BAYRAM VE KAR

Bugün Ramazan Bayramı’nın üçüncü günü, İstanbul kar altında, yeni taşınmış olduğumuz Maslak bölgesi Karadenizden esen rüzgarların tesirinde ve oldukça yüksek rakımlı oluşu nedeniyle her taraf karla kaplı ve yollarda don yapmış durumda olduğundan evden dışarı çıkamadık. Allah’tan ilk iki günde ziyaretlerimizi bitirmiştik. Dün de İstanbul’da bulunan aile fertleri ile bizde biraraya geldik, güzel bir bayram akşamı geçirdik.

Sizlerin de Bayramınızı huzur içinde istediğiniz gibi geçirdiğinizi ümit ediyor ve bir defa daha Bayramınızı kutluyorum. Bu arada büyük şehirlerden ziyade küçük şehirlerde diğer bir ifade ile Anadoluda bayramların daha yoğun ve eski adetlerimize göre yaşandığını özlem içinde belirtmeyi isterim.

Bu konu bir bayram tebrikinde “Hatırlayın” başlıklı şiirde çok güzel ifade ediliyor.

Bayramları

Kestaneyi… el öpmeyi…

Mendili içindekini…

Elimizle yaptığımız uçurtmaları…

Hatırlayın

Yılbaşını

Birinci çinkoyu, ikinci çinkoyu…

Evdekilerle beraber olmayı…

Hatırlamak yetmez…

Bunları hala yaşamak önemli.

Yazıma biraz da sizin hoşunuza gidecek Ramazanla ilgili Bektaşi fıkralarını aktararak son vermeyi istiyorum.

*   *   *

Ramazan’da Bektaşiye sormuşlar:

“İşte Ramazan geldi gitti, acaba memnun edebildin mi??”

Bektaşi duraksamadan cevap vermiş:

“Mübarek, memnun olmasa her yıl on gün önce gelir mi?”

*   *   *

Oruç tutmayan Bektaşi kendisini savunmuş:

“Seferiyim!”

Biri itiraz etmiş:

“Kırk senedir bu mahallede oturuyor!”

Bektaşi adama fena bakmış:

“Dünyada kaç yıl, kaç gün oturacağıma dair elinde senet mi var? Ahret yolcusuyum, ahret!”

*   *   *

Bektaşiyi oruç yerken yakalamışlar, kendisini savunmuş:

“On bir ay aç gezdim, hiç halimi soran olmadı, şimdi karnımı doyurdum, yedim diye hesap soruyorsunuz!”

İstanbul

Hasan Pulur, “Bayram ve Bektaşi…” Milliyet, 27.12.2000