KIBRIS’A BAKIŞ (I)

Uzun bir süreden beri Kıbrıs konusunda bir değerlendirme yapmayı istiyordum. Kopenhag Zirvesi’nden önce Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan ortaya koyduğu planın iki tarafca imzalanmasını istemesi, ülkemizde ve dünyada Kıbrıs konusunun ön plana taşınmasına neden oldu.

Bilindiği gibi Kıbrıs sorunu, Filistin sorunundan sonra, Birleşmiş Milletler’in süregelen en eski sorunudur. İki halk arasındaki ırk, din, dil ve kültür ayrılığı, bir diğerine karşı kökleşmiş güvensizlik, Hellenizm felsefesinden hiç eksilmeyen büyük Yunanistan rüyası, tek taraflı AB üyeliği başvurusu ve kabulü çözüm yerine çözümsüzlüğü körüklüyor.

***

Marmara Vakfı’nın 3 Aralık 2002 tarihinde tertiplediği Kıbrıs konulu toplantıda konuşan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Derviş Eroğlu “Annan Planı”nın bir değerlendirmesini yaptı. Burada dikkati çeken bazı önemli hususlar şunlardır:

* 1960 Anayasası yeni bir Anayası ile değiştirilmektedir. İki ayrı  egemen devlet ve onların vereceği yetki ile çalışacak bir “Ana Devlet” olması gerekirken egemenlik “Ana Devlet”e verilmektedir.

* 1960 Anayasasında yer alan Cumhurbaşkanı Yardımcısının (Türk) vetosu kaldırılarak 6 kişilik hükümette yer alacak 2 Türk’den birinin onayına bağlanmıştır. Bu da ileride (15-20 sene) içinde  kuzeye göç eden Rumların nüfus dengelerini etkileyerek parlementoya girmeleri ile sağlanabilecektir.

* Ortaya konulan haritalar stratejik, askeri ve ticari bakımdan sayısız sakıncaları  ortaya koymaktadır. Bu haritalarla iki toplum arasındaki sınırlar ortadan kaldırılmış olup bizi tekrar Rumlarla iç içe yaşatacaktır. Topraklarını ve evlerini terk etmek zorunda kalacak Türklerle kuzeye göç eden Rumlar arasında tekrar düşmanlık gelişecektir.

* 1975’de Klerides ile Denktaş arasında yapılan antlaşma ile mübadele ve göç tamamlanmıştır. Tapular verilmiştir. Onları oradan kaldırıp, Kuzeydeki verimsiz topraklara taşımak mümkün değildir. Bu insanlar taşındığında ekenomik faaliyet duracak. Taşınacak insanlar ekonomik imkanlarını kaybedecekler ve belkide Batı Trakya’da olduğu gibi Kıbrıs’ı terk edecekler.

* Makarios’un uzun vadeli “Kıbrıs Planı” (Adayı Yunanistan’a bağlama veya en azından Rum kontroluna alma) Annan tarafından uygulanmaya konulmuştur.

***

Aradan geçen süre içinde Kıbrıs’da yetişen genç nesil, 1963-1974 arasında yaşanan korkunç olayları aşamadığı ve belkide az hatırladığı için bugün içinde olduğu ekonomik konumuna daha çok bakmaktadır. Güney’de kişi başına milli gelir 16 bin dolar iken Kuzey’de 3000 dolar civarında kalmıştır. Bu nedenle Kopenhag Zirvesi’nden önce sayıları 5-6 bin civarında olan Kıbrıslı Türk Annam Planı’nın kabul edilmesi yönünde miting yapmış ve “Ben Türk değilim. Yunanlı da değilim. Ben Kıbrıslıyım” ifadelerini içeren pankart taşımıştır.

***

Kıbrısla ilgili değerlendirmelerime bir sonraki yazımda devam edeceğim. Bu arada, dün ve bugün izlediğim ve gördüğüm iki konuyu sizlere aktarmayı istiyorum.

***

Dün İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda William Shakespeare’nin yazmış olduğu “OTHELLO” temsilini izledim. Konu Türkler tarafından  alınmaya çalışan Venedikli’lerin kontrolündeki Kıbrıs adasında geçmektedir.

Ellerinden Kıbrıs’ı alan Türklerin Avrupalı ne kadar bağrına  basar diye kendi kendime sordum? Yapılan anketlere göre Avrupalıların yarısı Türkiye’yi Avrupa Birliği’nde görmeyi istemiyor.

***

Bugün Hıristiyanların Noel kutlamaları var. Bu en önemli dini günde ise benim masamın üzerindeki evraklarımın arasında 1963 Noel’inde anneleri tarafından saklandıkları banyo küvetinde Rumlar tarafından katledilen üç küçük yavrunun resimleri duruyor.

O günü, o Noel’i unutmak mümkün mü?

hele hele gerekli önlemleri almadan Annan Planını “VER KURTUL” zihniyeti ile imzalamak mümkün mü?

İstanbul