KIBRIS’A BAKIŞ (lll)

Kıbrıs sorununun 1974’den bu yana bir çözüme kavuşturulamadığı ve 1983 yılında kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) Türkiye dışında hiçbir ülke tanınmadığı tesbitini yaparak yazıma giriş yapmayı istiyorum.

Bu iki tesbit Kıbrıs sorununun dünya devletlerinin isteklerini dikkate alarak kendi görüşlerimizi müdafaa ederek çözmek gerekliliğinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Uzun yıllardan beri sorunun çözümü için gayret gösteren Birleşmiş milletler (BM) Teşkilatı, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanmış bir “Kıbrıs Planı” ile bir noktada Amerika ve Avrupa Birliği’nin desteğini sağlayarak çözüm önerilerini ortaya koymuştur.

***

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Bu planı kabul etmek demek Kıbrıs türklerinin 5-10 yılda sonunu getirmek demektir.” dedi. Ayrıca Denktaş “Toprak konusunda yapılanlar ve istenenler, Kıbrıs Türklerini sefalete sürükleyecek, bir zaman içinde adadan boşalmalarını temin edecek durumdadır.” şeklindeki görüşünü ortaya koydu.

Kıbrıs, Rum kesimi ise, bu planı görüşmeye hazır olduklarını bildirmelerine rağmen halkın yarınadn fazlası (%52’si) bu planı kabul etmeye taraftar değildir. Özellikle iki tarafın kendi özyönetimine sahip olmasına ve toprak tavizine yanaşmamaktadırlar.

***

Dışişleri eski Bakanı İlter Türkmen “Kofi Annan’ın çözüm paketinin 12 Aralık’tan önce imzalanmasına ısrarı boşuna değildi, çünkü aksi takdirde Güney Kıbrıs Türk tarafına karşı hiçbir yükümlülük  altına girmeden AB’ye katılacaktı. Nitekim öyle oldu. Bundan sonra Kofi Annan’ın paketi bir çözümün bütün unsurlarını kapsayan bir belge değil, ancak bir müzakere zeminidir, başka bir deyimle her noktası tartışmaya ve müzakereye açıktır. Eli kuvvetlenen ve takvim baskısından kurtulan Güney Kıbrıs’ın müzakere pozisyonunun şimdi daha katı olması kimseyi şaşırtmamalıdır” demektir.

***

Kopenhag’da 12 Aralık 2002’de toplanan Avrupa Birliği (AB) tercihini birleşmiş bir Kıbrıs’ı üye yapmak yolunda kullanmış ve Kıbrıs’ta çözüm için taraflara 28 Şubat 2003’e kadar süre tanınmıştır.

Bir ülkenin üye olabilmesi için ise AB’yle bir katılım antlaşması imzalanması gerekmektedir. 28 Şubat 2003, bu antlaşmanın yazımının sona ereceği tarihtir. Dolayısıyla bu tarihe kadar Kıbrıs’ta taraflar bir çözüme ulaşabilirlerse KKTC’ye yönelik düzenlemeler de antlaşmanın içinde yer alabilecek ve AB birleşmiş bir Kıbrıs’ı bünyesine katacaktır. Aksi takdirde Güney Kıbrıs AB’ye yalnız girecektir.

***

Kofi Annan’ın çözüm paketi Ada’da iki devletin kurucu anlaşmasıyla Birleşik Kıbrıs Devleti’nin kurulmasını, bu devletin BM üye olmasını, ilk üç yıl yeni devletin eş başkanlarla yönetilmesini, yeni Kıbrıs devletinin türkiye’nin AB üyeliğini veto etmeme gibi bir çok hususu ihtiva etmektedir.

Annan Planı, Türk tarafının bunca yıldır savunduğu siyasal eşitliğin temellerini etmektedir. Ayrıca Kıbrıs türkleri eşitlik bazında devlet yönetiminde söz hakkı sahibi olmaktadır.

***

Toprak ödünü, Rum göçü gibi bazı haklı olan endişelere çözüm bularak, 1960 Londra Antlaşmasındaki Türkiye’nin garantör devlet olma niteliğini koruyarak bir neticeye gidilebilir.

Problemleri yakinen bilen Denktaş, arkadaşı olan Klerides’le karşılıklı ödünler vererek  ve çözüme gitmek için “al-ver” metodunu kullarak 28 Şubat’a kadar bir antlaşmaya varmalı ve birleşmiş bir Kıbrıs AB’ye girmelidir.

Bu adımın Türkiye ile Yunanistan arasındaki yakınlaşmaya katkı sağlayacağını ve Türkiye’nin AB’ye girişini hızlandıracağına da inanıyorum.

İstanbul