BAYKAL’IN DEĞERLENDİRİLMESİ

Bugün, Marmara Üniversitesi Rektörlüğü’nün Bremen Üniversitesi ile ortaklaşa düzenlediği “Avrupa Birliği ve Türk-Alman İlişkileri” konulu konferansı izledim.

Açılışta Üniversite Rektörü, Almanya’nın Ankara Büyükelçisi, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek adına da, halen Müşteşarlığa vekalet eden Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, hemşehrimiz Bülent Gökgöz konuştular.

Özellikle, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Avrupa Birliği ile ilgili değerlendirmelerini ana başlıklar halinde aktarmayı istiyorum.

* Türkiye’nin Avrupa ile ilişkileri 1963’te değil, 1. Cihan Harbi’nden sonra modernleşme hareketi ile başlamıştır. Her şeye yeni başlıyor değiliz. O dönemde yapılanlar, Rusya’da Büyük Petro’nun yaptıklarından daha kapsamlıydı. Türkiye bu değişimi kendi insanı  için yaptı, yaşamın her alanında köklü reformlar  gerçekleştirdi.

* 2. Cihan Harbi sonrasında Türkiye, demokrasiyi kendi kararıyla, kendisi uygulamaya geçirdi. İktidar partisinin kaybetme pahasına demokrasiye yönelmesi, kendi tercihi ile oldu. Avrupa’da demokrasi arayışı ise özellikle 2. Cihan Harbi sonunda ortaya çıktı. Truman doktrini ve Marshall yardımı ile demokrasiye yönelen ülkeler desteklendi. Türkiye, 2. Cihan Harbi sonunda Avrupa’yı  birleştirme ve kalkındırma düşüncesinin dışında tutulmadı. Yunanistan’la birlikte yardımlardan yararlandırıldı.

Avrupa Konseyi’nin kurucusu oldu. Avrupa’nın yeniden inşaasında daTürkiye, 2. Cihan Harbi’ne girmediği halde dışlanmadı.  OECD ve NATO’da yeraldı. Türkiye, daima Avrupalı kabul edildi. Türkler de kendilerini  Avrupalı kabul ettiler. O zaman Türkiye’nin başkenti Ankara’nın Asya’da olduğu, nüfusun yüzde 90’ının Asya’da yaşadığı, Müslüman bir ülke olarak Avrupa’dan ayrı düşünülmesi gerektiği kimse tarafından ifade edilmedi.

* Türkiye Avrupa Birliği’ne  kurucu üye olarak 1970’lerde komşusu Yunanistan’la  birlikte çağırıldı. Bu aşamada, Türkiye ile Yunanistan’ın dış politikada her adımı  birlikte atmaları düşüncesinden ilk defa uzaklaşıldı. Türk dış politikası büyük  bir darbe yedi. O dönemde AB’ye girilememiş olması, Avrupalı  idarecilerin hatası değil, Türkiye’yi yönetenlerin suçudur.

* Türkiye uzun süredir AB’ye girme gayreti içindedir. AB’ye üye olabileceği 1963’te kabul  edilmiştir. Helsinki’de adaylığı,  Laken zirvesinde ise üyelik görüşmelerine yaklaştığı ifade edilmiştir.  Kopenhag kriterleri belirlenmiştir. Hiçblir ülke üyelik müracaatı için bu kadar bekletilmemiştir. Türkiye üç yıldır beklemektedir. Kopenhag kriterlerinin yerine getirilmesi yolunda Ağustos’ta önemli adımlar atılmıştır. TBMM’den geçirilen kanunlarla önemli değişiklikler  yapılmıştır. Şu anda Meclis’te bulunan iki parti de AB üyeliğini istemektedir ve  gerekli yasal düzenlenmelerin yapılması  için Meclis çalışmaktadır.

*  Almanya Başbakanı ve Fransa Cumhurbaşkanı’nın 2004 sonuna kadar izleme, olumlu görülürse 2005 Temmuz’unda görüşmelere  başlama şeklinde şartlı tarih önermeleri, Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili engellerin artmasına neden olacaktır: 2003 ilkbaharında Selanik’te yapılacak toplantıda 10 yeni üyenin katılım belgeleri imzalanacak, Mayıs  2004’de de 10 ülke AB’ye tam üye olacaktır. Haziran 2004’dee AB Parlamentosu yeniden seçilecek, ve yeni parlamento yetkisini kullanarak yeni komiseri seçecektir.  Mevcut komiser ve ekibi  görevden  ayrılacaktır. Ocak 2005’e kadar yeni komiserlik oluşturulacak ve yeni komiserin göreve başlaması 25 ülkenin onayıyla mümkün olacaktır. Tarihin 2005 Ocak veya 2004 Aralığına çekilmesi bu nedenlerle sorunları  artıracaktır. Aralık 2004’e kadar Yunanistan’la Ege sorunu çözümlenemezse Lahey’e gidilecek, antlaşma sağlansın-sağlanmasın Yunanistan AB’de kalmaya devam edeceği için, Türkiye AB’nin dışında olduğu için yeni zorluklarla karşı karşıya kalacaktır.

* Kopenhag kriterlerinin yerine getirilmesi de yetmeyecek, Kıbrıs’ta çözüm dayatılacaktır. Mevcut durumda Güney Kıbrıs, Kıbrıs’ın tek hakimi olarak kabul edilmektedir ve bugünlerde AB’ye üyeliği karara  bağlanacaktır. Türkiye’nin yaklaşımı ve Kıbrıs’ta 28 yıldır sağlanan durum dikkate  alınmamaktadır.

Cumhurbaşkanı’nın  AB toplantısına  katılmama kararı, AB tarafından dikkate alınmalıdır.

Helsinki’de Finlandiya  Başbakanı’nın Türkiye ile görüşmelerde   Kıbrıs sorununun etkili  olma

yacağı yolundaki sözüne rağmen, şimdi bu şart  ifade edilmektedir. BM planı, 28  yıllık durumu dikkate almayan, Kuzey’in homojen, mütecanis yapısını bozup 20 yılda 70 bin Rum’un yerleşmesini ve iki etnik grubun oluşmasını öngören bir taslaktır. 1. Cihan Harbi’nden sonra sınırlar cetvelle çizildiği halde, burada insanı şaşırtan esnek çizgilere yer verilmekte ve Kuzey’in zayıflatılması düşüncesi  dikkati çekmektedir.

*       *        *

Değerli okuyucularım, bu toplantıda edindiğim izlenim, Baykal’ın ve diğer konuşmacıların, Kopenhag’da Türkiye’nin lehine bir karar beklemedikleri kanısını uyandırıyor ve ümidimizi ortadan kaldırıyor.

Yine de 15 AB üyesi ülkenin yöneticilerinden, Baykal’ın işaret ettiği gerçekleri gözardı etmemelerini bekliyoruz.

İstanbul