İZMİR ÇEVRE TOPLANTISI

Sizlere duyurmak istediğim bu Türk-Alman Çevre Sempozyumu 10-12 Ekim tarihleri arasında İzmir’de daha çok bilim adamlarının katılımı ile araştırma sonuçlarının sunulduğu ve tartışıldığı bir şekilde yürütüldü.

Kentlerin ve endüstrinin kullanılmış sularının mekanik, biyolojik ve kimyasal yöntemlerle arıtılması yüzeysel sularımızın (nehir, göl, baraj, deniz vb.) kirlenmesini engellemekte olup bu sularımızın içme suyu ve sulama suyu olarak kullanılmasına imkan sağladığı gibi yüzme dahil diğer birçok konuda bizlere hizmet sunmasını mümkün kılmaktadır.

Mekanik yöntemlerle kullanılmış suyun içerisindeki kaba malzemeyi (tahta, meyve kabuğu, kum ve çökebilenler) ayırırken, biyolojik yöntemlerle suyun içerisinde bulunan organik maddelerin (süt, meyve suyu ve diğer çözünmüş maddeler) bakteriler yardımı ile temizlenmesi sağlanır. Kimyasal metodlarla suyun içerisinde bulunan özellikle ağır metallerin (krom, civa vb.) uzaklaştırılmasına ve dezenfeksiyone katkıda bulunur.

Bu metodların her geçen gün daha geliştirilmesi yönünde önemli adımlar atılmaktadır. Araştırma konularında ülkelerin AR-GE faaliyetlerine (araştırma-geliştirme) ayırdıkları paralar o ülkelerin önde koşmasını sağlamaktadır. Örneğin Amerika, Almanya, Japonya ve Güney Kore AR-GE faaliyetlerine milli gelirlerinin yüzde 3’e yaklaşan bir kısmını ayırırken bu oran ülkemizde yüzde 0,5 diğer bir ifade ile binde 5’dir. Bu durum kalkınmış ülkelerin çevre konusunda da teknoloji ve “know-how” üretmelerinde öncelik kazanmalarına neden olmaktadır. Teknoloji transferi ve çeşitli uygulama projeleri ile kalkınmış ülkeler kendilerine yeni iş imkanları yaratmakta ve ihracat imkanlarına kavuşmaktadırlar.

Bu toplantıya arkadaşlarımla birlikte hazırladığım “Türkiye’de İleri Arıtma Uygulamaları” başlıklı bir tebliğ sundum. Türkiye’de İller Bankası’nca kurulan 41 arıtma tesisinde (Çorum Arıtma Tesisi de dahil) bulunmayan İleri Arıtma kademesi, mekanik ve biyolojik kademede giderilemeyen Azot (N) ve Fosfor (P) gibi maddelerin arıtılmasını sağlamaktadır. İstanbul Paşaköy ve Terkos ile İzmir arıtma tesisleri N ve P’yi arıtacak şekilde projelendirilmiştir. Bu kademe kurulmadığında kullanılmış suyun verildiği yüzeysel suda aşırı yosun (Alg, fitoplankton) büyümekte ve bu su arıtma tesislerinin 2005 yılına kadar mevcut tesislerine “İleri Arıtma” kademesini eklemeleri istenmektedir.

İzmir’de bulunduğum günlerde “İzmir Büyük Kanal Projesi” hakkında da bilgi aldım. 1960’lı yıllardan itibaren İzmir Körfezi hızla kirlenmeye başlamış, bir zamanlar içine hasır sepet atılıp çipura balıkları yakalanan Alsancak semtinin kıyılarına kokudan  ve metan gazı etkisinden dolayı yaklaşılamaz bir hale dönüşmüştür.

Sorunun çözümü için önemli bir gayret gösterilmesine rağmen bir neticeye gidilememişti. Araştırmacı olarak katkıda bulunduğum İzmir Körfezi’ni kirlilikten kurtaracak bu projeyi İmar ve İskan Bakanlığım sırasında bu kuruluşa bağlı İller Bankası kanalıyla 1983 yılında uygulamaya koydurtmuştum. Arıtma tesisinin de 2000 yılında işletmeye alınması ile kanalizasyon sistemi halen tamamlanmamış olmasına rağmen İzmir Körfezi’nde dikkati çeken kısmi bir düzelme ve iyişleşme sağlanmıştır.

Zamanında bu çalışmaları başlattığım için, sempozyumda Prof. Dr. Orhan Uslu tarafından sunulan “İzmir Körfezi’nde Kirlilik Azalması” başlıklı tebliği dinlerken sevindim ve gurur duydum. Prof. Uslu, eksik olan kanalizasyon sistemi tamamlandığı ve arıtma tesisine bağlandığında Körfezin sağlığına kavuşacağı tebliğinin sonunda ortaya koyuyordu.

İstanbul