ENDÜLÜS ŞEHİRLERİ

İspanya’da 781 yıl hakim olan Arapların halen tesirinin devam ettiği bölge Endülüs’dür. (Andelusien). Buranın her bir köşesinde bu dönemi bir turist olarak dolu dolu geçmişi yaşarsınız. Her yerde bulunan ziyaret edilen Alcazarlar ismi bizde de kullanılan Arapça Kasım kesilisinden gelmektedir. (al-yasr). Endülüs’ün ortasından akan nehrin ismi Guadalkivir olup Arapça’da Guad nehir manasına gelmektedir. Bugün İspanya denince akla gelen gitar Türklerin ve Arapların kullandığı bir aletin belirli değişikliğe uğramış şeklidir. Tef aletinde yer alan ziller Flamen müziği eşliğinde oynayan kızın parmaklarında yerini almaktadır. Bu müzikde de o dönemin etkisi vardır.

Ben de Granada, Sevilla, Rondo ve Malaga’yı gezerken özellikle Araplar ve Berberler tarafından 781 yılda bırakılan eserleri görmeye önem verdim. Bu noktada o döneme İspanya’da Arap devri değil, Mouro devri denmekte olduğunu belirtmeyi isterim. Mouro kelimesinin karşılığı koyu tenli manasına gelmekte ve elimdeki gezi kitabında ve broşürlerde (Almanya) buraya gelen insanlara Maure dendiğini ve bunun o dönemde bugünkü Fas’ın Romalılar devrinden beri Mauretania (Moretanya) şeklinde isimlendirilmesinden kaynaklandığı belirtilmektedir.

Tarık komutasında 711’de İspanya geçen 7500 kişilik ordunun 500’ü Arap 7000’i Berber askerinden oluşmakta idi. Endülüs devrinde İspanya’da Araplar ve Berberler arasında karşılıklı iç harpler olmuş ve bazı bölgeler Berber kökenliler tarafından ayrı krallık olacak. İdare edilmiştir. Bugün Tunus, Cezayir ve Fas’da yaşayan Berberlerin büyük bir çoğunluğu Arap işgali esnasında Araplaştırıldıklarına iddia etmektedirler.

Bu dönemi vezenginliklerini sizlere anlatmam islamın tesirinin halen görüldüğü şehirleri tanıtmam için bir kitap yazmam gerekir. Sizleri sıkmamak için vereceğim bilgileri Endülüs dönemi eserleri ile sınırlı tutacağım. Daha önce gezmiş olduğum Cordoba, Radiz, Madrid, Toledo, Barselona gibi yerleri fırsat buldukça ileri de zaman zaman anlatacağım.

*    *    *

GRANADA

Sierra Neva’da dağları eteklerinde bir tepede kurulu bulunan özellikle Nesrinden döneminde 14. yüzyılda inşa edilen  Elhamra (Alhambra) sarayı ve bahçesi o dönemin bana göre İspanya’da geriye bıraktığı en önemli mirasıdır ve eseridir. Sergilediği mimarisi de korosyonu ve ince işçiliği yanında geniş avlular, havuzları bahçeleri ile insanın gezmekten büyük zevk aldığı ve ayrılmak istemediği bir yerdir.

Sarayın her bir köşesi harika güzellikle dolu olup, “Aslanlı Avlu” bunlar arasında en harikası sayılabilir. 124 mermer direk tarafından taşınan yapının ortasında 12 aslan heykelinin taşıdığı havuz ve aslanın ağzından suların aktığı çeşme bulunmaktadır. O zaman inşa edilen caminin yerinde bugün Maria’de la Alhambra kilisesi bulunmaktadır.

Sarayın giriş kapısı üzerinde bulunan öne açık el şeklindeki kabartmanın barış simgesi olduğu kadar İslamın beş şartını da gösterdiği ifade edilmektedir.

Sarayın en yüksek gözetleme kulesi (16 m genişliği ve 27 metre yüksekliği) Nasriddin Krallığının kurucusu Muhammed ben Nasır Ibn al-Ahmar tarafından inşa edilmiştir.

Sarayın hamamının giriş kısmının üst bölgesinde kör müzik sanatçılarının eserleri çaldıkları bir de özel kısım bulunmaktadır. Romalılar döneminden geliştirilen Bizans ve Osmanlı’da rastlananlara benzemektedir.

  1. yüzyıldan kalma üç Arap evi Elhamra Sarayı yer almaktadır.

Buğün “Generallife” olarak isimlendirilen bahçe Granada Kralı’nın uzun süre kaldığı ve dinlendiği bir yer olarak anlatılmaktadır. Aynı zamanda müthiş bir zenginliğinde göstergesidir. Havuzların ve fıskiyelerin yer aldığı bahçe bir cennet köşesi olarak yorumlanabilir.

Elhamra Sarayi’nin bir bölümünde ilk islam üniversiteside o dönemlerde kurulmuştur.

O döneme ait kale surlarının bir kısmı halen sağlam olarak Granada şehrinin bugünkü yerleşiminin etrafında yer almaktadır.

SEVİLLA

712 yılında Araplar tarafından alınan şehir uzun bir süre Endülüs krallığına başşehirlik yapmıştır. 1248 yılında Kastilya kralı Fernando III tarafından geri alman şehir Amerika’nın keşfi ile büyük önem kazanmıştır. Yeni dünyadan getirilen altın burada taşa dönüştürmüştür. Diğer bir ifade ile yapılar yapılmıştır. Bunlar arasında dünyada en büyük olan Katedral sayılabilir (Roma’daki Peter Dom ve Londra’daki Pauls Kilisesi’nden sonra üçüncü). Bu Katedral bir cami üzerine inşa edilmiştir. Bu camiye ait olup 1176 yılında inşa edilen minaresi bugün bu yapının can kulesi olarak kullanılmaktadır. Ayrıca camiye ait abdest alma yeride halen mevcuttur.

Bugün şehrin ortasında Alcazar ismi ile yer alan kral sarayı Romalılar devrinden kalan ticari ve askeri bir yerleşim üzerine 9. yüzyıldan itibaren kurulmuya başlamış 12. yüzyılda oldukça tamamlanmıştır. 16. yüzyıla kadar Hıristiyan krallık tarafından değişiklikler ve eklemeler yapılmıştır. Elhamra sarayına benzer süslemelerin yer aldığı o dönemdeki islam sanatının güzel bir örneğidir. Bahçesi ve havuzları ilgi çekicidir.

Santa  Cruz eski bir musevi bölgesi olup bugüne kadar aynen korunmuş dar sokakların eski evlerin otele ve lokantalara dönüştürdüğü güzel bir turistik alandır.

Guadalquivir nehri kenarında yer alan ve Alcazar sarayı ile bağlantılı ve yıkılmış bulunan şehir duvarları ile devamı olduğu düşünülen diğer bir yapı “Altın Kule”dir. (La Torre del Dro) Altın kule ismi bir zamanlar kuleyi kaplayan altın çinilerden gelmektedir. 1220 yıllarında limanı ve nehri kontrol etmek gayesi ile kurulmuştur.

RONDO

Mağaralarda 25000 yıl önceye ait (taş devri) duvar süslemelerinin rastlanıldığı bu şehirde çok sayıda Roma dönemi eserleri bulunmaktadır. Gırnata Krallığı’nın bir vilayeti olarak 1485’e kadar kalmış ve daha sonra Hıristiyanların eline geçmiştir. Buradaki saray Napolyon’un istilası sırasında yanmıştır. Caminin temelleri üzerine  bugünkü Santa Maria Katedralı (kilisesi) kurulmuştur. Burada da minare kilise kulesi olarak kullanılmaktadır. Vadinin alt kısımlarında Endülüs döneminde kalma köprü ve hamam bulunmaktadır.

1501 yıllarında burada kalan Mourolar’ın (Moriskler) bir ayaklanması olmuştur. Dağlar üzerinde 1100m yükseklikte iki tepe üzerinde kurulu bu şehir modern boğa güreşinin beşiği kabul edilmektedir.

MALAGA

Finikeliler devrinde bile deniz kenarında oluşu ve geniş bir tarım alanına hintlerland (gerideki ilgili alan) olarak sahip olması nedeniyle önemli olmuştur. Arap döneminde Malaga, Afrika ile bağlantıda bir köprü başı görevi yapmıştır. 10 yıl süren kanlı bir savaştan sonra 1487 yılında Katolik krallık tarafından ele geçirilince Granada da kalan son Endülüs devletinin deniz ile bağlantısı kalmamıştır. Bu ise bu devletin sonunu hazırlayan önemli nedenlerden birisi almıştır.

Mevcut kalabilen kale duvarları Nasriden hakimiyeti dönemlerinden kalanlardır. Buradaki sarayı küçük ölçekli olup Elhamra sarayına çok benzemekte iken korunamamış ve çok az bir kısmı kalmıştır. 20. yüzyılda yeniden benzeri inşa edilmiş ve bugün arkeoloji müzesi olarak kullanılmaktadır.

Malaga Katedrali (kilisesi) Malaga’nın Araplardan alınmasından sonra mevcut bir caminin yerine inşa edilmiştir.

*    *    *

Sizlere bu çok önemli Endülüs şehirlerini çok kısa anlattığım için üzgünüm. İnşallah imkanınız olursa sizde gelir görürsünüz. En azından islam tarihi için çok önemli olan bu dönemi Türkçe yayınlardan izleyeceğinizi ümit ederim.

Fuengirola-İspanya