ALMANYA’DAKİ RUHSAL PROBLEMLİ ARKADAŞLARIM

Son iki yazımda seyretmiş olduğum “Akıl Oyunları” adlı filmin insanların ruhsal durumu ile ilgili oluşu bu konuda bu üçüncü yazımı da kaleme almama neden oldu.

Bu yazımda Almanya’da beraber okuduğum iki Türk arkadaşımın içinde bulundukları ruh sağlığı durumlarını ve benim üzerimdeki etkisini ortaya koyacağım.

Bu arkadaşım Hannover Talebe Cemiyeti Başkanı olduğu için bir gün bana çok telaşlı bir vaziyette geldi ve hızlı hızlı anlatmaya başladı;

“Ağabey, beni komünistler takip ediyor. Her fırsatta beni kolluyorlar. Bunlar beni ya istasyonda trenin önüne atacaklar, ya da kaldığım yurttaki odamdaki pencereden atacaklar.”

Arkadaşımın anlattığına bir mana verememiş ve hayretle dinlemiştim. Kendisi kendi halinde yaşayan ve politika ile hiç ilgisi olmayan bir kimse olmasına rağmen neden komünistler kendisini öldürmek istesinler? diye düşünmüştüm.

Daha sonra oradaki bazı arkadaşlar onun ruhsal sıkıntıları olduğunu söyleyince rahatlamıştım.

Son gördüğüm “Akıl Oyunları” filminin konusu olan Dr. Nash’ın hayatında yaşadıkları ile karşılaştırdığım zaman bu arkadaşımın şizofreni hastası olduğunu düşündüm.

Büyük uğraşı ve zorluklarla okulu bitiren bu arkadaşımın bir kamu idaresinde oldukça pasif bir şekilde çalışma hayatını sürdürdüğünü biliyorum.

*   *   *

ÜRETEMEYEN ARKADAŞIM

İmar ve İskan Bakanı olunca Ankara’da görev yapan yüksek tahsilli elemanlarımı tanımak ve onları daha etkili değerlendirebilmek için bir rapor istedim.

Gelen raporda Almanya’da Teknik Üniversite’yi benim girdiğim yıllarda bitiren bir ağabeyin ismine rastladım.

Kendisini tanımak için yanıma çağırdığımda, sanki odama Almanya’dan hatırladığım ağabey değil, çekingen ve sessiz bir başkası girmişti. Onunla sohbet etmeye gayret etmeme rağmen, odamda uzun süre kalmayı istemediğini hissettim.

Bir müddet sonra kendisine inşa etmekte olduğumuz “Prefabrik Konut”ların modernleştirilmesi ve geliştirilmesi görevini verdim. Yoğun işlerim nedeniyle birkaç ay kendisi ile görüşmeye fırsat bulamadım. Daha sonra sunuşunu yapmak üzere yaptığımız toplantıda aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen üzülerek hiçbir şey üretmediğini tesbit ettim ve tenkit ederek en kısa zamanda yeniden bir sunuş yapmasını istedim. O sunuşda da hazırlıksız ve önemli bir çalışma yapmadan gelen bu ağabeyi ister istemez ağır bir şekilde ikaz ettim.

Birkaç gün sonra odama gelen Müsteşar yardımcım arkadaşımın eşinin kendisini ziyaret ettiğini, ruhsal sıkıntıları olan eşinin bu görev kendisine verildiğinden beri evde huzursuzluk çıkardığını, çocuklarını azarladığını ve dövmeye teşebbüs ettiğini anlattığını açıkladı ve bu görevi kendisinden almamızı önerdi.

Ben, bu durumda istenileni yaptım. Bakanlığım süresince ve bugüne kadar bir defa daha kendisini görmedim. Kendisinin depresyon yaşadığını tahmin ediyorum.

*   *   *

Ruhsal hastalıkların önemli göstergelerinden iş veya okul yaşamında başarı düşüklüğü, istek ve heves kaybı gibi hususları açık bir şekilde gördüm. Onun için siz de etrafınızda yaşayanları izleyin, bu arkadaşlarda bir bozukluk varsa zaman geçirmeden kendisi ile ilgilenin ve tedavi ettirin.

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

İstanbul, 6 Mayıs 2002