ANNELER GÜNÜ VE KENAN IŞIK

Bugün “Anneler Günü”nü tüm dünya ülkeleri kutluyor.  Bu güzel olay yurtdışında yıllarca kutlandıktan sonra ülkemizde de kendisine yer bulmuştur.

Yabancılar tarafından ilan edilen Anneler Günü’nün ve benzeri günlerin ülkemizde kutlanması bazılarınca tasvip edilmemesine rağmen, tanrının izni ve katkısı ile en üretici varlık olan annesine, elinde kırlardan topladığı gelincik ve papatyası ile sevgisini ve minnettarlığını gösteren küçük yavrunun mutluluğunu ve sevincini düşününce güzel bir anma vesilesi yarattığına inanıyorum.

Annenin evladına verdiklerini, ona sağladığı sevgiyi, güvenceyi ve desteği bizim yaşa gelenler çok daha iyi bilirler. Çünkü genellikle bizim yaşımızdakiler annelerini, babalarını kaybettikleri gibi zaman zaman arkadaşlarının da kayıp haberlerini alırlar. Onların etrafındaki sevgi yumağı giderek azalmaya başlar.

Emin olun, annenin sevgisini kimse veremiyor. Ona bağlılığınızı onu kayıp ettikten sonra daha da iyi anlıyorsunuz. Sevgili annemi kaybettiğim 8 Ekim 1977’den beri tam manasıyla öksüzüm. Babamın 15 Mayıs 1958 tarihi vefatından sonra o tam bir dişi kuş ve hatta dişi bir kartal gibi bizleri kanatları altına aldı ve hepimize kendi ayaklarımızı üzerinde duruncaya kadar destek oldu.

Onun nefesini dinlemek; sevgisini hissetmek ve hayır dualarını alabilmek için İzmir’den iki veya üç haftada bir Çorum’a geliyordum. Annemin kaybından sonra giderek Çorum’a gelişimin azalması ona olan bağlılığımın önemli bir göstergesi olarak yorumlanabilir.

Bu seneki “Anneler Günü”nde İstanbul’da yaşayan kayınvalidemi eşimle birlikte ziyaret ettik ve kendisine sevgimizi, götürdüğümüz çiçeklerle ifade ettik. Bu güzel günde kayınvalidem çok üzgündü. Çünkü kızı Zeynep Gül (eşim) bir gün sonra önemli bir ameliyat geçirecekti…

Evet, değerli hemşehrilerim, bu yazımı eşimin hastahanedeki odasında kaleme alıyorum. Morali yerinde olan eşimle birlikte Show TV’nin “Anneler Günü” programını izliyoruz.

Son yıllarda tiyatro sanatçılığı yanında televizyondaki programları ile tanınan Kenan Işık “Anneye Mektup” diye güzel bir kompozisyon örneği sundu.

Bu mektubun önemli başlıklarını aşağıda özetliyorum;

* Demiryollarında çalışan babanın ölümü ile anne, bir kız ve üç oğlu ile birlikte 35 yaşında dul kalır. Kendisini çocuklarına adamaya karar verir.

* Ailenin büyük çocuğu olan kızı İstanbul’da Hukuk Fakültesinde okuduğu için anne ailenin muhalefetine rağmen yaşadığı şehri terk ederek diğer evlatları ile birlikte İstanbul’a taşınır. Bu noktada annenin okuma yazma bilmeyerek geldiği yuvasında bunları öğrendiğini belirtmek gerekir.

* Kardeşlerine bakma ve yardımcı olma sorumluluğu hisseden abla, okulunu bırakır ve Demiryollarında çalışmaya başlar.

* Büyük ağbi ve küçük kardeş başarılı bir eğitim sonucunda profesör olurlar.

* Ortanca erkek ise tiyatroya intisap etmeyi ister? Başlangıçta muhalefet eden anne sonunda yedek subay hakkını elde edebileceği bir eğitimi görmesi şartıyla tiyatroya katılmasını kabul eder.

Bu evladın sanat dünyasında ve televizyonlarda tanındığını belirtirken, Kenan Işık’ın yüzüne vuran hisleri, bu ailenin kendi ailesi olduğunu ortaya koyar.

Sanatçı, annesinin 86 yaşında olduğunu duyma yeteneklerini kaybetmesine rağmen, kataraklı gözü ile halen okuduğunu ve evlenmeyen fedakar ablasının annesi ile oturduğunu alkışlar arasında seyircilere duyururken, imkansızlıklar içinde kendisini bugüne getiren annesi ile gururlandığı açık bir şekilde belli oluyordu.

Ne mutlu iyi evlat yetiştiren annelere, ne mutlu bu annelere layık olan evlatlara… Siz annelere hürmetlerimi sunuyor ve bugününü kutluyorum.

İstanbul