BATILILAR VE TÜRKMENLER

Dün gece yarısı kablolu televizyonda çıkan tek Alman kanalında yayınlanan ve bir buçuk saat kadar süren Irak’la ilgili bir Fransız belgeselini dikkatle izledim. Size bu belgeseli kısaca özetlemeyi ve sonra da görüşlerini sunmayı istiyorum.

Almanların I. Cihan harbinde yenilmeleri üzerine İngilizler tarafından işgal edilen Irak’ın 1932 yılında bağımsızlığına kavuştuğunu, buna rağmen petrol şirketleri kanalıyla İngiltere’nin kontrolü elde tuttuğunu, 1958 yılında kanlı bir darbe ile kral Faysal’ın iktidarına son verildiğini, bu tarihten sonra ihtilallerin birbirine takip ettiğini, Arap milliyetçiliğine dayanan Baaş partisinin hakimiyet kurduğunu, yavaş yavaş Saddam Hüseyin’in etkisini artırdığını ve 1972 yılında Irak petrolünün millileştirildiğini ortaya koyduktan sonra Irak’da yaşanan son 30 yılla ilgili durumu merak altına aldı.

1972 yılı ile İran’a savaş açtığı 1980 yılları arasında petrol fiyatlarının artması ile Irak’da yaşanan olumlu gelişmeleri halkın refaha kavuşmasını ve hızlı sanayileşmeyi  anlattı. Bu dönemde Amerika, Almanya, Fransa ve Rusya gibi ülkelerin Irak’la olan ticari ve siyasi ilişkilerinin ne kadar ileri seviyede olduğu açıklanarak, İran’daki Humeyni rejiminin komşu ülkeleri de etkilememesi için Irak’ın yenilenmesi ile sonuçlanan ve sekiz yıl süren Irak harbine  teşvik edildiğini ve cesaretlendirildiği tüm açıklığı ile ortaya konuldu.

Uzun sürer ve bir milyon insanın ölümüne sebep olan bu harbin Irak ekenomisini de çok olumsuz etkilediği ve borçlarını ödeyemez duruma düşdüğünü, Kuveyt’in alacaklarını tahsil etmek için beynelmilel kuruluşlara gitmesinin zaten büyük sıkıntılar içinde olan Saddam’ı kızdırdığını ve bu nedenle Kuveyt’i işgal ettiğini açıkladı.

Kuveyt’den zorla çıkarılan Saddam’ın, Birleşmiş Milletlerce getirilen ambargo ve kısıtlamalar sonunda ekonomik bakımdan çok zorlu günler yaşadığını ve son bildiğimiz gelişmeleri anlattı.

Birleşmiş Milletlerin insani gayeler için satılmasına müsade ettiği petrol gelirlerinin yüzde 13’ünün ayrı (atanan) bir idareye sahip Kürtlere bırakıldığını bu gelirle Kürt bölgesinin şimdiye kadar yaşamadığı bir kalkınma sağladığı yerel yöneticilerle yapılan röportajlarla ortaya konuldu. Ayrıca Irak’da yaşayan Kürtlerin zorla Kürt şehirleri olan Musul ve Kerkük’den çıkarılarak  dağlık bölgeye ve Irak’ın orta kısımlarına (Bağdat’a) ve Güney’e (Bosna’ya) sürüldükleri geniş bir şekilde anlattı. Mesut Barzani’nin babası Mustafa Kemal Barzani’nin Irak’a karşı başkaldırısı efsarevi bir şekilde işlendi ve 3 milyon Kürt’ün varlağı vurgulandı.

Belgeselin son kısmında başlamış bulunan Irak harbinde peşmergelerin vatanlarını (Kuzey Irak’ı, Kürdistan’ı) korumak için siperlerde beklediği gösterildi.

*    *    *

Bu belgesel esnasında dörtyüz yılın üzerinde Irak’a hakim olan Osmanlı’dan I. Cihan Harbi’nin son gününe kadar Musul’u elinde tutan Türklerden, Misaki Milli hudutları içinde olduğu halde Lozan’da binbir oyunla bize verilmediğinden 1926’da batılı devletlerin etkisi altında bulunan Milletler Cemiyeti  tarafından bugünkü hudutlarımızı kabule zorlandığımızdan hiç bahsetmedi.

Bugünkü Kerkük ve Süleymaniye’yi de içine alan Musul vilayetinde 7. yüzyıldan beri Türkmenlerin  yaşadığından ve buralarda hükümdar olduklarından, Bağdat’ın fethinden sonra tüm Irak’da önemli bir Türkmen nüfusunun olduğundan hiç bahsetmedi.

Utanmadan I.Cihan Harbi sonunda özellikle Kuzey Irak’da yaşayan üç milyon Türkmen’in yaşadığından Türkiye’nin ilgisizliği sonucu bunların büyük bir çoğunluğunun Bağdat’a ve Basra’ya sürüldüklerinden hiç bahsetmediler. Yaşanan baskı rejimi sonunda bugün Kuzey Irak’da 600 bin türkmen’in olduğuna hiç temas etmediler.

*    *    *

Kendi kendime düşündüm, acaba bu bir tesadüf mü idi? Bugün bütün Batı ülkeleri bizi Kuzey Irak’a girmemiz için şiddetle ikaz ediyor. Avrupa Parlamentosunun oralarda hiçbir işimizin olmadığını söylerken, Belçika Kuzey Irak’a girersek Avrupa Birliği’ne alınmayacağımızı ileri sürüyor. Almanya patriot füzelerini kullanmak üzere gönderdiği askeri teknik personelini geri çekeceğini bildiriyor.

Amerika ise tezkere ile yaşadığı düş kırıklığına temas etmeden Türkiye’nin Kuzey Irak’da olmasını gerektiren bir durum olmadığını ince ve politik bir yolla açıklıyor.

*    *    *

Üç milyon Kürt’e tüm dünya neden sahip çıkıyorda neden üç milyon Türkmen’e sahip çıkmıyor? Neden biz politikamızı etkili kullanarak Birleşmiş Milletlerin petrol gelirlerinden dağıttığı paydan Türkmenlerin pay almanısı sağlayamadık? Neden onların haklarını ve ülke çıkarlarımızı korumak için sağlanan imkanları elimizin  ucu ile ittik? Şimdi de neden kaçan imkanların bir kısmını sağlayabilmek için telaş içinde koşturuyoruz?

İnşallah burnumuzun dibinde oluşacak gelişmeler korktuğumuzu başımıza getirmez…

NOT: Basından şehrimizde yapılan Belediye Encümen seçimlerini AKP’nin kazandığını ve 22 üyeyi aldığını, CHP’nin ise 9 üye ile temsil edileceğini öğrendim. Seçilenleri tebrik ediyor, şehrimizin kalkınması için hizmetlerini bekliyor ve tebrik ediyorum.

İstanbul