KIBRIS’TA HAFTA SONU

Bu hafta sonunu, Kıbrıs’ta, KKTC Başbakanı Dr. Derviş Eroğlu’nun davetlisi olarak geçirdim. Kuzey Kıbrıs’ı, 13 üyeli Serdar Denktaş’ın “Demokrat Parti”si ile 20 üyeli Derviş Eroğlu’nun “Ulusal Birlik Partisi”nden oluşan bir koalisyon hükümeti idare etmektedir.

Ulusal Birlik Partisi’nin 14. Olağan Kurultayı’na Türkiye’den davet edilen parti ve kuruluşlar arasında Akademik Konsey Başkanlığı’nı yaptığım Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı da bulunmaktaydı. Ben de vakfı orada temsil ettim.

***

Bugüne kadar hiçbir partiye üye olmayan benim, ilk katıldığım kurultaydı. Karşılaştığım coşku, katılım, müzik, halk oyunları beni etkiledi. Parti kurultayına gençlerin katılımını ve organizasyondaki etkinlerini görünce Danışma Meclisi’nde bulunduğum sırada zaman zaman kardeşim Mehmet’i de yakınen tanıma fırsatı bulan Rize Danışma Meclisi Üyesi Şadan Tuzcu’nun, “Hoca, sen bu işi bilmiyorsun, git kardeşini gönder” deyişini hatırladım. Kardeşim Mehmet de arkadaşım Şadan gibi siyasete gençlik dönemlerinde başlamışlar ve siyasetin kendini ve belki de ülkemize has özelliklerini iyi öğrenmişlerdi. Diğer bir ifade ile “Siyasetin Mutfağı”nda pişmişlerdi.

Bir milletvekili, “Sözüm Meclis’ten İçeri” isimli kitabında bakın bu konuda neler söylüyor;

“Milletvekilliği ciddi bir iş, birikim ve deneyim gerektiriyor… Galiba çözüm, kişinin önce teşkilatta çalışıp parti deneyimi kazanması, ondan sonra da siyasetteki merdiven basamaklarını birer birer çıkması…

Siyasetin doğal merdivenlerinde adım adım yükselip kendi marifeti ile Meclis’e gelen bir milletvekili çaplıdır, kolay yönetilmez. Onu yönetmek için ondan çaplı olmak lazımdır…”

***

Sayın Eroğlu’nun yaptığı konuşma, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın görüşler ile büyük bir paralellik arzediyordu. Bu konuşmadan bazı başlıkları aşağıda değerlendirmenize sunuyorum;

l Bugün her zamankinden farklı bir mücadele içindeyiz. İçte ve dışta devletimize, varlığımıza ve geleceğimize dil uzatanlar var. Burada onlara geçit vermeyeceğimizi hep bir ağızdan bir kere daha haykıracağız.

l Devletimizin ve egemenliğimizin temel alınmadığı hiçbir formüle evet demeyeceğiz. İki kesimliliğin ortadan kaldırılmasına, Anavatanımızın garantörlüğünün zarar görmesine asla izin vermeyeceğiz.

l Halkımızı bölmek isteyenlere, teslimiyetçilere, ver-kurtulculara, devletini, toprağını, halkının geleceğini siyasi emellere alet edenlere “Dur” demek için buradayız.

l Devletimizi ortadan kaldıracak çözümlere zemin yaratmak maksadıyla önümüzdeki seçimleri kullanmak isteyenlere geçit vermemek için buradayız.

***

Cumartesi akşamı geç saatlerde Girne’de kaldığımız Dom Oteli’nden çıkarak kordonda yürüyüş yaptık. Eğlence yerlerinin ve lokantaların yer aldığı liman bölgesinde Denktaş’ın sınır geçişlerine müsaade etmesinden sonraki durumu inceledik.

Birkaç defa geldiğim bu bölge genelde çok sakin ve neredeyse ıssız iken, bu defa çok canlı ve kalabalıktı. Bunun nedeni son birkaç haftada Adanın 800 binlik nüfusunun yaklaşık dörtte birinin karşı tarafı ziyaret etmesidir. Her iki tarafın gençleri liman bölgesini canlandırmışlardı.

Eminim ki, bu buluşmalar nihai bir anlaşmaya yönelik köklü bir etki yapmayacak da olsa uzlaşma çabalarının artmasına önemli katkı sağlayacaktır.

***

Pazartesi sabahı bizi Geçitkale Havaalanı’na götüren, 1976 yılında Trabzon’un Maçka ilçesinden Kıbrıs’a gelen ve devamlı yerleşen bir ailenin oğlu olan taksi şoförü, Kıbrıs’ta bu yıl sonunda yapılacak Meclis seçimlerinde, halkın ruh hali göz önüne alındığında siyasi bir değişimin meydana geleceğini, “Annan Planı”nı aynen kabul eden ve Rumlarla işbirliği yaparak 2004’te AB’ye birlikte girmeyi isteyen sol partilerin çoğunluğu alabileceklerini belirtiyordu.

***

Bu ziyaretim sonunda da Kıbrıs sorununun çözümünün ne kadar gerekli olduğuna bir defa daha karar verdim.

İstanbul