AVRUPA GÜNÜ VE TÜRKİYE

Dün ve bugün Marmara Üniversitesi’nin Avrupa Topluluğu Enstitüsü ve İtalya’nın Brescia Üniversitesi’nin işbirliği ile yürütülen “Avrupa Birliği ve Türk-İtalya İlişkileri” konferansını takip ettim. Bilindiği gibi bugün “Avrupa Birliği Günü” olarak tüm Avrupa ülkelerinde ve birkaçyıldan beri de Türkiye’de kutlanmaktadır.

Biz bu günü ülkemizde buruk bir şekilde kutlamaktayız. Bunun medeni 12 Eylül 1963 tarihinde, yani bundan yaklaşık 40 yıl önce, Türkiye’yi (o zamanki ismi AET olan) Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Gümrük Birliği’ne götürecek ve tam üyelği sağlayacak ortaklık anlaşmasının (Ankara Anlaşması) imzalanmış olmasına rağmen AB trenine halen atlayamamış olmamızdır.

*    *    *

  1. Cihan Harbi’nden sonra kendisine zorla kabul ettirilen Serv Antlaşmasıı Batılı güçlere karşyı sürdürdüğü bağımsızlık savaşı sonunda lozan antlaşması ile değiştiren Atatürk harbin sonunda Batı ile artık düşmanlık yok demiş ve Batıyı Batı yapan temel değerlerin sahiplenmesi için arkadaşları ile birlikte çok önemli adımlar atmıştır.

Bu konuda 1920’li yıllarda söylediklerini aşağıda veriyorum;

“Avrupa kıtası topluma ve uygarlığı, Türkiye’nin doğu sınırından itibaren batışa doğru başlar.”

“Memleketler çeşitlidir. Fakat medeniyet birdir. Ve bir milletin gelişmesi için de yugane mediniyete katılmak lazımdır. Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü… Kendisini Avrupa milletlerine bağlayan bağları kestiği gün başlamıştır. Bu bir hata idi. Bunu tekrar etmeyeceğiz.”

*    *    *

Hala 40 yıldır sonuçlandıramadığımız bu olayın tümü bizi içlerine almak istemiyor diye Avrupalılara mal edilemez. 1970’li yılarda ülkemizi yönetenler ve yetkililer gereken kararı alamadılar. Avrupa treni iki kere bizim istasyona geldi. Birisi 1974’de Demirel zamanında, öteki 1978’de Ecevit zamanında… İki defa biz bu treni kaçırdık.

Bunun hikayesi uzun belki ileride yazarım.

*    *    *

1987 yılında Turgut Özal Avrupa Briliği’ne (o zamanki adıyla ortak pazar) ilk resmi üyelik başvurumuzu yaptığında bakın o zaman ne diyor:

“Uzun ince, yokuş bir yolun başındayız. Zorluklar olan bu yolda uzun müzakereler olacaktır. Hiç beğenmediğimiz, İstemediğimiz lafları duyabiliriz. Sabırlı, dikkatli, hesaplı olmamız mecburiyeti vardır”

*    *    *

Türkiye’nin AB’ye girmesine, yalmnız Türkiye’nin siyasi irade sergilemesi yetmez. Bu ancak AB ülkelerinin de siyasi irade göstermeleri ile mümkündür.

Türkiye’nin şu andaki durumu bile AB ile müzakerelerin başlangıcı için yeterlidir. Meclis’te bulunan iki partimiz, AKP ve CHP, ciddi bir irade sergilemektedirler. AB’ye girmek için siyasi irade ortaya konmuştur. Türkiye 2003 yılında 6. paketi çıkararak Kopenhag kriterlerini tamamlayacak, diğer ifade ile ev ödevini bitirmiş olacaktır. Bu durumda Türkiye’nin 2005’de müzakerelere başlaması gerekir.

Ne yazık ki 2004 sonunda Türkiye ile müzakerelere başlanıp, başlanılmamasına 15 değil 25 ülke karar verecektir. O zamana kadar hazırlanan “Avrupa Konvansiyonu” yürürlüğe girecek, yetkileri artan “Avrupa Parlamentosu” seçimi yapılacak Komisyon ve Komisyon Başkanı” düşecektir. Bütün bunların etkisi yanında “Kıbrıs”  ve “Yunanistan sorunları” öne sürülecek yeni bir engelleme durumunda karşımıza çıkarılabilir.

Avrupa Birliğine muhakkak girmeliyiz. Türkiye asırlardan beri hem tarihi ve hem de sosyolojik olarak Avrupa’nın içindedir. Bu birliktelik devam etmelidir.

İstanbul