DR. ÜZEYİR GARİH’İN ARKASINDAN

Üzeyir Garih’in Türkiye’yi sarsan menfur bir cinayete kurban gitmesi ve zamansız kaybı bu ülkeyi seven birçok kimse gibi beni de çok üzdü.

Kendisi ile ilk defa Ankara’da Bakanlık yaptığım günlerde karşılaşmıştım. 1986 yılında İstanbul’a taşındıktan sonra onu daha yakinen tanıma ve izleme imkan ıbuldum.

1951 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Makina Fakültesi’ni bitiren Garih, kısa bir müddet sonra İshak Alaton’la birlikte “Isı Teknolojisi” konusunda faaliyet göstermek üzere Alarko’yu kurdu. Bugün 20 şirkete ulaşan ve bünyesinde 6000’e yakın istihdam sağlayan Alarko Şirketler Grubu, yurt içinde ve yurt dışında sayısız mühendislik projelerine imza attı. Mezun olduğu üniversiteye devamlı yakınlık hisseden Üzeyir Garih, “İTO Vakfı” kurucuları arasında yer aldı ve İTÜ’yü her bakımdan destekledi. İstanbul Teknik Üniversitesi Senatosu bu değerli mezuna 1984 yılında fahri doktora ünvanını gururla verdi. Ben de kendisinin İTÜ ile yakınlığını İTÜ’ye geldiğim 1986 yılından beri izleme imkanını buldum. İTÜ’lü olmak eminimki onun en onur duyduğu mensubiyetlerden birisi idi. Cenazesi bugün İTÜ’den uğurlandı.

Eğitime büyük önem veren Garih, Alarko bünyesinde çalışan gençlerin gelişmesi, geleceğe hazırlanması için “Alarko İstikbal Kulübü”nü kurmuştu. Bu gençlere “Türkiye ve Çevre” konulu bir konferans vermem benden istendiğinde memnuniyetle kabul ettim. Böylece bu kulübü ve eğitim felsefesini öğrenmiş oldum. Alarko Grubu’nun herşeyden önce eğitime büyük önem verdiğini ve ileride şirkette sorumluluk alacak gençlerin hizmet içi eğitimle geliştirilmesinin en büyük hedefleri olduğunu bana açıkladılar.

Yılların birikimini gelecek kuşaklara aktarmak isteyen Garih, Yeditepe Üniversitesinde ders verdiği gibi, 1991 yılında yayınladığı “Deneyimlerim” adlı iki cilt kitapda toplamış ve “bilgi dağarcığımı Alarko İstikbal Kulübü mensubu arkadaşlarıma ve yararlanmak isteyebilecek tüm gençlere ve siz dostlarıma aktarmayı düşündüm…” önsüzü ile yayınlamıştı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazan Dr. Garih çeşitli panel, seminer ve konferanslara konuşmacı olarak katılıyordu. Ayrıc abir çok vakıf, dernekde üye olup yöneticilik ve danışma kurulu üyeliği görevlerini yürütüyordu.

Çok yönlü kişiliği ile herkese kendini sevdiren Garih ile İstanbul’da sosyal boyutlu faaliyetlerde sık sık karşılaşırdım. Kendisi ile hiçbir iş ilişkim olmamasına rağmen her zaman beni gördüğünde yanıma gelir ve beni candan kucaklar, saygı gösterir ve öperdi. Kendisi işi olduğunda insanlara yanaşan, işi olmadığında onları tanımazcalıktan gelen bir yapıda değildi. Bu ve buna benzer birçok niteliği nedeniyle tüm Türkiye kendisinin bir suikaste kurban gitmesine acıdı ve üzüldü.

Bugünkü Milliyet Gazetesinde Taha Akyol’un “Garih ve kültürler” başlıklı yazısından bazı önemli alıntılar yaparak ve kendisini zamansız kaybetmenin acısını paylaşarak yazıma son vermek istiyorum:

“Üzeyir Garih’in hepimize bıraktığı miraslardan biri, hoşgörüdür; sadece hoşgörü değil, aynı zamanda anlayışlı olma duygusu…

Garih hiçbir fikre, kültüre ve inanca düşman değildi; aksine hepsinin insani bir olgu, hatta bir ihtiyaç olduğunu bilirdi.

Garih birçok kaynaktan kültür gıdası almıştı; hem Doğu’dan hem Batı’dan… Onu ‘Türk vatanseveri bir dünyalı’ olarak nitelemek mümkün.

500 yıllık tarihin bir çocuğu olarak Türkiye’ye yürekten bağlı bir “İyi vatandaş”tı…

Bodrum-Dörttepe