NEDEN HEP BİZ KÖTÜLENİYORUZ ?

Geçen hafta İzmir’de Fahriye hanımı toprağa verdikten sonra kısmi felç geçiren ve uzun süreden beri hasta olan arkadaşım Prof.Dr.İzak Kaya’yı ziyaret ettim. İleride bir yazımda sizlere kendisini tanıtmayı isterim.

İzmir’in en güzel ve gelişmiş bölgesi olan Fuar ile Körfez arasında yer Alsancak da bulunan arkadaşımın evinden ayrıldıktan sonra argo tabiri ile buralarda biraz “takıldım”. Sevinç Pastahanesi’nde “beş çayı”mı içtiktensonra bir kitapçıya girdim.

Rafları karıştırırken bir Yunanlı yazar tarafından İletişim Yayınevi tarafından yayınlanmış “GÖÇ, RUMLAR’IN ANADOLU’DAN AYRILIŞI (1919-1923)” başlıklı bir kitap dikkatimi çekti. Bir kenara oturdum ve kitabı hızlı bir şekilde inceledim.

Kitap da istiklal Harbi esnasında ve bilhassa son günlerinde Anadolu’da meydana gelen olaylar ile “Lozan Anlaşması” sonucunda Türkiye hudutları içinde yaşayan 1.5 milyon Rum ile 400 bin Türkün mübadelesinde yaşananlar Rumların anlatımlarına dayanan ayrı ayrı öyküler halinde anlatılıyordu.

Emin olun okuduğum satırların hemen hemen tümü düşmanı hırsız, namussuz ve katil olarak gösteriyordu. Böyle bir kitabı okuyan genç yavrularımız dedeleri hakkında nasıl bir değerlendirme yapacaklar.

Bu kitap da yer alan anlatımlar 1930 yılında Yunanistan da 1930’da kurulan “Küçük Asya Araştırmalar Merkezi”nin arşivlerinden faydalanarak hazırlanmış. Burada dikkati çeken husus oluşturulan bu kuruluş tarafından olaylar unutulmadan kayıtlara geçirilmiş ve arşivlenmiş olması.

Aynı kitabı tercüme eden kişinin giriş kısmında verdiği bilgilerde rastladığım şu satırlar “Türk göçmenlerin verdikleri eserler yok denecek kadar az.” açıklaması beni çok düşündürdü ve üzdü.

Yunanlılar 1930’larda kurdukları Merkez ile mağlup olarak terk ettikleri ve Lozan la Türkiye’ye bıraktıkları “Küçük Asya”yı unutmazken, bizler her zaman öğündüğümüz “hoşgörülük” anlayışı içinde benzeri adımları atmamışız ve boşvermişiz…

Bu ve benzeri kitapları okuyan başka ülkelerin insanları ve hatta yetişen Yunan gençliği bizlere nasıl bakar ve bizleri nasıl değerlendirir. Eminim ki bu kitap gibi yayınlar, “Gece Yarısı Ekspresi” filminin yarattığı korkunç düşüncelere ve imaj bozulmasına artan bir katkı sağlar.

Bizim atalarımız Osmanlı Devleti’nin 5 milyon km2’lik alanından küçüle küçüle kalan 800 bin km2 alanda kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne göç ederken, kaçarken ve sığınırken neler yaşamadılar! Onların yaşadıklarının kayıtları, bilgileri ve kitapları nerede?Hangimiz o aç hatıraları bugün biliyoruz ve hangi belge, bilgi ve yayınlarla gelecek nesillere ulaştıracağız.

İki yaşında Bosna’dan kaçarak Turgutlu’ya gelen Fahriye Hanımın ve ailesinin acı hatıralarını hangimiz biliyoruz? Zaman zaman kendisine sorduğumda ailesinin büyük zulüm gördüğünü söylerdi ama daha da fazlasını bilmezdi…

Kitapcıya girerken üzgündüm. Daha da üzgün olarak çıktım.

İstanbul