ÜLKEMİZ VE KRİZ

Değerli hemşehrimiz ve arkadaşım Prof. Dr. Nuri Uman’ın, ÇEKVA’nın davetlisi olarak “Günümüzde Türkiye Ekonomisi” konusunda verdiği konferansı sizlere aktarmıştım.

Bu konferansın kapanışında Türkiye’nin toplam dış borcunun 120 milyar dolar, iç borcunun ise 79 milyar dolar ve bankaların 5 milyar dolarlık sendikasyon borcu ile birlikte toplam borcunun 204 milyar dolar olduğunu, krizden çıkmanın yatırımcının hükümete ve bugünkü politikacılara güvenine bağlı olduğunu, krizden sonra atılan atılımların devamının getirilmesinin ve kararlı bir şekilde uygulanmasının gerektiğini en yetkili bir bilim adamından öğrendik.

Bu konferansta öğrendiğimiz diğer bir husus; Atatürk döneminden sonra özellikle son 30 yılda ve bilhassa 1985’den itibaren ülkemizin iyi yönetilmediğini ve popülist politikaların ülkeyi içinden çıkılması zor gözüken bu kritik krize sürüklediklerini öğrendik.

Geriye dönüp baktığımızda siyasilerin ve yönetenlerin;

* 1970’li yıllarda dünyada ortaya çıkan “petrol krizi”nde zamanında önlem almadığını,

* 1970’li yıllarda Avrupa Ekonomik Topluluğuna hazır değiliz diye girmeyerek çok önemli bir treni kaçırdığını,

* 1970’li yıllarda ülkeyi “70 cente” muhtaç hale getirdiğini,

* 1970’li yıllarda siyasi olgunluk göstermeyen idarecilerin ülkenin “sağ ve sol kavgasına” neden olduklarını ve ülkeyi bir iç harbin eşiğine getirdiklerini,

* 1980’li yıllarda Güneydoğu Anadolu’da başlayan olaylara gereken önemi vermedikleri ve önlemleri almayarak ülkenin bir parçasında adı konmayan bir harbe neden olduklarını,

* 1980’li yıllarda ülkede liberalleşme yönünde bazı önemli kararları alırken, ülkede rüşvet ve yolsuzluğun tohumlarının ekilmesine neden olduklarını,

* 1980’li yıllarda yüzde 30’larda  olan enflasyonu tek rakamlı hale getireceğiz diye iktidara gelenlerin enflasyonu hortlattıklarını,

* 1990’lı yıllarda popülist politikalarla taban fiyatlarını artırmakta birbirleri ile yarıştıklarını,

* 1990’lı yıllarda insanların 38 yaşında emekli olmasını sağlayarak popülist uygulamanın dünyada görülmeyen örneğini sergilediklerini,

* 1990’lı yıllarda “iki anahtar” vereceklerini seçimlerde vaat edenlerin, ülkeyi yüzde 150’lik enflasyona sürüklediklerini ve ceplerine iki anahtar koymak yerine ceplerindekini enflasyon yoluyla aldıklarını,

* 1990’lı yıllarda ülke insanlarının dini siyasete alet edenler tarafından iyi müslüman ve patates müslüman olarak ayırt ve bölmeye çalıştıklarını,

* 2000’li yıllarda enflasyonu kontrol altına almak için “sabit kur” politikasını uyguladıklarını ve bu uygulamanın ülkemizin ticarette 25 milyar dolar açık vermesine neden olduklarını ve bunun bir krize neden olacağını göremediklerini,

* 2000’li yıllarda ilk krizde hiçbir önlem alamadıklarını,

* 2001’de de ülkeyi bugünkü krize götürdüklerini, görmekteyiz.

Ne yazık ki ülke fakirleşti, insanlar işsiz kaldı ve üretim gözardı edildi. Toplumsal krizin kapıya dayandığı resmi ağızlarca ifade edilir hale geldi…

Ne yapılmalı? Bu soruyu gelecek yazımda işleyeceğim!

İstanbul