AFGANLI KIZ ÇOCUKLAR

Uzun bir süreden beri katıldığım çevre toplantıları nedeniyle güncel konularda yazı yazmak imkanı bulamadım.

Dünyanın ve hepimizin gündemini Afganistan oluşturuyor. Afgan halkının son 25 yılda yaşadıklarını kimse yaşamadı. Rusya işgali, iç harp ve Taliban rejimi ülkeyi dünyanın en fakir ülkesi (kişi başına yıllık milli gelir 180 dolar, Amarika 3000 dolar) ve en huzursuz ülkesi konumuna getirdi.

Bugünkü yazımda bu konuları tartışmayacağım. Üzerinde duracağım konu “Afganlı kız çocuklar”. Gazetelerde yer alan şu başlıklar “Kaçan Afganlılar erkek çocuklarını yanlarına alırken kızlarını açlığın, sefaletin, Taliban’ın kucağına atıyor.” ve “Kız çocukları ölüme terk ediliyor.” beni çok etkiledi ve düşündürdü…

Düşünebiliyor musunuz? Savaşın eşiğindeki bir ülkede kız çocukları tek başına bırakılıyor…

Afganlı mültecilerin bayanlarından, Taliban yönetiminin çocuk da olsa erkekleri asker olarak ailelerinden zorla aldığı belirtiliyor ve ailelerin bu nedenle erkek çocuklarını yanlarına almayı tercih ettikleri vurgulanıyor.

Ayrıca kız çocukların uzun ve zahmetli yolculuklara dayanamamasının da böyle bir tercih yapılmasında önemli rol oynadığı ve Afgan toplumunda “gurur kaynağı” olarak görülen erkek çocukların olası bir savaşta kaybedilmek istenmediği ifade ediliyor.

Şimdi ben orada kalan kız çocuklarını düşünüyorum;  bombalar patlarken onlar kimin kollarının arasına sığınacaklar? Onların şefkate, ilgiye ihtiyacı yok mu? Onlar kendilerini hastalıklardan, olabilecek bir tecavüzden kendilerini nasıl koruyacaklar?

Erkek çocuğunu daha değerli sayarak yanına al, kız çocuğunu geride terk et! Bu hangi anlayışa, hangi inanca sığar?

Ne yazık ki bir çok islam ülkesinde 21. yüzyılda bile insan yerine konmuyorlar. Toplumsal hayatın içine girmeleri kısıtlanıyor veya engelleniyor.

Arap yarımadasında kadınlar yanında bir erkek olmadan otomobile binemiyorlar.

Pakistan’da iki erkeğin şahitliği, tecavüze uğrayan bir kadının “fuhuş yapmaktan” cezalandırılmasına yetiyor.

Hindistan’da Bengalli bir müslüman yedi çocuğu olmasına rağmen üç çocuğu olduğunu söylüyor. Kız çocuklarının “çocuk sayısına” dahil edilmediği görülüyor.

Ülkemizde Cumhuriyeti kuran Atatürk kadına ve diğer bir ifade ile toplumda gereken değerin verilmesini sağladı ve miras bakımından da onları eşit duruma getirdi. Ayrıca onların okumalarını ve günlük yaşamda yer almalarını sağladı. Örneğin Avrupa ülkeleri arasında üniversitelerde en çok kadın öğretim üyesi Türkiye’de istihdam edilmektedir.

Bu yazdığım yazı az sayıda da olsa ülkemizde varlığını sürdüren, kız evlatlarını çocuk sayısına dahil etmeyen, onları oldukça miras haklarından yoksun kılan ailelerce dikkatle okunmalıdır. Evlatları arasında ayrım yapanlar ve kız evlatlarına haksızlık edenler onların mutsuz olmalarına neden olacaklarını unutmamalıdırlar.

İstanbul

6.10.2001 tarihli Milliyet gazetesinden faydalanılmıştır.