ÇANAKKALE SAVAŞI VE TARİHİ MİLLİ PARK (4)

Bu başlık altında anlatılacak o kadar çok menkıbe, anı ve eser var ki, haftalarca yazsam bitiremem. En iyisi yazımın başında da belirttiğim bir fırsat yaratın ve bu bölgeyi geziniz. İşte o zaman ulusal bağımsızlığımızın, egemenliğimizin nasıl sağlandığını benim gibi hissedecek ve eminim ki şehitler önünde saygı ile eğileceksiniz.

Çanakkale’de kahramanlık örneği veren ve bu zaferin iki unutulmaz kahramanını (Mehmetçiğini) sizlere anlatarak bu yazımı son vermeyi istiyorum;

EZİNELİ YAHYA ÇAVUŞ

19. Tümen Komutanı Albay Mustafa Kemal 24 Nisan 1915 günü bütün birliklere karaya basacak her işgalci düşman askerlerinin yok edilmesi emrini verdi. 25 Nisan sabahı düşman savaş gemileri Ertuğrul koyuna tonlarca bomba yağdırdı. 26. Alayın 3. Taburu bu bölgeyi koruyordu. Tabur Komutanı Mahmut Bey ile Asteğmen Hüseyin Bey’in şehadeti üzerine komuta Ezine’li Yahya Çavuş’un eline geçti. Yahya Çavuş Galiçya ve Balkan Savaşı’na katılmış 28 yaşında cesur bir asker, sağ kalan 67 arkadaşı ile siperlerde mevzilenmişti. Albien ve River gemilerinden şafakla beraber karaya çıkmaya başlayan 3000 düşman askerini Ertuğrul koyunun sularına gömmüş, deniz kızıla boyanmıştır. 48 saat binlerce top mermisi ve askerine karşı kıyı ve siperleri korumuştur. Düşman bir tümen bildiği Türk birliğini Yahya Çavuşu siperlerinde 62 kahraman ve şehidin cesedi ile karşılaşınca hayretler içinde kalmıştır.

Yahya Çavuş kopan diğer bacağını, tüfeğinin kayışı ile bağlamış olarak diğer beş arkadaşı ile birlikte Alçı Tepesi eteklerinde 27 Nisan günü şehadet mertebesine ermiştir. Yüce kahramanları minnetle anıyoruz.

(Ziyaret ettiğim Yahya Çavuş Şehitliği Anıt Yazısı)

SEYİT ONBAŞI

18 Mart 1915 gününün kahramanlarından Edremit’in Çamlık Köyü’nden Mehmet oğlu Seyit Onbaşı ve arkadaşlarının Occan isimli düşman gemisinin dümen tertibatını bozan merminin hikayesi oldukça dikkat çekicidir.

Saat 5.30 sularında müttefik filosundan bazı gemiler, kendilerini ziyadesiyle taciz etmiş bulunan bu yaman bataryayı susturabilmek için, Rumeli Mecidiyesini yeniden ve çok şiddetli bir ateş altına aldılar.

Takım Subayı Fehmi Bey’in emriyle askerler sığınağa koştular. Ancak geride kalanların birkaçı cephaneliğin uçurulması ile hasıl olan sadmeyle yerlere yuvarlandılar. Bir kısmı şehit olan bu erler arasında Seyit Onbaşı da bulunuyordu. Ancak Seyit ölmemiş, hatta yaralanmamış, sadece kendinden geçmişti. Aklı başına geldiği sırada karşısında takım arkadaşı Ali’yi gördü. Başka kimse yoktu etrafta. “Nerede arkadaşlar?” diye sordu. “Arkadaşlar mertebelerini buldular. 14 şehit, 24 yaralımız var. Ayakta bir senle ben kaldık.”

Seyit kalkıp denize doğru baktı; düşman gemileri karaya iyice sokulmuş, taretlerinden alev duman püskürtüyorlardı. Tabyanın içinde üçüncü toptan gayrisi yine toprağa gömülmüştü. Seyit, önce gemilere, sonra topa ve nihayet yerde duran 215 okkalık (276 kg) mermiye baktı. Kendi deyimiyle mermi ona “beni namluya sür” diyordu. Arkadaşına “Gel Ali” dedi. “Yardım et de şu gülleyi sırtıma alayım.”

Ali önce topun, eğilip yan yatmış metoforasına (top vinci) sonra şaşkın arkadaşının yüzüne baktı.

“Kaldıramazsın Seyit.”

“Bir deneyelim hele.”

Gres yağına bulanmış mermi önce ellerinden, parmaklarını toprağa bulayıp bir daha tarttılar. Koca Seyit mermiyi sırtına vurdu ve sendeleyerek topa yürüdü, merdiven basamaklarına ayağını attı. Güç halle mermiyi namluya sürüp kamasını kapadılar. Seyit bir besmele çektikten sonra topu ateşledi. İlk mermi uzun düştü. Bir tane daha getirip namluya sürdü. Bu defaki de kısaydı…

Fakat üçüncü mermi en öndeki geminin kıç tarafında ve su kesiminde patladı. Ocean’dı bu gemi ve dümen tertibatı harmanlamağa başlamıştı. Etrafındaki gemiler kaçıştılar.

Seyit dördüncü mermiyi almaya giderken etraf sakinleştiği için sığınaktan çıkan Batarya Kumandanı Hilmi Bey, yanındaki iki Alman subayla gelmişti.

“Sen miydin Seyit” dedi.

“Vurdun gemiyi.”

Dördüncü mermi boşa gitti. Aşağıda bir tek mermi daha kalmıştı. Seyit onu da getirdi. Almanlar onun, koskoca mermiyi sırtında taşıyışını ve topa sürüşünü hayretle seyrediyordu.

Cevat Paşa tabyanın feci durumunu haber aldığı vakit motora atlayıp karşı sahile yollandı. Cephaneliği berhava olan tabyanın durumu hazindi. İstihkam yıkıntıları arasında dolaşmakta olduğu sırada, bir ağacın altına uzanmış yatmakta olan erin hali dikkatini çekti ve yanına gidip:

“Nen var evlat?” diye sordu.

Nefer hemen yerinden fırlayıp esas vaziyetini aldı. Ama gözleri başka tarafa bakıyordu.

“Gözlerine bir şey mi oldu oğlum?”

O zaman nefer tok sesiyle “Üzülmeyin efendim” diye cevap verdi.

“Benim gözlerim göreceğini gördü!”

Cevat Paşa sessiz sessiz ağlıyordu.

(Ziyaret ettiğim Seyit Onbaşı Anıtı ile ilgili broşürden)

Ziyaret ettiim bu toprakları vatan yapan atalarımız özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi için şehit ve gazi oldular. Türk milleti tüm olarak onları saygı ile anlamakta olup onların yüce anılarını sonsuza kadar yaşatmak azmindedir.

İstanbul