PROF. DR. NURİ UMAN’IN KONFERANSI (VI)

Kaldığımız yerden devam edelim;

* Faizlerin yüksekliği nedeniyle tarımda ve sanayide modernleşme yüksek maliyet nedeniyle yeteri kadar gerçekleşemedi. Sanayileşen firmalar parayı yatırıma yönlendirmek yerine paradan para kazanma yoluna gittiler. (500 en büyük firmanın bilançolarının incelenmesinden bu durum açık bir şekilde görülmektedir). Bu faizin kaynağının devlet olduğu da unutulmamalıdır. Borçlanma hızla artmaya devam etti.

* Reel faizin (Reel faiz = Piyasa faizi – enflasyon) yüksekliği ülkede suni bir döviz bolluğu doğurdu. Yatırımlara gitmesi gereken bu kaynak lüks tüketme ve gösteriş tüketimine gitti.

* Toplumun nüfusunun genç olması ve genç nüfusun marka tüketimine yakın olması bu ithalatı daha da hızlandırdı. 5-6 milyar dolar bu tip ithalat için harcandı.

* İthalatın serbest bırakılması tekstil, turizm ve benzeri sektörlerde ithalatın artmasına neden oldu. Büyük bir dı ticaret açığı doğdu. (25 milyar dolar). Bu arada paranın süratle değer kaybetmesi halkı tasarruflarını döviz olarak elinde tutmaya yönlendirdi. Bugün halkın elinde 35 milyar dolar bulunmaktadır. Halkın tasarruflarının yarsı döviz cinsindendir.

* 2000 yılında hükümet borçların çevrilemeyeceğini düşünerek faizi düşürebilmek ve borçları azaltabilmek için sabit kur (çıpalı kur) uygulamasına geçti. Bu politikanın başarılı olabilmesi için 6 ay en geç 1 yıl içinde yapısal reformların yapılması gerekiyordu. (1-Bütçe denklenecek. 2-Banka sistemi reorganize edilecek ve bankalar devlete değil, sanayi ve ticari kuruluşlara kaynak aktaran duruma getirilecek. 3-Devlet hesapları şeffaf hale getirilecek. 4-Bankaların ve devlet kurumlarının bağımsız denetim kuruluşlarınca denetimleri sağlanacak ve denetim sonucu ortaya çıkan usulsüzlüklerin üzerine gidilecek. 5-Banka ve aracı kurum sayısı azaltılacak.)

* Bunlar yapılamadığı gibi döviz kurlarındaki artış enflasyonun altında kalınca halk ithal mallara hücum etti. Bankalar devlete veremedikleri fonları üretime vermek yerine tüketici kredileri ile tüketicilere verdi. Talebin genişlemesi ekonomiyi kısmen canlandırdı. ithalat arttı, ihracat düştü. Bu duruma dış ekonomik krizlerin (Uzakdoğu, Rusya) eklenmesi ile Türkiye’yi bir döviz krizine soktu. Kasım 2000’de ilk kriz patlak verdi.

* Hükümet o tarihte gerekli reformları yapma süresini kaçırdı. Devalüasyon yapması gerekiyordu (yüzde 20 civarında). Bunu yapsa idi ve yapısal reformlar gerçekleştirilebilse idi kriz Şubat’da olmayabilir veya önlenebilirdi. Bu durumu gören sıcak para (yabancıların getirdiği) türkiye’den çıkma kararı aldı. Kasım’da 5 milyar dolar Şubat’ta 7 milyar dolar yurt dışına geri döndü. Bu ise döviz rezervlerini kritik duruma getirdi ve kriz faiz hatlerini yükseltti (yüzde 7000’e kadar).

* Bu durumda devlet şu kararı vermek zorunda idi. Ya mevcut uygulamada ısrar edecek, sıfırlanacak ya da IMF ile daha kapsamlı bir protokol yapıp bunu çevirmeye çalışacak ve krizden çıkacaktı. Devlet 2.sini seçti, dalgalı kura geçildi ve yapısal reformların yapılacağına dair taahhütname imzaladı.

Konferansla ilgili VII. yazımı sizlere sunacağım.

İstanbul