HOŞGÖRÜ İFTARI

Marmara Grubu Vakfı’nın dört yıldan beri düzenlemekte olduğu GELENEKSEL HOŞGÖRÜ İFTARI üç büyük dinin temsilcilerinin katılımı ile Pazartesi günü İstanbul’da yapıldı.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ın başkanlığında gerçekleşen İftar Yemeği’ne İstanbul Valisi Erol Çakır, Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos, Türkiye Ermenileri Patriği Mesrop II, Türkiye Hahambaşı Vekili Leon Adoni, Vatikan Temsilcisi Monsenyör George Marovitch, Süryani Metvopoliti Yusuf Çetin’le birlikte İstanbul’da bulunan diğer din adamları katıldılar ve konuşma yaptılar.

Vakıf Başkanı Akkan Suver yaptığı açılış konuşmasında;

“İstanbul’da beşyüz yıldan fazla bir çağlar periyodu içinde papasın duası imamın hutbesine, hahamın ilahisi çan ve ezan sesine karışmıştır. Bu karışma yüzyıllardır beyinlere, beyinlerden gönüllere huzur, barış ve insanlığın büyük emellerine hizmet yolunda intikaline vesile teşkil etmiş ve sinegog, cami, kilise yanyana yaşayabilmiştir. Ve bugün olduğu gibi yarın da yaşayacaktır.

Hemen eklemek isterim ki; bu iftarımızda oluşan hoşgörü tablosu, ilhamını o mantıktan ve o inançtan almaktadır” dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz yaptığı konuşmada; 11 Eylül’de ABD’de meydana gelen saldırılardan sonra islam ve terör ilişkisinin gündeme taşındığına işaret etti.

İslam ve terörün bir arada anılmasının kendisini çok rahatsız ettiğini anlatan Yılmaz, “Terör, yıldırmak, dehşet saçmak, öldürmek, İslam ise; barış anlamına gelir” dedi. Yılmaz şunlar ıkaydetti:

“Terrö, masum insanları öldürmekten çekinmez, hatta kendi dindaşlarını da öldürür. Çünkü onun amacı reklamdır, propagandadır. Hangi dinden, ırktan olduğu onu ilgilendirmez. Terör hadiselerine adı karışanların Müslüman kimliği taşımış olmaları İslamiyeti terörle itham etmeyi gerektirmez. Dinimizin kitabı peygamberimizin sözleri, uygulaması ortadadır. Dinimiz asla ve asla terör olaylarını tasvip etmez.”

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, dünyanın tüm ülkelerini terörle mücadeleye çağırarak, “Öncelikle kavramlar üzerinde söz birliği etme mecburiyeti vardır. Cihan nedir, terör nedir, belirlememiz lazım. Terörün uluslararası bir tanımının yapılması gerekir. Ben yaparsam ‘terör’, bir başkas ıyaparsa ‘kurtuluş’ hareketi! Oy zaman nasıl mücadele edeceksiniz?” diye sordu.

Dinler arası diyaloğun terörle mücadelede çok önemli bir faktörü olduğunu belirten Yılmaz, “Hiçbir zaman terör mazur gösterilemez. Afganistan’daki veya dünyanın başka yerindeki terör olayları veya yönetim tarzı, İslamiyet için bir referans ve model olamaz” dedi.

Dinlerin özünde, ruhunda sevgi, muhabbet, kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışmanın bulunduğunu ve iftar yemeğinde de bunu gördüklerini belirten Yılmaz, “Semavi din mensuplarının bu ifatr sofrasında bizimle beraber bulunmaları, dualarımıza amin demeleri, büyük bir gelişmedir. Toleransın, hoşgörünün en büyük örneğidir” dedi.

Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos ise, “11 Eylül’de yaşanan terör saldırıları sonrasında gelişmeye başlayan fikirler arası çatışma senaryolarını yalanlayan bir tablonun içinde bulunmaktan gurur duymalıyız” dedi.

Diyalog çalışmalarında Türkiye’nin son yıllarda katettiği mesafeyle örnek konumda olduğunu kaydeden Bartholomeos, bu gelişmelerin devamı için ellerinden gelen iyaptıklarını söyledi.

Ermeni Patriği Mesrob II de, bütün farklı din mensuplarının her şeyden önce insan olduklarına işaret ederek ne kadar güzel bir ülkede yaşadığımızın bilincinde olunmasını istedi.

Süryani Metropoliti Yusuf Çetin, “Güven unsurunun kalmadığ ıbir savaş ortamında bu tür birlikteliğin önemine” değinirken, Hahambaşı Vekili Adoni, dinlerin bütün sosyal kurumlarında kaynağı olduğunu kaydetti. Vatikan İstanbul Temsilcisi Monsenyör Marovitch ise Türkiye’de bir sevgi ve hoşgörü cihadı verildiğini söyledi. Ayrıca Papa 2 Jean Paul’ün tüm hıristiyan alemine “Ramazan’ın son günlerinde Müslümanlarla birlikte oruç tutma” çağrısında bulunduğunu duyurdu.

Osmanlı’dan bugüne kadar çeşitli semavi dinlere mensup insanların huzur içind eyaşadıkları İstanbul’da böyle güzel bir “HOŞGÖRÜ İFTARI” yaşadık.

İstanbul