AB İLERLEME RAPORU (2)

Önceki yazımda, Avrupa Birliği’nin “Kasım 2001 İlerleme Raporu” ile ilgili olarak yapılan panelin açılış bölümü hakkında bilgi aktarmıştım. Bugün de panelistlerin konuşmalarından önemli kısımları sizlere özetleyeceğim;

Başbakanlığımız bünyesinde kurulmuş bulunan ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın sorumluluk alanında bulunan Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Genel Sekreteri Büyükelçi Volkan Vural yaptığı konuşmada Türkiye’nin uyum için herşeyi yapmasına rağmen raporun bunu dikkate almadığını belirterek Türkiye’nin önemli atılımlar içinde olduğunu vurguladı.

Koskoca Medeni Kanunun ve Anayasa’nın 35 maddesinin değişmesi kolay mıdır diye sordu. Ayrıca hapishanelerle ilgili olarak sivil toplum kuruluşlarının kontrolünün getirildiğini, ekonomi ile ilgili 13 yasanın çıkarıldığını, ekonomi alanında siyasetten bağımsız kurumlar kurulduğunu ve yeni ihale kanununun çıkarılmak üzere olduğunu belirtti.

Avrupa Birliği Türkiye ile müzakere başlamak için bir tarih belirlemelidir diye sayın Vural “orta vadede yapılması gerekenleri kısa vadeye almalıyız” cümlesi ile hızlı hareket edilmesinin önemini vurguladı ve “önümüzdeki dönemde daha yapılacak çok şey var ama ben iyimserim” cümlesi ile konuşmasını tamamladı.

Avrupa Birliği Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Karen Fogg ise yaptığı konuşmada izleme sürecinde ülkelerin hangi aşamada olduğunu AB komisyonu izleyerek değerlendirme yaptığını ve ilerleme raporlarını hazırladığını ortaya koyduktan sonra şu anda yürütülen genişlemenin AB’de bugüne kadar gerçekleşen en büyük genişleme süreci olduğunu vurguladı.

Belirlenen 30 konuda adaylar kendilerini hazır hissedince görüşmelerin başladığını ve siyasi kriterlerin sağlamalarının şart olduğunu vurguladı.

Şu anda 10 aday ülke ile görüşmelerin devam ettiğini ve bu görüşmelerin gelecek sene biteceğini belirterek 2003 yılında onaylama işleminin üye ülkelerinin parlamentolarında tamamlanacağını ve 2004 yılında ise üyeliklerinin gerçekleşeceğini açık bir şekilde ortaya koydu.

Diğer iki ülke (Romanya ve Bulgaristan) ile de görüşmelerin başladığını, bazı maddelerin görüşüldüğünü ve bu ülkelerin üyelik tarihi olarak 2008 yılının hedeflendiğini ortaya koydu.

Türkiye’nin üyeliği hakkında hiçbir kesin ifade kullanmayan ve tarih vermeyen Büyükelçi Frogg, sadece yasa değişikliklerinin yetmeyeceğini önemli olan uygulanması olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin AB’ye uymayan konularında bilinen hususları bir defa daha tekrarladı ve benim ilk defa duyduğum “Hapishanelere sivil toplum kuruluşlarının girememesi” ve “Uluslararası Af Örgütü’ne Türkiye’de şube açması hakkının verilmediği” konularını ekledi.

Konuşmasının son kısmında Avrupa Birliği’nce Kıbrıs’ın üye olmasının istendiğini ortaya koydu ve müzakerelerin başarılı olmasını temenni ettiğini açıkladı.

Tofaş Fiat Şirketi’nin Murahhas Azası Jon Nahum, 2001 yılında otomobil sektörünün 7 misli küçüldüğünü, AB Gümrük Birliği sayesinde serbest hareket etme imkanının doğduğunu ve böylece yaşamlarını sürdürdüklerini vurguladı. Daralmış iç pazara rağmen 100 000 aracın ihracatını gerçekleştirdiklerini ve böylece bir ülkeye bağlı olma riskini dağıtmak imkanını bulduklarını açıkladı.

10 yıllık stratejik planları olduğunu, AB ortamında 10 değil 20-30 yıl ilerisi için çalışmalar yapılmasının gerekliliğini ortaya koyan sayın Nahum AR-GE (Araştırma-Geliştirme) konusunda hassas olduklarını ve teknoloji üretir hale geldiklerini gururla belirtti.

Gümrük Birliği’nin tehditler ortamı ama aynı zamanda fırsatlar ortamıdır diyerek konuşmasını bitirdi.

Gazeteci Hasan Cemal ise, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği konusunda Türkiye’de ve AB’de red cepheleri vardır. Bunlar Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştırmak ve Ortadoğu’ya, Asya’ya itmek istemektedirler diyen sayın Cemal AB’nin Kıbrıs’ı üyeliğine alacağını belirtmesi Atina ve Lefkoşe’yi katılaştırmakta olduğunu ve bunun red cephelerinin oyununa gelmek olduğunu vurguladı. Türkiye’de “Kıbrıs canımız” diyenlerin de red cephesinin oyununa gelmekte olduğunu söyledi.

Gümrük Birliği’ne girmenin iyi bir tercih ve Türkiye’nin yerinin AB olduğunu, hükümetin bu süreçte kararlı olmasının gerektiğini ortaya koyan konuşmacı Yunanistan’ında esnek davranmasını isteyerek Türkiye’nin üyeliğinin bütün tarafların lehine, olmaması ise aleyhinedir ve daha yapacağımız çok şey var diyerek görüşlerini açıkladı.

Bu panelde edindiğim izlenim aday 13 ülkeden 12’si ile görüşmelere başlamış olan Avrupa Birliği’nin hükümetimizin istediği gibi 2002’de ve hatta yakın bir gelecekte Türkiye ile görüşmelere başlamayacağı yönünde oldu. 2004 yılında aday olan 10 ülkenin de üye olması ile bizim AB üyeliğimizin daha da zorlanacağını düşünüyorum. Herşeye rağmen bu uzun yolda yürümekte kararlı olmamız gerektiğini ben de tekrarlamayı istiyorum.

İstanbul