KIBRIS’DA KADER TOPLANTISI

Bu gün Kıbrıs’da (Lefkoşa’da) iki toplumun liderleri Denktaş ve Klerides dört yıl aradan sonra yüzyüze görüşmek ve Kıbrıs’a ilişkin bir çözüm bulmak üzere biraraya geliyorlar.

Avrupa Birliği’nin Kasım ayında Türkiye ile ilgili olarak yayınladığı “İlerleme Raporu” konusundaki yazımda da belirttiğim gibi Avrupa Kıbrıs olarak tanıdığı Güney Kıbrıs’la görüşmelere başlamıştır. 2004 yılında üyeliğe kabul edeceği 10 ülke arasında yer alacağı kesinleşen Kıbrıs’ın içinde bulunduğu durumun üyelik tarihinden önce çözümlenmesi AB tarafından istenmektedir. Avrupanın desteğini arkasına alan Klerides’in çözüm konusunda kendi isteğini dayatacağı da göz ardı edilmemelidir. Avrupa’nın açıklamaları talihsiz açıklamalardır.

1960’da Londra Antlaşması ile kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, Rumların Türklere Anayasalarında öngörülen hakları vermemeleri, silah gücü ile Adaya hakim olma girişimleri, 1963 Noel’indeki katliamları iki halkı birbirine düşman kılmış ve 1974 yılında Atina’da iktidarda bulunan askeri hükümetin Samson’u kullanarak Makarios’u düşürerek Adayı Yunanistan’a ilhak (bağlamak) etme hareketi, sorunun barışcıl yollarla çözülemeyeceğini ortaya çıkarmıştır.

Londra Antlaşmasında böyle durumlarda üç garantör ülkenin birlikte müdahelesini öngörmesine rağmen o zamanki Ecevit hükümetinin bu yoldaki girişmlerini Yunanistan’ın red etmesi, İngiltere’nin ise kararsız kalması ile işletilememiş ve aynı Antlaşmada birlikte hareket mümkün olmadığında tarafların tek başına hareket edebileceği maddesine dayanarak Türk Ordusu, 1974 yılında Adaya çıkmıştır.

1974 yılında başlayan bu harekat sonunda Kuzey Kıbrıs’da bir Türk Bölgesi oluşturulmuş ve Adada yaşayan Türkler bu bölgeye göç ederek toplanmışlardır. Kuzeydeki Türkler her geçen gün teşkilatlanmışlar ve kendilerini idare eder konuma gelmişlerdir. 1983 yılında Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini (KKTC) resmen hükümet olarak tanımıştır. Yunanistan’ın ve Batı ülkelerinin karşı koyması nedeniyle Pakistan gibi dost bildiğimiz ülkeler bile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanıma cesaretini gösterememiştir.

Güney Kıbrıs, Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan’ın desteği ile kendisini Adanın tek temsilcisi olarak kabul ettirmiş, aldığı desteklerle kalkınmasını hızlandırmıştır. Bugün Güney Kıbrıs’da kişi başına mille gelir 15000 dolar civarındadır.

Koydurduğu ambargo nedeniyle Kuzey Kıbrıs’ın kalkınması engellenmiş ve dış dünyadan bağıntısı kesilmiştir. Bugün Kuzey Kıbrıs’ta kişi başına milli gelir 4000 dolar civarında bulunmaktadır. Bu gerilemede Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunların etkisi olduğu kadar Kıbrıs halkının kalkınma yolundaki adımlarının ve isteğinin yetersizliği de önemli rol oynamıştır.

Şu anda Kıbrıs’la ilgili görüşler aşağıdaki şekilde özetlenebilir;

Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın görüşü: Adada iki bölgeli bir statüde bir Cumhuriyet kurulsun. Bu Cumhuriyet Hükümetinde temsil nüfus nisbetinde olsun. Adada isteyen istediği bölgeye yerleşebilsin. Türkiye’nin garantörlüğü son bulsun. Birleşmiş Milletler kontrol etsin. Federasyon şeklinde bir çözümü istemektedirler.

Kuzey Kıbrıs ve Türkiye’nin görüşü: Adada iki ayrı devlet kurulsun. Bu devletlere ana kararları veto etme hakkı verilsin. Ada içinde halklar kendi bölgelerinde yaşasın yeniden nüfus karmaşası yaratılmasın. Türkiye’nin garantörlüğü devam etsin. Konfederasyon şeklinde bir çözüm istenmektedir.

Avrupa Birliği’nin görüşü: Kıbrıslı Türklerin de Rum tarafıyla birlikte üye olmasını istediklerini devamlı olarak vurgulamalarına rağmen bu sağlanamadığı takdirde Güney Kıbrıs’ı Kıbrıs olarak AB’ye alacaklarını beyan etmektedirler. Yunanistan’ın diğer aday ülkelerin alınmasını veto etmesinden çekinmektedirler.

Birleşmiş Milletlerin görüşü: Çıkan kararlar birbirinden farklı olmasına rağmen iki toplumlu bir Cumhuriyeti esas almakta ve esaslarının kendilerinin gözetiminde yapılacak müzakerelerle şekillenmesini istemektedirler.

Bugün başlayan görüşmelerin devamını ve olumlu bir çözüme ulaşmasını istiyorum. Bu çözüm “Ver Kurtul” şeklinde olamaz. Çözüm Kıbrıs Türk Halkının 50 yıldan beri içinde bulunduğu sorunlarını çözecek ve bağımsızlığını koruyacak şartları sağlamalıdır. Çözümsüzlüğün yarattığı sorunlar da göz ardı edilemez ama.

KIBRIS, İKİNCİ BİR GİRİT OLMALIDIR!

Yazıma son vermeden önce son Milli Güvenlik Kurulu’nun Türkiye’nin politikasını ortaya koyan kararlarını dikkatle okumak gerektiğini vurgulamak isterim. Özet olarak;

“AB için KKTC’den vazgeçilemez. Bu iki konu birbirinden ayrıdır. Kıbrıs konusunda en küçük bir ödün verilmesi söz konusu olamaz. Bu hem KKTC’nin, hem de Türkiye’nin güvenliğinden ödün verilmesi anlamına gelir. Türkiye, KKTC’nin güvenliği için ne denli stratejik önem taşıyorsa, KKTC da Türkiye’nin güvenliği için o denli önem taşıyor.

Türkiye uluslararası anlaşmaları ihlal eden, Türkiye’nin ve KKTC’nin güvenliğine tehdit oluşturan, Kıbrıs Türklerini Rum hakimiyeti altında bir azınlık konumuna düşüren bir oluşuma izin vermeyecektir.”

Bu tarihi zirvenin, toplantının başarılı olmasını tekrar temenni ediyorum.

İstanbul