.

Bu hükümete güven kalmamıştır. Hükümetin kadrolarını yenilemesi gerekmektedir. Belki de Meclis yeni kadrolarla yeni bir hükümet oluşumunu gerçekleştirmelidir. Bunlar olmadan kalıcı “güven” sağlanması zor gözükmektedir. Güvensizlik nedeniyle piyasalar sakinleşmemektedir. Uygulanan programlarda belirli başarılar sağlandıktan sonra seçime gidilmelidir.

Seçim ve siyasi partiler kanunları yeniden düzenlenmeli

Mevcut Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu parti başkanlarını mutlak hakim bir duruma getirmiştir. Gelecek seçimi ve mevkilerini garanti altına almak isteyen siyasilerin büyük bir çoğunluğu parti başkanlarının kulakları haline gelmiştir. Kukla ve emir kulu olmayanlar ya sindirilmekte ya da partiden uzaklaştırılmaktadır.

Delegeleri parti başkanı ve yetkili kurulları tayin etmekte onlarda, kongrelerde kendileri atayanı liderler ya ölüm halinde ya da parti başkanı seçmektedir. Cumhurbaşkanı seçilmeleri halinde ve bir de yasaklı olmaları durumunda liderlikten ayrılmaktadırlar. Aksi halde sonsuza kadar orada kalmaktadırlar.

Türkiye’de çok iyi yetişmiş insan potansiyeli bulunmaktadır. Ne yazık ki, Türkiye’ye yeni ufuklar açabilecek nitelikteki insanların pek çoğu parlamentonun haftta politikanın dışında bulunmaktadır. Liderler etrafında iyi yetişmiş, şahsiyeti insanları değil, emir kullarını istemektedirler. Seçimlerde hazırladıkları listelere bu tip insanları koymamaktadırlar. Vatandaş önüne konulan listeye oy atmak zorunda olup tercih hakkı yoktur.

Bu nedenle bu iki kanun, ülkenin önünü açacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.

Üretim artırılmalı ve istihdam teşvik edilmeli

Uzun bir süreden beri ülkemizde üretime gereken önem verilmemektedir. Ülke gündemini borsa, döviz ve benzeri finans konuları oluşturmaktadır. Sanki üretim unutulmuş gibidir.

Refah ve daha iyi yaşam koşuluna ulaşabilmek daha çok gelir elde etmeye bağlıdır. Gelirin kaynağı üretimdir. Türkiye’nin üretmemesi halinde önü açılamayacaktır. Şu anda da hükümetin gündeminde üretim ve istihdam yoktur.

Reel sektör ve bilhassa kobiler tekrar üretici hale getirilmelidir. Üretimi dışlayan, randı esas alan politikalardan vazgeçilmelidir.

Tarım sektörü öz evlat olmalı

Bir zamanlar dünyada kendi kendini doyuran 7 ülkeden biri olan Türkiye, bugün önemli miktarda tarım ürünü ithal etmektedir. Tarım politikasında yaşanan “zik-zak”lar ülkeyi bugün ithalata dayalı bir konuma getirmiştir.

Son bir yılda tarımla ile ilgili girdilere en az 2-3 misli zam gelmesine rağmen bu yıl elde edilen ürünlerin geçen yılın fiyatları ile satılması bu sektörü inim, inim inletmektedir.

Türkiye tarımsız yaşayamaz.

IMF ve Dünya Bankası’na muhtaç olunmamalı

Ülkemiz iyi idare edilmediği için tarihinin en ağır ekonomik krizini yaşamaktadır. Siyasi kararsızlık, iyi yönetilmeme, yapısal reformların yapılamaması bizi bu duruma düşürmüştür.

İyi idarecilere sahip olsa idik IMF ve Dünya Bankası’na ihtiyaç duymadan yaşar ve onların “her vatandaşınızın cebine 300 dolar koyuyoruz” demesine fırsat yaratmazdık.

Sonuç olarak, “muassız medeniyetler seviyesine çıkmak” için kendimize çeki düzen vermemiz, boğazımızı sıkan borçtan kurtulmamız, üretimimizi ve gelirimizi artırmamız şarttır.

İstanbul