ANA DİYARINDA, BABA DİYARINDA (2)

(Kızılırmak Deltası – Sulakalanlar)

Beni Samsun’da karşılayan ve “Çevre Kulübü” toplantısını tertipleyen Mehmet Deli, program hakkında bilgi verdikten sonra tüm katılımcıların Kızılırmak Deltasında inceleme yaptıklarını açıkladı.

Bu toplantının, ana gayelerinden birisinin de Kızılırmak Deltasının çevre eğitimi amaçlı kullanımını temin etmeyi hedeflediğinden öğrenciler pazar günlerini burayı tanımaya ayırmışlardı.

Oraya vardığımızda, On Dokuz Mayıs Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Arif Gönülol’un, Kızılırmak Deltasının limnolojik özelliklerini anlatmış olduğunu ve öğrencilere delta göllerini tanıttığını öğrendim. Aralarına katıldım.

Benim de bu yörede, “Su Kalite Yönetiminde Sulakalanların Önemi-Kızılırmak Deltasının Bugünkü ve Geçmişteki Durumu” konulu bir bilimsel çalışmam olduğu için, bu yayından faydalanarak Kızılırmak Deltasını ve sorunlarını sizlere tanıtmayı istiyorum;

* Doğal ve ekolojik dengenin korunması bakımından sulakalanların büyük önemi vardır. Nehir deltalarında, deniz veya göl kenarlarında bulunan doğal sulakalanın, kontrol altına alınıp düzenlenmesi yoluyla mevcut ekolojik dengeyi bozmadan, su kalitesinin iyileştirilmesi mümkündür. Ancak sulakalanların ekolojik öneminin yeterince anlaşılamaması sonucu yeryüzünde ve Türkiye’de birçok sulakalan kurutularak tarım alanı haline dönüştürülmüştür. Türkiye’nin en uzun nehri olan Kızılırmak’ın oluşturduğu Kızılırmak Deltası’nda benzer bir durum ortaya çıkmıştır.

* Kızılırmak Deltası 56000 hektar yüzey alanına sahip olup, sulakalanları, orman alanları ve çok çeşitli canlı türleri ile kendine özgü özel bir ekosistemi olan bir deltadır. Delta sınırları içinde çeşitli büyüklükte doğal önemi olan 25’ten fazla göl bulunmaktadır. Deltada belirlenmiş 316 adet kuş türü mevcuttur.

* Bölgede nüfusun düşük ve ekolojik sisteme müdahelenin az olduğu dönemlerde deltadaki su kalitesi korunmuş, ekolojik denge sürdürebilmiştir.

Ancak zamanla nüfusun ve ekonomik faaliyetlerin artması, tarım ilaçlarının kullanılması, sulama kanallarının inşaası, nehrin doğal yatağının korunmaması ve seddeler içine alınması, konut yapımı, aşırı avlanma, sulak alanların kurutularak tarım arazisi oluşturulması gibi nedenlerle Kızılırmak Deltası’nın doğal durumu bozulmuş, kirlenmiş, hayvan ve bitki türlerinde azalmalar görülmüştür.

* Doğal Hayatı Koruma Derneği’nin çalışmaları ile Uluslararası Önemli Sulakalanlar Listesine dahil edilen delta, 15 Nisan 1998 tarihli 23314 sayılı Resmi Gazete’de Ramsar Alanı olarak ilan edilmiştir. Bugün korunmaya çalışan bu alan, deltanın tümü olmayıp, Karadeniz sahilinin bir kısmını ve gölleri içine alan sınırlı bir bölgedir.

* Deltayı ve deltadaki gölleri korumak üzere 60000 nüfuslu Bafra ilçesinin atıksularını toplamak ve arıtmak üzere kurulan kanalizasyon ve atıksu arıtma tesisi 2000 yılında tamamlanmıştır. Deşarj edildiği Kızılırmak Nehri’nin olumsuz etkilenmemesi (ötröfikasyon sorunu) için azot ve fosfor birimlerini içeren bir tesis olarak tasarlanmıştır.

Doğal ve ekolojik dengenin korunması açısından sulakalanların büyük önemi olduğunu bir defa daha belirtmeyi isterim. Ne yazık ki bugüne kadar Devlet Su İşleri tarafından tarım arazisi kazanma faaliyetleri sonucunda 1952 yılından beri iki yüzün üzerinde sulakalan, sazlık, ya da göl kurutulmuştur. Bunlar arasında Yamansaz, Küçükseyfe, Karagöl, Kastel Gölü sayılabilir. Çorum’da da kurutma çalışmaları yapıldığını hatırlamama rağmen isimlerini bilmiyorum. Okuyucularım bildirirse çok sevinirim.

Korkarım, bir gün, Kızılderili Büyük Şef Seattle’nin 1854 yılında, Amerikalı beyazların kızılderililere ait bazı toprakları satın almak istemesi üzerine söylediği gibi;

“Beyaz adam, anası dünyaya ve kardeşi gökyüzüne sanki satın alınabilen veya yağma edilebilen bir mal gibi, koyunlara ve parlak boncuklara davrandığı gibi davranır. ONUN BU İŞTAHI VE HIRSI BİR GÜN DÜNYAYI YİYİP BİTİRECEK VE GERİYE SADECE ÇORAK BİR ÇÖL BIRAKACAKTIR.”

İstanbul